Oruç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Oruç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2020

Her şey olması gerektiği gibiydi



Günler ne uzun ne kısaydı,
havalar ne sıcak ne soğuktu,
mevsim ne yaz ne kıştı,
bazen yağmur yağdı bazen güneş açtı,
ay tam 30 gündü,
oruç hepimizin tutabileceği kadar, Ramazan 1 aydı,
sahura kaldıracak saatlerimiz, iftarı duyuracak ezanlarımız vardı,
teravih yoktu ama vakit namazları vardı,
Cuma namazı yoktu ve yerine konulacak bir şey olmadı,
fakir fukara olduğu kadar, onlara sadaka verecek zengin de vardı; zenginlerin malı fakirlere yetti hatta arttı,
adet olmayan işler yapılamayınca, gerçek adetler hatırlandı,
ekmek paylaşıldı, borçlar paylaşıldı, hayat paylaşıldı,
kimse aç, kimse açıkta kalmadı,
yarın için rızık endişemiz olmadı,
bir düşman saldırısı beklemedik,
sağlamdık, hastalarımız muaftı,
ecel gelse, iman ile göçme umudumuz çoktu,
Ramazan ayı bereket ve rahmetle geldi,
nasibimiz kadar aldık, geriye hayıflanmalarımız kaldı,
Bayrama erdik, affedilmiş olma ihtimalimiz vardı,
olan her şeyde ve olmayanda hayır vardı,
her şey olması gerektiği gibi oldu,
kader hükmünü icra etti, ömrü biten eceline kavuştu,
kavga gürültü isteyen de, muhabbet ve sohbet isteyen de aradığını buldu,
zaman geçti, geçecek, bu alemde duran hiçbir şey olmadı, kalan hiçbir şey olmadı,
baki olan yalnız ve sadece Allah(cc) vardı.

Bayramımız mübarek, sevincimiz dünyada ve ahirette daim olsun...

25 Nisan 2020

Filiz vermiş bir dal gibi



Çok hızlı yaşıyorduk, çok hızlı akıyordu sular ve elektrik hızlıydı. Işık hızını bile hesaplamıştık. En hızlı uçuşlarla, en hızlı ulaşılan uzaklar yakın olmuştu. Hızlı elemanlar makbuldü. Hızlı hayatlar yaşıyorduk ve hızlı ölümlerle ölüyorduk.

Ölüm de hızlıydı!

Hızlı konuşuyor, hızlı yazıyor ve hızlı okuyorduk. Hız ibreleri sadece arabalarda değil hayatın her alanında vardı; kimisi görünüyor kimisi görünmüyordu ama hız vardı, olmalıydı.

Tam da bu hengamenin ortasında, vazgeçilemez zaruretlerin üstünde, aksamaması gereken trafiklerin tepesinde aniden bir şey oldu.

Pek çok şey durdu!

Bir çok şey yavaşladı. Uçaklar eskisi kadar hatta hiç uçmaz oldu. Otobüslerle bile seyahat edilemiyor. Sokağa çıkmak gönüllü ya da gönülsüz yasaklanır oldu.

Olmazsa olmaz sandığımız her ey bir anda olmaz oldu!

Ölüm bile yavaşladı! Hep olan ama farkında olmadığımız sayılarla ölüm, yavaşça girdi aramıza…
Ama hayat devam ediyor; bir yanda eski akışın hızından beslenenler aç kalırken, diğer yanda bu duruşun duraklığını yapanlar dört köşe oldular.

İnsan yine bir yol buldu, hayat akıyor yine, yine devam ediyor acı ve açlık, yine sevinç duyuluyor bazı şeylerden ve yine insan işte…

Alıştıklarımızdan mahrum kalmanın ne menem bir hal olduğunu anlamak isterken birden kendimizi Ramazan ile karşı karşıya buluverdik.

İşte bütün rahmet ve bereketi ile gelmişti Ramazan; az yiyecek, az uyuyacak, az konuşacaktık. Dünyadan her ne alıyor idi isek -helal olmasına rağmen- hepsinden daha az alacaktık. Rahmet ve bereketin dünyadan aldıklarımızın azalmasıyla ters orantılı olması gereğiyle karşılaştık bir kere daha.

Çok Kur’an okuyacak, çok namaz kılacaktık; çok zikir, çok salavat ve çokça infak! Çok vermek Ramazan’ın değil bütün bir Müslüman hayatının olmazsa olmaz parçasıydı ve şimdi daha çok verecektik. Zekat deyip verecek, sadaka deyip verecek, fitre deyip verecektik.

Dünyalık kaygılarımızı ve alışkanlıklarımızı oldukça sınırlandıran ve engelleyen bir salgının ortasında, her şeye yeni anlam veren Ramazan gelmişti. Hasta olmamak ya da ölmemek için değil, yalnız ve sadece Allah(cc) için bazı şeylerden vazgeçecektik!

Hayatın hikmetini, yaşamanın hedefini, var olmanın nedenini Ramazan ile bir kere daha anlamak ve anlamlandırmak zamanıdır. Şartlar ve hayatın getirdikleri her birimiz için ayrı bir açıdan zor veya ayrı bir açıdan güzeldir.

Seçme ihtimalimiz olmayan mecburiyetlerden dolayı kahrolmanın anlamı yokken, değiştirebileceğimiz aksaklıkların farkında olmanın tam zamanıdır.

Azalan meşgalelerin yerini doldurmak için iyiyi ve güzeli aramanın tam zamanıdır.

Daha az insanla ve daha az muhatap olmanın, kalabalıklardan uzak durmanın, kendinle baş başa kalmanın tam zamanıdır.

Aileyi yeniden keşfetmenin, toplumu yeniden tarif etmenin, şehirleri yeniden isimlendirmenin, yurtları yeniden anlamlandırmanın; devlet ve düzenin değerini, adalet ve sağlığın yerini, ihtiyaç ve israfın şeklini, denge ve sükûneti yeniden bulmanın tam zamanıdır.

Baharın tam zamanıdır; kuru dallardan yeşil gözlerin patlamasının, ağaçların rengarenk ve envai tatta meyvelere durmasının, gökte güneşin gülümsemesinin, yağmurun yeri beslemesinin, yeni doğmuş yavruların toprağa basmasının zamanıdır.

Çokça düşünmenin, çok okumanın ve tekrar çok düşünmenin zamanıdır.

Kur’an’ı idrak etmenin tam zamanıdır!

Ramazan’ın tam zamanıdır!

***
“kıssalarda olur ya;
tam bu şehirde hikmet öldü derken bir şey olur,
şehre bir adam gelir,
bağırmaz,
filiz vermiş dal gibi sessizce çağırır...”

05 Haziran 2018

Oruç bir şiardır!

Bu ülkede bir zamanlar sokakta oruç yiyen dayak yerdi, saçmaydı; şimdi oruç tutanların saygı beklemesi eleştiriliyor, pervasızlık!

Bir sonraki aşamada oruç tutanlara tuttuğunuzu belli ederek bizi rahatsız etmeyin diyecekler herhalde.

Şunu netleştirelim:

İman etmemek bir tür özgürlük kullanmaktır ve bunun bizim ıstılahımızda karşılığı kafirliktir. Ramazan ve oruçtan rahatsız olup saldırıya geçmek ise kafirliğin bir üst kademesi olarak düşmanlıktır; İslam düşmanlığı.

Sahip olduğu inancı ve gereklerini savunmak imanın gereği bir onurken; İslam düşmanlığı yapanlara şirin görünmek için, oruç tutanlara yahut başka ibadet eden müslümanlara saldırarak, onlara yaltaklanmak ise aşağılık, eziklik ve nifaktır.

‘Aman efendim neden saygı bekliyoruz’ ile başlayan bir cümlenin devamında ‘biz onlara saygı duyalım’ gelecektir.

Bir yerde müslümanların özgür yaşadığının asgari alameti orada İslam'ın şiarlarının açıkça icra edilmesi ve saygı görmesidir.

Ezan, namaz, oruç ve kıyafet İslam'ın şeairinden birer nişanedirler.

İslam’ın nişaneleri o beldenin İslam yurdu olduğuna da delildirler.

Anadolu halkı bin yılı aşkın süredir bu toprakları İslam’ın yurdu bilmiş ve aleme de bunu böyle bildirmiştir. Geldiğimiz noktada alenen oruç yemenin marifet sayılması apaçık bir saldırı ve büyük bir hakarettir.

Hakim ve üstün kültürün ne olduğunun tartışılır hale gelmesi elbette kafirlerin hadsizliği kadar Müslümanların pısırıklığının ve zayıflığının sonucudur.

Oruç bu yönüyle de bir furkandır; hak ile batılı, mü’min ile kafiri ayıran bir furkan…

Şunu unutmayalım; ibadetlerin tamamı gibi oruçta yalnız Allah için tutulur, kimseden karşılık beklenmez. Ancak Allah için yapılan her farz ibadetin dokunulmazlığı vardır, kimse hakaret edemez!

Çağdaş dünyanın inanç özgürlüğü kavramı saygısızlık, hakaret ve saldırganlığı normal görmek olamaz, olmasına izin veremeyiz.

Namaz ve oruç gibi ibadetler yahut tesettür ve sakal gibi nişaneler ancak işgal altında hakaret veya saldırıya maruz kalırlar. Ve bu son noktadır artık; nişaneler saldırıya uğrar hale geldiyse sineye çekilecek bir hal kalmamıştır.

Mevcut gidişatta gayri Müslimler, gerek coğrafyamız genelinde gerekse Anadolu özelinde asla vazgeçmedikleri hedeflerine ulaşmak için her türlü nifak, bozgunculuk ve ifsad hareketini ya bizzat ortaya çıkartıyor ya da destekliyorlar.

Buna engel olmanın en önemli adımı ihlas ile ibadetlerimize sarılmak ve adım adım çevremize bu ibadetlere saygı duymayı öğretmektir. Farz ibadetleri gizli yapmaya gerek yoktur; namaz ve oruç gibi farzlar açıktan ve herkese ilan edilerek icra edilirler ve bunda riya da olmaz.

Ezanlarımız okunacak ve namazlarımız kılınacak, oruçlarımız tutulacak ve herkes buna saygı duymayı öğrenecek; biz bu toprakların asıl sahipleri olarak özgürce ve onurla ibadetlerimizi yerine getireceğiz!

28 Mayıs 2018

Oruç bir yazgıdır

Ramazan’ın ve orucun değerini idrak etmenin yolu onlara nasıl baktığımızla ilgilidir. Ramazan, kameri aylardan bir ay olmakla herhangi bir özelliğe sahip olmadı. Ancak kendisinde Kur’an’ın indirilmesi sebebiyle diğer tüm kameri aylardan farklı bir hüviyet kazandı. Sonra bu ayın oruçlu geçirilmesi emrinin Müslümanlara yazılması ile tüm aylara faziletler ve ibadetler bakımından üstünlük sağladı.

Aylar arasında herhangi bir yarış yok; Ramazan’ın üstünlük ve faziletleri biz insanlar için var. Zaten yaratılan ve insana tahsis edilen tüm varlıklar gibi zaman ve zaman dilimleri de insana hizmet içindirler. Ramazan da nihayetinde Müslümanın dünyadan elde edeceği en hayırlı amellerin zamanı olmasıyla bahşedilmiş bir lütuf ayıdır.

Ramazan ayı, içerisinde insanlar için hidayet rehberi, doğruyu gösteren açık belgeleri kapsayan ve hak ile batılı birbirinden ayıran kitap olarak Kur'an'ın indirilmiş olduğu aydır. Sizden kim bu aya erişirse onda oruç tutsun. Kim de hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günlerin sayısınca başka günlerde tutar. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bu, belirlenen sayıyı tamamlamanız, sizi doğru yola eriştirdiği için Allah'ı yüceltmeniz için ve olur ki şükredersiniz diyedir. (Bakara 185)

Oruç tutmanın bir yazgı oluşu da Kur’an’ın ifadesidir:

Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız. (Bakara 183)

Oruç tutmak, fakirlerin halini anlamak, açların derdiyle dertlenmek, susuzların acısını yaşamak için yerine getirilen bir amel değildir.

Oruç tutmak, bir hak yahut özgürlük olmadığı gibi; sağlık bulmak için de yerine getirilen bir amel değildir.

Oruç tutmak, her Müslüman için yazılmış bir farzdır ve her bir ferdin sadece kendisinin yerine getirmesiyle vebalinden kurtulabileceği türden bir farzdır yani ‘farz-ı ayn’dır.

Bunların yanında oruç tutan birisinin sıhhat bulması, fukaranın, açların ve susuzların halini yaşayarak anlaması mümkün olduğu gibi, bir ibadet hakkı ve özgürlüğü olarak görülebilir. Zira geçmişte ve günümüzde Müslümanların oruç tutmalarını yasaklayanlar da olmuştur, namaz kılmalarını engelleyenler de ve olacaktır. Halen Çin, Doğu Türkistan’da esaret altında yaşayan Uygur Müslümanlarının oruç tutmalarını yasaklamakta hatta zorla su içererek zulmetmektedir.

Oruç tutabilmenin bir nimet, bir lütuf ve bir rahmet olduğunu en iyi anlayanlar, oruç tutmak istediği halde herhangi bir meşru sebeple tutamayanlardır.

Oruç bir yazgıdır; yani kaderdir oruç! Behemahal yerine gelecek ve getirilecek bir yazgıdır. Ondan yüz çevirmenin mümkün olmadığı bir mübarek zaman, yaşanmasına kimsenin engel olamayacağı bir rahmettir.

Baksanıza sokaklarında oruçtan nasipsiz bir sürü insanın dolaştığı şehirlere bile damgasını vurmakta; tıpkı ezan gibi herkesin duyduğu ama ancak kısmet sahiplerinin erişebildiği ibadetlerden bir ibadettir.

Ramazan ayının gündemi Kur’an ve oruçtur. Bunu başkalarına heba etmemek ve değerli bir hazine gibi sahip çıkmak gerekir.

İnsanların başka dertleri, davaları, kavgaları olabilir. Hayatın getirdiği pek çok yük, karmaşa ve telaş belleri bükebilir. Netice asla değişmeyecek ve Ramazan bizim rahmet ve bereket zamanımız olarak kalacaktır; Kur’an ile rahmet, oruç ile bereket…

Günün akşamında bir ezan sesiyle Allah için tutulan orucun, Allah’ın nimetleriyle bozulması anında hissedilen iman ve kazanılan ecrin sevincini ancak yaşayanlar hisseder.

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...