İbadet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İbadet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2019

Vaktin kadrini bilmek



Gözlerini kapatarak hiçbir şeyi görmemek mümkündür, amalar gibi; yalnız gözü açıkken hiçbir şeyi görmemek denilen bir hal var ki, ona da ahmaklık diyoruz.

Kapalı gözlerimizle göremediğimizden dolayı hiçbir gerçek yalan olmayacak, hiçbir varlık yok sayılamayacaktır. Gözlerimiz açıkken görmezden geldiklerimiz de var olmaya devam ediyor.
Biz açık gözlerimizle görmesek bile, dünyanın kanunu işlemeye devam ediyor. Zaman geçiyor ve tüm yeniler eskiyor.

Dünyanın kanunu diyorum zira dünyayı terk edince hükmü olmayacak zamanın. Ölen için dünyanın saatlerinin tıkırtılarının ne değeri olabilir? Sonsuz ve sınırsız bir hayata geçiş yapmış birinin dakikalarla hatta yıllarla ne hesabı olur?

Bundandır ki; vakit dünya sermayesidir. Harcandığında geri dönüşü ancak iyilik ya da kötülük olarak kayıtlara geçen bir sermaye. Artması ya da eksilmesi ancak nasıl kullanıldığıyla ilgili; hayır ve iyilik için ise bir gecesi bin ay gibi, şer ve kötülük için harcanır ise bin ayı bir gece kadar.

Ramazan ayında devam ettiğimiz mektebimizin mezuniyet günleri/bayramı yaklaşırken, kaçırdığımız derslerin telafisi ve hatta eksik not aldığımız sınavların tekrarı hala mümkün. Nefes aldığımız sürece her şeyi değiştirme imkan ve ihtimalimiz devam ediyor. Sağ ve salim olarak bu mübarek ayı geçirip, yine selametle bayrama eriştiğimizde; yüklerimizden, veballerimizden, günahlarımızdan bir nebze de olsa kurtulmuş olabilmeyi başarabilmek adına bir şeyler yapabiliriz, yapmalıyız.

Vakit geçecek, geçiyor, biz kalamayız.

Ramazan ayı bayrama ulaşacak, biz de ulaşmalıyız.

Çok fazla takılıp kalmaya gerek yok şu dünyaya, bitecek illa ki…

Çok büyük adamlar sanmaya gerek yok kendimizi, ölüp gideceğiz elbet…

Tarihin akışına yön verecek halimiz yok; değil tarihin akışına, kendi hayatlarımızın akışlarına yön vermekten bile aciz kalıyorken, daha bu neyin havasıdır anlamak mümkün değil.

Bir gün aç kalınca zıvanadan çıkabilirken, halden anlama tafralarımıza kendimiz bile inanmıyoruz artık.

Galiba devrimizin en büyük ve en yaygın hastalığı, emin Müslümanlar olmayı becerememek. Kendimize biz bile güvenemiyoruz. Gerçi neyse ki, kendimizden çok güvendiğimiz kardeşlerimiz var.

Nasihat ve halleriyle bizi düzelten, yolda tutan, dikkat çeken ve hatta kulak çeken Müslümanlar, iyi ki varsınız.

Öyle ya, büyük kelimelerle kendimizi izafe ettiğimiz Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat olmayı tercüme etsem, en kısa haliyle, sünneti birlikte yaşamak derdim. Sünnet üzere yaşamak ama mutlaka birlikte yaşamak. Yalnızlık değil birlik, birliktelik dinindeniz hamdolsun.

Bizi Ramazan ayına ulaştıran Allah(cc)’e hamd ile niyaz edelim ki, bayrama affedilmiş olarak ulaşanlardan olalım. Ben, sen ya da o değil; hepimiz, biz Müslümanlar temizlenmişlerden olalım. Bir kaçımızın, ya da bir zümremizin güzelliği yetmiyor bugünün pisliğini etkisiz hale getirmeye. Çok daha büyük bir güçle temizliğe ihtiyaç var.

Meşhur Mute seferi öncesi, soruldu Nebiyyi Muhterem(sas)’e:

-          - Allah(cc)’e az kulluk edilen bir yere gidiyoruz, ne tavsiye edersin?
-          - Secde ve namazları çoğaltın ve Allah(cc)’i çokça zikredin, buyurdu…

05 Nisan 2019

Sema ve raks dinden değildir!



Herhangi bir insan; dünyada bulunma maksadını çözüp, yalnız Allah (cc)’e kul olmakta karar kıldıktan sonra, onu bu yoldan çevirmek için şeytanın kullanabileceği en güçlü silahı, niyetini ifsat etmektir. Zira öylesi bir durumda, doğru yaptığını zannederek farkında olmadan helake uğramak işten bile değildir.

Sahip olunan itikat, pratikte bozuk bir ibadetle birleşince zaman içerisinde o hali kabullenmeye ve nihayetinde bozulmaya mahkum oluyor. Esasen inanç, amel kabına doldurulan bir hayat suyu gibidir; kap pis ve delikse, inancın bozulması ve kabın boşalması sadece zaman meselesidir.

Amel kabını pisleten şeyler, dinin aslında olmayan, sonradan ilave edilerek ve ibadet sayılarak icra edilen birtakım işlerdir. Bunların ibadet olduğuna inanmak ise asıl inanılması gerekenleri çiğnemek olur. Zira iman; inanılması gereken değerlerin mutlaka ve sadece Allah(cc) tarafından tayin edildiğine ve edileceğine inanmakla başlar.

Oysa her akıl ve iman sahibi bilir ve kabullenir ki; din Allah (cc)’indir ve O’ndan başkasının ibadet ihdas etme, ekleme ya da çıkarma yapma hakkı bulunmamaktadır. Peygamberlerine bildirdiği ve onların arkadaşları tarafından uygulanarak diğer insanlara aktarılan şeyler ve şekiller dışında ibadet üretmek, din uydurmaktır.

Bu girişten sonra sema ve raks hakkında söylenecek en net ve kısa sözü söyleyebilirim:
Sema ve raks şeklinde bir ibadet; İslam’da yoktur, olmamıştır ve olamayacaktır!

İlk ortaya çıktığı Hind topraklarında İmam Rabbani tarafından savaşılan bu bidat, ne yazık ki zamanla yayılmış ve hele günümüzde çok sıradan bir ‘ibadet’ şekli olarak kabullenilir hale gelmiştir.
Nereden ve nasıl olduğu meçhul bir şekilde, bir tarikata dahil edilerek ve hatta adına da ibadet değil de ayin denilerek icra edilmesinin, adet haline geldiğinin hiç ama hiçbir önemi yoktur.

Müzik eşliğinde ve bir tür sahne performansı olarak icra edilen sema ayinlerinin, ibadetle bir alakası olmadığını yapanlar da izleyenler de anlamakta zorlanmazlar. Bu işin bir geçim kaynağı olduğu da gayet açıktır. Alkışlanan bir sahne oyunu olarak semanın icra edilmesi, akıl ve izan sahiplerine bir şeyler anlatmaya yeterlidir.

Birçok vesileyle, düğünlerde ya da iftarlarda Müslümanların İslami bir iş gibi sayarak, semazenlerin dönüşünü ve eteklerinin uçuşunu izlemeleri, bu mesleğin yayılmasının sebeplerindendir. Birilerinin geçim kaynağına engel olmak istemem elbette. Dileyen dilediği gibi düğün ya da toplantısında sema ya da raks yaptırabilir, vebali kendisine aittir. Neticede pek çok Müslüman düğünlerde haram işlemeyi normal görebilmekte ve hayırlı iş dedikleri bir hadiseye haram bulaştırmak bir sakınca görmemektedirler, maalesef.

Fıkıh kitaplarımızda sema ve raksın hükmü aynı başlık altında incelenir ve ikisi aynı görülür. Çalınan müzik aletinin ney ya da saz olması, sema ya da raks denilmesi hükmünü değiştirmez. Buna “ilahi aşk” gibi bir söylemle izahat getirilmesi de ibadet olmasına yetmez.

İbadet ve zikrin aslı ve usulü Kur’an ve sünnetle tayin edilmiş, sahabe tarafından uygulanarak bize nakledilmiş belli ve değişmez konulardır.

Bütün dünya bir araya gelse, namazın yerine başka bir Allah (cc)’e yaklaşma yolu ortaya çıkaramaz. Aynı şekilde, bütün insanlar bir araya gelip herhangi bir şeyi ibadet olarak icra etseler, bunun dinde bir değeri olmaz.

İslam, işte tam da bu sebeple Allah (cc)’in kıyamete kadar geçerli kıldığı hak dinidir. Allah (cc)’in dinidir.

İslam’ın bize ulaşan temel ibadetlerinden başka bir şey ile Allah (cc)’e kulluk etmek boş bir iddiadır.
Yeryüzündeki bütün insanlar sema dönse de, sema şeklinde bir ibadet yoktur. Yine bütün insanlar namazı terk etse de, namaz kıyamete kadar geçerli ve meşru ibadettir.

Aklın ve imanın gereği bellidir. Teviller ve uydurmalarla teselli aramak boşunadır.

Hakkında Kur’an ve sünnet temelli, fıkıh kaynaklarında delil bulunmayan işlerden uzak durmak her Müslüman için en güzel, en hayırlı yoldur.

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...