25 Nisan 2022

Yola çıkmaya hazırlanın!


Ramazan ayının sonuna yaklaşıyoruz. Her birimiz kendi gücü nispetinde heybesini doldurdu ve uzun bir yolculuğa çıkıyoruz yakında. Gelecek Ramazan ayına kadar sürecek, meşakkatli bir yolculuk olacak bu.

Yemediğimiz ve içmediğimiz vakitleri geride bırakacak ve bedenen gayet zinde olmayı, en azından aç ya da susuz olmamayı planladığımız 11 ay sürecek bir yolculuk olacak bu.

Bayrama erişemeyenler olabileceği gibi, gelecek 11 ayın herhangi bir gününde, aramızdan herhangi birileri de mezarlara dökülmeye/ekilmeye devam edecek. Ve fakat yolculuk bitmeyecek ve kıyamete kadar devam edecek. Yolda hep birileri olacak. Yol boş kalmayacak. Yolun bize ihtiyacı olmayacak yani! Bizim yola ve yolculuğa mecburiyetimiz olacak.

Büyük hedefleri olanların durmaları düşünülemez, duranların yaşadıklarına hayat denemez. Ölüm bir durmaktır zira; yeri belli ise bir mezarda yahut herhangi bir yerde toprağa karışmış olarak durmak. Duran ölüdür, duran bedendir. Ruh duramaz, durdurmazlar onu, ölümsüzdür.

Ramazan ayı için yaptığımız planların bile birçoğu akamete uğradı yani yarım kaldı ya da hiç başlanamadı. Bundan sonraki 11 ay için yapacağımız planların da akıbeti meçhul olacak.

Uyuduğumuzda uyanma ihtimalimizin bile kesin bilinemediği dünyada, küçük kafamızın içinde yapılan bir planın sonucundan emin olmak nasıl mümkün olur ki?

Planların en büyüğünü yapan ve mutlaka planı gerçekleşecek olan yalnız ve sadece Allah(cc)’dur. Bizim kulluk ettiğimiz Rab O’dur.Kainata koyduğu sebeplere riayet edenlerin -kim olursa olsunlar- planlarının gerçekleşmesine izin veren de O’dur.

Bu Ramazan ayından en azından itikadımızı yani inancımızı düzeltmiş olarak ayrılmayı başarmalıyız.

Onun, bunun planlarının gerçekleşme ihtimaline inandığımızdan, birkaç milyon daha kesin bir inançla, kainatın Rabbinin onlar olmadığından emin olmak zorundayız.

Batıldan ve onun tüm temsilcilerinden korktuğumuzdan, birkaç milyon kez daha büyük bir korkuyla Allah(cc)’dan korkmak ve korkulmaya layık olan ilahımızın O olduğundan emin olmak durumundayız.

Her olayı ve kişiyi illa bir plana bağlayacaksak bunun ilahi ferman olduğunu asla unutmamak makamındayız. Müslümanlık tam da bu makamın adıdır zira. Kul olmanın, bütün saltanatlardan üstün olduğu bir makam!

Zaman nehrinde sürüklenen çer çöp gibi bir yolculuk etmek, insan şanına yakışır bir hal değildir. Bize sağlam gemiler ya da lüks yatlar yakışır! Sonu cennete çıkan bir yolun yolcularının namı büyük olacaktır. Düşmanı çok olacaktır. Taş atanı, gemilerini deleni hatta sularını bulandıranı çok olacaktır.

Ramazan ayı boyunca bulunduğumuz rahmet ve mağfiret limanı, bizi 11 ay götürecek her türlü ihtiyacın yüklenme zamanı idi adeta. Gemiciler bilirler, uzun yola tedariksiz çıkılmaz. Yolda bir limana uğradığında başına neler geleceği bilinmez. Başkalarının limanlarından ihtiyaç giderme umuduna bel bağlanmaz. Daha da kötüsü, gemisi batan ya da erzakı biten genelde yolda kalır, onları kurtaracak biri genelde bulunmaz.

Tek tek hazırlandığımız bu yolculukta yalnız olmayacağız. Fırtınalı zamanlarda desteklerine güvenilecek kardeşlerimiz yanımızda olacaklar, olmalılar. Yorulana yeniden güç aşılayacak, ayağı kayanı yere kapaklanmadan tutacak, dizlerinin dermanı biteni omuzlayacak kardeşler hep olmalı.

Bu yüzden Mü’minler kardeştir ve bu yüzden Ehli Sünnet olanlar aynı zamanda bir cemaattir.

İşte bayram dediğimiz şey tam da budur; kardeşlerinle birlikte aynı hedefe giden bir gemiye binmiş olmak ve yola koyulmak. Uzun yol ve eziyetlerine katlanacak kadar güçlenmiş olmak ve yeterli miktarda azık hazırlamış olmak.

… “Azık hazırlayın; şüphesiz azıkların en hayırlısı takvadır”… (Bakara 197)

Takva ise; Allah(cc)’in bizi yasakladığı bir iş üzerinde görmemesidir!

18 Nisan 2022

Ramazan denge ayıdır


Dünya tezatlar yurdudur. Onda hiçbir yerde ve hiçbir zaman, her şey güllük gülistanlık olmadığı gibi, her şey de elem ve kederden ibaret olmaz. Biraz ondan, biraz bundan gelir gider ve hayatın devranı böylece devam eder.

Gece ile gündüz gibi hayatın anlamını ve düzenini sağlayan olaylar kadar, hak ile batıl gibi insanın varlık ve devamını tayin eden zıtlıklar da vardır. Bunlar sürekli olmazlar. Bazen kutuplarda uzun süren geceler ya da gündüzler gibi, hakkın veya batılın üstünlüğü uzun sürse de, nihayetinde devran mutlaka değişir.

İnsanlar ve hadiseler de hep aynı kalmaz ve olmazlar. Zamanla her şey gibi onlar da değişir. Zaman ve zemin değiştikçe, ortam ve şartlar geliştikçe, aynı insanlardan bambaşka kişiler çıkabildiği gibi, aynı sebeplerden bambaşka olaylar ortaya çıkabilir.

Ramazan ayı gibi mübarek ve mukaddes zaman dilimleri de böyledir. Onun gelmesi ile yaşanan sevinç ya da bereket, her yerde farklı olsa da, şartlar kimine seyran olur, diğerine figan.

Mesela, Kudüs’ün Ramazanları hep hüzünlüdür. Gerçi esir olanın nesinde hüzün olmaz ki?

Ama Kudüs, her Ramazan ayına bir düğüne hazırlanır gibi süslenerek girer. Umudu ve sevinci öyle büyütür, öyle büyütür ki, ne dökülen kan, ne çiğnenen hürmetler, ne işgal ne de yakılan ateş engelleyemez Ramazan’ın bereket ve rahmetini, huzur ve sevincini!

Zaten asıl mesele; her şeyin yolunda olduğu yerde bir Ramazan sevinci yaşamak değil, her şeyin yolundan çıktığı yerde bu bilinci kuşanmaktır.

Allah(cc) Ramazan ayını bize ikram etmiştir, bizim dışımızdakilerin böyle bir ikramdan nasipleri yoktur. Onlardan asgari saygı beklemek bile çoğu zaman duygu israfı olur.

Her birimiz kendi şartlarında, kendisinden beklenen kadar bir şeyler yapmakla yükümlüdür. Hassasiyetler önemlidir elbette ama değiştirme imkanımız olmayan bir konuyu saplanıp kalmak ve yanı başımızda müdahale etmeye gücümüzün yeteceği meseleleri ıskalamak büyük bir kayıp olur.

Kudüs ve Filistin meselesi, sloganların sislerinin ardında kaybettiğimiz bir mevzu olmaktan çıkmalı ve fıtratın kanunlarına göre atılacak adımlara yön verecek bir şuura dönüşmelidir. Aksi halde, kınamalar ve başarısız boykotlarla kendimizi komik duruma düşürmekten başka bir başarı elde edemediğimize hepimiz şahidiz.

Hemen hepimizin bildiği bir hadisten mülhem; bir kötülük ortaya çıktığında onu eliyle düzeltmek güç ve otorite sahiplerinin işidir, diliyle düzeltmek ilim ve irfan sahiplerine düşer, kalbiyle buğzetmek ise iman ve vicdan sahiplerinin tavrıdır.

Ancak; bir gelecek projesi, bir değişim planı, bir ümmet misyonu, bir kurtuluş savaşı düşünülüyorsa, bunu yapmak için, toplumun her kesiminin her türlü katkısına ihtiyaç vardır. Ne ki, işin başı ve temeli organize ve plandır. Bunun olabilmesi için de birlik ve ittifak şarttır. Yoksa herkesin kendi ölçeğinde yapacağı bir planla ya da programla, küresel çetelerle ve emperyalistlerle başa çıkılması mümkün olmaz.

Müslümanlığımızın olgunluğundan bahsedebilmemiz için; iman, fikir, şuur ve hareket alanlarında dengeli olmak herhalde ilk adımımız olmalıdır. Dengede duramayanların başkaları ile el ele olmaları da düşünülemez zaten. Düşmemek için yardım almak amacıyla başkasının elinden tutanın pratikte pek bir değeri ve katkısı yoktur.

Ramazan ayı ile edinmeye çalıştığımız dünya ve ahiret dengesini, kendi benliğimize ve içinde bulunduğumuz ya da bizi etkileyen olaylara uygulamamız gerekiyor. Bizim için asıl meselenin ahiret olduğunu ve her konuyu bununla değerlendirmek zorunda olduğumuzu ama dünyaya bigane kalmamızın da mümkün olmadığını biliyoruz.

Dünyada hayatın devamına sebep olan zıtlıkların, nasıl bir denge ile devam ettiğini idrak ederek, karşılaştığımız kişi ya da olayları doğru kefeye koyarak dengemizi sağlamaya devam edebiliriz. Teraziyi devirmeden dengede kalmak hayatta elde edilecek en güzel başarıdır.

Her şeyin zıddıyla kaim olduğu dünyamızda, şeytanın kıyamete kadar izinli olması bize bir şey anlatıyor. Onu yok edemeyiz ve böyle bir hedefimiz de olamaz. Ona rağmen dengede kalmak ve dümdüz yürümeye devam etmek, bütün meselemizdir.

11 Nisan 2022

İnancımızın temeli ahde vefadır


Mübarek zaman dilimindeyiz. Her işimizi daha bir dikkatle, incelikle yapmaya çalışıyor ve bu bir aylık bereketten en çok nasıl faydalanırız diye hesaplar yapıyoruz.

Geçip giden bir cennet ırmağından kaselerimizi doldurmaya, kana kana içmeye çalışıyoruz. Yeryüzüne indirilmiş olmamıza bir virgül koyup, göklerin kapılarını zorluyoruz.

Ramazan ayı bizi; aslımıza, ruhumuzun geldiği yere, ait olduğumuz ana vatanımız cennete, yaratılış sebebimizin sırrını çözmeye, bunların dünyalık ifadesi olarak da, kazananlardan ve bağışlananlardan olarak bayrama götürüyor.

Cehennemden azat olmak için bu nehrin bereketiyle yıkanmak, orucun hikmetli nefesiyle konuşmak, kulluğun onurlu haliyle gidişata kulaç atmak yeterli oluyor.

Ancak her şeyin temeli olan bir şey var. Her şeyin başlangıcı olan ve onsuz kağıttan bir kulenin bile ayakta duramadığı bir şey!

Ahde vefa; söze sadakat, sözünde durmak, dediğinin arkasında olmak, yaptığının hakkını vermek, anlaşmaya uymak.

İnancımızın temel çıkış noktası neresidir sorusunun cevabı da ahde vefadır. Zira, bize;“ne zamandan beri Müslümansın” diye sorulsa, cevabımız “Kalubela’dan beri” oluyor. Yani Alemlerin Rabbi ile ahitleşmemizden, O’na söz vermemizden beri Müslümanız, teslim olmuşuz.

Esasen Müslümanlık teslimiyet olarak tercüme edildiğinde, bir söze yani ahde teslimiyet anlamına geliyor. Kimse bizden iddia etmediğimiz bir şey istemiyor. Biz bir söz verdik, şimdi hayatımız boyunca bu söze sadık olmamız isteniyor.

Dünya hayatının temel imtihanı, doğruluk yani dürüstlük, yani söze sadakat, yani ahde vefadır. Bu temel noktada başlıyor bütün ayrışma ve bütün tartışma.

Hak ve batıl kavgasının temeli de budur. Sözünde duranlar ve durmayanların kavgası.

İslam davetinin özeti de budur; sözünde durmaya çağrı, büyük ahde ve bütün ahdlere vefa çağrısı.

Büyük ahde vefa gösteren herkesten doğal ve hayati bir netice olarak, dünya hayatı boyunca verdiği tüm sözlere de sadık olması beklenir.

Doğruluk yalanın zıddı olduğu gibi, ahde vefa da ihanetin karşısındadır.

Müslümanlığımızın temeli, sözünde durmaktır, doğru olmaktır. Bizim için ahde vefadan başka bir ihtimal olamaz. Doğru olmaktan başka bir seçenek bulunamaz.

Kendimizi tartacağımız ilk mihenk budur. Bu ölçüde kalitemiz tescillenmezse, bizi kabul edecek bir din, Müslümanlık iddiamızı onaylayacak bir makam bulamayız.

Enes b. Malik şöyle derdi:Allah’ın Resulü (sas) bize hutbe verdiği zamanmutlaka şöyle buyururdu:

"Dikkat edin! Emanete riayet etmeyenin imanı yoktur, ahde vefa göstermeyenin ise dini yoktur.” (Müsned, İbniHanbel)

Kendisi ile dinimiz ve dünyamız güzelleşen zata selat ve selam olsun. Bizi İslam nimeti ile şereflendiren Allah’a hamd olsun.

04 Nisan 2022

Büyük resim: Ramazan geldi!


Bütün teorileri ve toplum araştırmalarını, algı ve enformasyon çalışmalarını bir kenara bırakın! Zira Ramazan ayı geldi ve her yere gölgesi düştü, görünür oldu.

Oruç tutmayanların bile gündemi Ramazan oldu.

Ötede beride, dillerini yılan gibi kıvrım kıvrım çevirerek, oruç tutanlara laf atmaya çalışanlar olduğu gibi, şeytanların bağlanması sonucu oluşan alan boşluğunu doldurmak için, üstün gayretler sergileyerek yokluklarını aratmamaya çalışanlar var. Hep olacak.

Her Ramazan ayında yaşadığımız ve aslında şeytanın dostlarının da bir nevi karşıt şahitliği ile tescillenmiş bir gerçek olarak; bu topraklara, şehirlere ve köylere Ramazan geldi!

İftar vakitlerinin yaklaştığı şehirlerde ortaya çıkan sükûnet ve hatta trafik yoğunluğunun iftar için evlerine koşanlar sebebiyle artması ve ardından ezanla birlikte hayatın tüm telaşına, gürültüsüne verilen bir iftar molası, bize büyük resmi çiziyor.

Bu toprakların büyük resminin hakim rengi İslam’dır ve kıyamete kadar da öyle kalacaktır biiznillah.

Biz oruçlarımızı tutacağız, iftar sevinçleri yaşayacak, sahur bereketlerine ulaşacağız. İşin bizi ilgilendiren tarafları bunlar. Sonra kısmetse salimen bayrama kavuştuğumuzda, temizlenmiş ve bağışlanmış olarak o günlere gelmenin sevinci ve huzuru ile bayram edeceğiz.

Biz bir hayat gayesi ve ölüm sonrası hedefi olanlar olarak, küçük tartışmalardan ve basit insancıkların hırıltılarından uzak duracağız.

Şu hayatta; “iyi bir insan mı, kötü bir insan mı olacağız” sorusundan daha önemli bir soru yoktur.

Şu dünyada; “cennete mi, cehennemi mi gideceğiz” meselesinden daha büyük bir konu yoktur.

Oruç tutanlar olarak, tutmayanların halini üzüntüyle dert etmekten ve bir ihtimal ortaya çıktığında, gönlümüzde taşıdığımız imanı ve oruç sevincini anlatarak, göstererek hidayetlerine vesile olmaktan başka bir yaklaşıma ihtiyacımız yoktur.

Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen birinin, Ramazan sevincimizi ya da iftar zevkimizi anlamasını beklememize gerek yok. Dilleriyle bizi rencide etme çabalarını, kızarak cevap vermeye değil “ben oruçluyum” diye metanet ve vakarla karşılamaya ihtiyacımız vardır.

Bizim çok büyük hesaplarımız var, planlarımızı ve hayatımızı cennete göre yapıyor ve yaşıyoruz.

Ölmenin bayılmak olmadığını ve ölümden sonrasının yokluk değil asıl varlık olduğunu, bir hesaplaşmanın ve bir hesaba çekilişin kaçınılmaz olduğunu biliyoruz.

Bizim bütün meselemiz, niyetlerimizle amellerimizin uyumu.

Allah(cc) için oruç tutmaya niyet ettik, bu niyet üzere iftar etmeye ve tüm Ramazan ayını bu niyet üzere tamamlamaya gayret edeceğiz.

Ramazan sevincimiz mübarek olsun, sahurumuz ve iftarımız mübarek olsun!

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...