Deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Ekim 2019

Fıtrat ile savaşan kaybetmeye mahkumdur



Eskiler, yılları büyük olaylarla özdeşleştirir ve o yılları adeta bir tür tarih başlangıcı ya da dönüm noktası gibi kullanırlardı. Seferberlikten önce ya da seferberlikten sonra tabirleri, milattan önce ya da sonrasının kullanılmadığı evlerde, hayatın dönüm noktasını işaret ederlerdi.

Bir yıl ya da günden değil hayatı değiştiren, bir şeylerin eskisi gibi olmadığı zaman diliminden bahsedilirdi. Kimse saat ya da takvimle ilgilenmezdi zira. Ne zaman doğduğumuz mevsimlere bağlıydı; kimimiz güzün bağ bozumundan evvel, kimimiz Arap devenin karnından çıkınca doğmuştuk.

Bu adet bize has değil elbette.

Allah(cc), insanlara unutamayacakları bir olayla asıl unutmamaları gereken önemli hadiseyi öğretir gibi; son Nebi(sas) doğmadan önce, Mekke halkını hafızalarına kazınacak, Fil Ashabı’nın işgal ve Kabe’yi yıkma girişimine şahit etmişti.

Annem de böylesi bir zaman dilimleri yaşamıştı ve bazı olayları onlarla anlatırdı. Büyük kardan önce veya büyük kardan sonra dikilmişti bazı ağaçlar. Doğumlar ve ölümler de öyle.

Büyük kar dediği; Gaziantep’i tamamen kaplayan ve komşular arası münasebetlerin karda açılan tüneller yoluyla sağlandığı yılın kışı idi.

Bir de büyük sel vardı hafızasında, onunla anlatırdı gençliğini. Tarih bilmezdi, saatte bilmezdi, gerçi okuma yazma da bilmezdi. Pazartesi ya da salıyı bilmezdi, onun günleri “isneyn” veya “selase” idi.
Şimdi ne o seller ne o karlar yok. Ömrü bu kadar uzununu hatırlamaya yetenler, benzer hatıralarla yaşarlar. Mevsimler ve getirdikleri değişti, hem de gözle görülür biçimde değişti.

Toprak ve hayat değişti. İnsanlarla birlikte sadece teknoloji değil, dünya da değişti. Kendi ellerimizle düzenini bozduk dünyanın. Hem çevremizi hem bereketimizi dağıttık.

“İnsanların kendi işledikleri kötülükler sebebi ile karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Yanlıştan dönmeleri için Allah yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını onlara tattıracaktır.” (Rum 41)

Bunca olaydan sonra, fark ettiğim bir hakikat olarak şunu söyleyebilirim ki; “fıtrat ile savaşan kaybetmeye mahkumdur”.

Allah(cc)’in dünya ve insanlık için yaratılıştan kurduğu düzene aykırı işler yapanların sonu, dünyada rezalet olduğu gibi ahirette de asıl felaketi yaşamak olacaktır.

O’nun hürmet edilmesini emrettiği ne varsa çiğneyen insanoğlunun, bugün geldiğimiz noktada hesabının ahirete kalmadığının en net göstergelerinden birisi, iklimlerin değişmesi diyebilirim.

Bir diğer örnek olarak ise; din adamlarına, fıtrata muhalif olarak, kadınlarla evlenmeyi yasaklayan sapkın din mensuplarının, bugün o din adamlarının kendi nesillerine ettikleri rezaletlerle boğuşuyor olmalarını gösterebilirim.

Dünyayı ve içindekileri insan için yaratan Allah(cc), insanın da yaratırken koyduğu fıtrat kurallarına uymasını, düzenin devamı için şart koşmuştur.

Ekinleri ifsat ederseniz aç kalırsınız. Nesilleri ifsat ederseniz soyunuz kesilir.

Sonra bin bir çevre eylemi de yapsanız, yıkılan fıtrat düzenini yeniden inşa edemezsiniz. Batılı sahtekar çevrecilerin sıkıntısı da bu.

“İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahit getirir, oysa o azılı bir düşmandır.
O, iş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez.” (Bakara 204-205)

Elbette alınacak tedbirler olmalıdır, elbette yeryüzünün halifeleri olma şuuruna sahip Müslümanların, bozulan bu düzeni düzeltmek namına söyleyecekleri çok şey vardır. Ancak bizim temel anlayışımız; dünyanın ve içindekilerin insan için yaratıldığı ve bunun sadece yaşayan nesil için değil, gelecek nesiller için düşünülmesi gerektiğidir.

Daha fazlası ve icrası, güç ve imkan sahiplerinin elindedir. Müslümanların bütün dünyaya, bitkiler ve hayvanlar hakkında ders verecek kadar sağlam bir altyapıları ve tarihin tecrübesi ile ardımızda durduğu büyük bir mirasımız vardır.

Kulluğu ilk vazifesi bilen Müslümanların, dünyayı muhafaza ve imar etmek gibi de bir sorumlulukları olduğu da unutulmamalıdır. Sırf bunun için bile dünyanın İslam’a ihtiyacı olduğu ortadadır.

28 Eylül 2019

Deprem, ecel ve tedbir



Hemen her konuda az çok bilgimiz var ama hayatta kalmak için en gerekli bilgileri çoğu zaman önemsemiyoruz bile. Bir felaket anında, kendimizin ve çevremizdekilerin hayatlarının bir pamuk ipliğine bağlı olacağı anlar olacaktır ve o sırada yapılacak bir müdahale, atılacak bir adım çok şeyi değiştirebilecektir.

Deprem zamanı, yeri ve şiddeti tahmin edilebilir bir afet değil; işe bu “basit” gerçekten başlamak gerekiyor. Rasathaneler bilimsel verilerle ne yapacaklarını kendileri bilir ama bir deprem yaşamış olanların tecrübeleri, bizim için en değerli bilgiler olabilir.

Gerek bir deprem yaşayanların tecrübeleri ve gerekse bu işin uzmanlarının biriktirdiği verilerle oluşan gerçek bilgilerin halka en net ve en anlaşılır şekilde ulaştırılması gerekiyor.

Deprem olduğunda evler yıkılıp, yer alt üst olurken şiddetini kimse merak etmez, o depreme maruz kalmayanların ya da kurtulanların işidir. Bize hayatta kalanların enkazdan kurtarılmaları ve hayatlarını devam ettirmelerini sağlayacak bilgiler lazım, organize lazım.

Devlet aklı ve organizesi en çok bu gibi felaket zamanlarında lazımdır. Oluşacak kaosa rağmen; kurtarma çalışması yapılacak, sağlık hizmeti verilecek, yaşamak için gerekli su ve erzak dağıtımı yapılacak ve güvenliği sağlayacak olan ancak devlet kurumlarıdır.

Sivil toplum kuruluşlarının organize ettiği ekipler de mutlaka çok önemli roller üstlenecektir. Kargaşa ve başıboşluk depremle sarsılan toplumu daha da yıkabilir. Bu anlamda, resmi görevi olmayan ama bu gibi zamanlarda yardıma koşmak ve bir şeyler yapmak isteyenlerin STK’ların ekiplerine katılmaları gerekir.

Bir afet durumunda, kimin nasıl tepkiler vereceğini önceden tahmin etmek çok zordur; dağ gibi adamlar çaresiz bir çocuğa dönüşebilirken, cılız biri kahramanlık gösterebilir. Büyük konuşmaya gerek yok, metanetini korumak eğitimle sağlanabilecek bir şey mi bilemiyorum.

Deprem sonrasıyla ilgili hatıralarını okuduğum pek çok kişi, gayri ihtiyari olarak gördüğünüz herkese yardım etmek isteğinin oluştuğunu söylüyorlar. Kendisini kurtaran ve gücü yerinde olanların ellerinden geldiği kadar yardıma koştukları bir ortamda, yağmacıların ve hırsızların da ortaya çıkıp, akbabalar gibi dolaştıklarını anlatıyorlar.

Hayatın ve insanlığın her türden gerçeğiyle aynı anda yüzleşmek zorunda kalmak ve her şeye rağmen, sağlam ve temiz kalabilmek büyük bir erdemdir. Fıtratı bozulmamış hiçbir insan, herhalde öylesi bir anda, gayri ahlaki bir hali aklından bile geçirmeyecektir. Ne yazık ki, “aşağıların aşağısına” düşen mahluklar da vardır ve olacaktır.

Devletin en önemli görevi, ülkedeki herkesi ve her şeyi denetlemesi ve olası senaryolara göre önlem alması ve aldırmasıdır. Bu yüzden Fırat’ın kıyısında kurda yem olan kuzunun hesabı idareciden sorulur. Devleti bu gibi zamanlara hazırlamakla görevli olanların sorumluluklarını yerine getirmeleri hem halka hem de hesap verecekleri Hakk’a karşı en önemli görevleridir.

Bize düşen, kendi durum ve şartlarımızda, en iyi tedbirleri alarak yaşamaya devam etmek ve bir felaket anında neler yapacağımıza dair, öncelikle kendimiz ve aile fertlerimiz için bir planımızın olmasıdır.

Bütün hazırlık, tedbir ve eğitimlerin dışında, kalbinde iman ve tevekkül bulunması her insan için ideal bir güç ve sığınaktır. İman, başa gelene sabrı, devam etmek için gereken iradeyi ve çevresi için gerekli her vesileyle yardıma koşma gücünü verir.

İman; adaletin ve emniyetin kaynağıdır, iradenin ve kuvvetin tohumudur, sabrın ve metanetin temelidir, korkunun ve ümidin sebebidir, duanın ve tevekkülün özüdür…

Tedbirin kaderin önüne geçebileceğini zannetmek büyük gaflet, tedbirsizlik ise büyük ahmaklık olur; bir felakete engel olmak için sebeplere sarılmak farz iken, ecele mani olunabileceğini zannetmek Muhammed(sas)’e indirileni inkar etmek olur.

Hiçbir kimse Allah’ın yazılıp bir süreye bağlanmış izni olmadan ölmez. Kim dünya nimetini isterse ondan kendisine veririz, kim ahiret nimetini isterse ona da ondan veririz ve şükredenleri ödüllendireceğiz. (Ali İmran 145)

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...