Kafir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kafir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2020

Dinden “adam gibi” çıkmak!



İnsanoğlu her zaman menfaatçi idi de, bu devirde sanki biraz işin dozunu kaçırdı ve menfaate alenen tapınır oldu. İnsanoğlu her zaman nankördü de, son zamanlarda sanki biraz nankörlüğü din edinir oldu. İnsanoğlu her zaman insan idi de, sanki dünyanın sonuna yaklaşıldıkça insanlığından da olur oldu.

Demem o ki, insan kalitemiz kıyamete yaklaşıldıkça düşüyor, farkında mısınız?

Eski azgın ve azılı, zalim ve ceberrut, nefretle andığımız ve anlatılan, bir çok kefere, fecere ve hergele gelmiş ve geçmiş, kafirse adam gibi kafir olmuş; dikilmiş karşısına insanların ve bunu açıkça ilan edip, uğrunda öylece mücadele etmiş.

Öyle zamanlar oluyor ki, mert bir düşmana hatta mert bir dinsize bile hasret kalıyoruz.
Güya dünyamız seküler ve özgür ama ne hikmetse, yurdum dinsizleri bir türlü dinden özgür olamıyor. En azılı ateistlerimizin bile cenazesi camilere geliyor ve namazları kılınıyor. Bunda da kimse bir mahsur ve sorun görmüyor.

Öyle bir süreçten geçiyoruz ki, dini referanslarla ve fikirlerle bir yerlere gelmiş birileri, ellerindeki imkan ve gücü kaybettiklerinde, garip ve anlaşılmaz bir şekilde topyekun Müslümanlara düşman kesiliyorlar.

Fikir bazında önderlik edecek kalibresi olduğunu zannettiğimiz bazıları, ferdi kin ve nefretlerine dini kılıflar giydirip pazarlamaya başlıyorlar.

Fikir adamları, hocalar, cemaat önderleri, karşımızda kinden kuleler, öfkeden abideler, menfaatten putlar, kibirden dağlar, Karun’dan emanetler, münafıklıktan şubeler olarak yürüyorlar.

Varlığını Müslümanların ve dolayısıyla yüzlerce asırlık İslam emanetinin ve birikiminin yok edilmesine adadıkları zannı uyandıran, değerleri kendilerinden ve çevrelerinden menkul bu adamlar, öyle açık bir inkarı kolay kolay ifade edemiyorlar. Olsa olsa küçük parçalar hakkında ağızlarının içinden süslü cümlelerle reddiyeler yazmakla yetiniyorlar.

Yaşadığımız süreç gibi, insanların kalitelerini ortaya koyan büyük felaket günlerinde, bakıyorsunuz bu adamlar en çok gayri müslim ve hatta sadece gayri müslim olmakla yetinmeyen, üstüne azılı birer de İslam düşmanı olan çevrelerin borazanına nefes üflemekle meşguller.

İslam’ı ve Müslümanları aşağılamak için ellerine geçen her fırsatı değerlendiren, bunda ne inanç bakımından ne de ahlaki açıdan bir sorun görmeyen, güya fikir adamı hatta din felsefecisi gibi tumturaklı, oturaklı ve her nasılsa önemli sıfatlarla tanınan bu “büyük” adamların bir gün gerçekten “adam gibi” dinden çıkmalarını görmek herhalde bizim nesle nasip olmayacak.

Kaçak güreşmeye, arkadan dolanmaya, lafı evirip çevirmeye devam edecekler!

İslam ve Müslümanlarla olan kavgalarının bilinç altına inecek bir terapi uygulama imkanımız yok. Nedir dertleri bilmiyoruz ama bildiğimiz ve gördüğümüz, bizden ve inançlarımızdan zerre hazzetmedikleri, rahatsız oldukları ve baya baya nefret ettikleri.

Yaşanan salgın belası sebebiyle aslında hiç alakaları olmasa da, tıp ilmini yüceltmek için dini küçültmeye çalışıyorlar. Niyetlerinin doktorlara yaranmak olmadığı belli, asıl yüreklerinde gizledikleri büyük garezin bu fırsatla dillerine döküldüğünü biliyoruz.

Doktorları göklere çıkartmıyorlar ama onların adını kullanarak hocaları yerin dibine gömmeye çalışıyorlar.

Oysa, tıp ilmi ya da bir salgınla din ve dua bağlamı kurup, bunun üstünden İslam’a ve Müslümanlara karşı duruş bina edebilen biri en hafif tabirle akmaktır. Ne İslam’dan ne de tıptan bir şey anlaması da muhaldir. İslam’ın sebeplere ve dolayısıyla tedavi sebeplerine bakışından mahrumdur. Tıbbın ruhi destek vasıtalarından da habersizdir.

Halbuki, onların aklı, mantığı ve bilimi, hastalığın sebeplerini bulmadan önce, salgının sebebini keşfetmeden önce, bulaşma yollarını anlamadan önce; Rasulullah(sas) salgında karantina uygulamasını emretmişti. Nebevi tıbbın üzerine bina edilen gelişmeleri ise anlatmaya burası yetmez.
Tarihe tıbbın üstatları olarak geçmiş sayısız İslam aliminin hatırasını yok sayan bu zavallıların derdinin bilgi ya da tedavi olmadığını da biliyoruz.

Ne yazık ki, ne “adam gibi” dinden çıkabildiler ne de “adam gibi” dinde kalabildiler. Bu ikisi arasında gidip gelmekten iflahları kesildi, arada koşuşturmaktan nefesleri tükendi ve dilleri dışarda konuşup duruyorlar.

Allah(cc)’den temennimiz; onları ıslah etmesi, ıslahları mümkün değilse dillerinin şerrinden Müslümanları emin kılmasıdır.

“Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz sonra da onlardan sıyrılıp çıkan ve şeytanın onu peşine takması dolayısıyla azgınlardan olan kimsenin haberini de anlat.
Biz dileseydik onu onlarla (o ayetlerle) yükseltirdik. Ancak o kendisini yeryüzünde sonsuza kadar kalacak sandı ve arzularına uydu. Onun durumu üstüne varsan da soluyan, kendi haline bıraksan da soluyan bir köpeğin durumuna benzer. Bu kıssayı anlat, olur ki düşünürler. (Araf 175-176)

05 Şubat 2020

Dengeyi korumak


Hayatın akışına ve olayların gidişatına, cüzi de olsa bir etkimiz ve katkımız var ya da öyle olduğuna inanıyoruz. Biz herhangi biri gibi, her şeyin bizim kontrolümüzde olduğunu, hayatın merkezinin avucumuzda olduğunu düşünmüyoruz.
Kendini ilahlaştırmak; her şeye güç yetirebileceğini zannetmek, olumlu ya da olumsuz etkileriyle dünyayı değiştirebileceğini düşünmek, hayat ya da ölümün kendi elinden olduğunu vehmetmek, Kadir-i Mutlak olan Allah(cc)’i unutup kendini çok fazla önemli ve değerli görmektir.
Tam aksi yani insan cinsini etkisiz eleman, varlığı anlamsız ve değersiz görmekte büyük bir fikir sapması olur.
Mesele, bu iki uç arasındaki dengeyi  kurmaktadır.
Bu denge, yalnız kişisel meselelerimizde değil, dünyevi ve uhrevi işlerimizde de doğru ile yanlışı, hak ile batılı karıştırmamızı sağlayan oldukça faydalı bir noktadır.
Bazılarımız keskin bıçak gibi yaşar, kimimiz de kör testere gibi, fakat aslolan yerine ve zamanına göre bu hallerden birine bürünebilmektir. Hatta bazen kimseyi incitmeyen bir kauçuk tokmak olmakta mümkün, tabi bir davulcunun eline geçmemek şartıyla; yoksa alem bizden ve gürültümüzden bizar olacaktır.
Davranışlarımızdan da önce hislerimizin dengeli kullanılması gerekiyor ki, başımız daha az ağrısın. Sakındığımız göze çöp batması; ataların irfanı kadar, kaderin bir cilvesidir. Tıpkı güvendiğimiz dağlara yağan karların beyazlığının içimizi karartması gibi…
Sakındıklarımızı dengeli sakınmak, güvendiklerimize dengeli güvenmek, sevdiklerimizi dengeli sevmek, nefret ettiklerimizden dengeli nefret etmek; bize ve onlara hayatı kolaylaştıracaktır.
Fıtrat denge üzerine kuruludur. Bir yana fazla yüklenmek dengeyi bozar. Bir koluna ağır bir poşet alan dengesiz yürür ve daha çok yorulur. Herhangi bir varlığı dengesiz tüketmek, dünyanın da dengesini bozar.
Dengesini kaybeden sendeler, toparlayamazsa serilir yerlere. Bütün bu süreç aslında muhteşem bir nimettir. Allah(cc), acziyet ve zayıflığımızı gösterir bize ki; ayağımızı ona göre uzatalım, adımımızı ona göre atalım.
Sarsılmak nimettir, yıkılmak mihnet; denge nimettir, kaybetmek felaket…
Kişisel ve toplumsal felaketlerimizi de dengeli okumak ve anlamak en hayırlısı. Ne dünya bizim ettiklerimizden yıkılıyor, ısınıyor ya da kuruyor; ne de bütün bu felaketlerde bizim etkimiz yok deyip kenara çekilmemiz mümkün.
Ne kurtulanlar sağlam ve yeterli tedbir alarak hayatta kalır, ne de ölenler ecellerinden önce terk edebilirler dünyayı. Tedbirsiz adım atmak caiz olmazken, takdire boyun eğmeden ve hükme teslim olmadan da Müslüman olunmaz.
Baksanıza geriye bir dönüp; ne sağlam kaleler koruyabildi, ne kalın zırhlar, ecelin oku deldi geçti ciğerlerden. Ne yenilmez ordular aşabildi kaderin tahkimatını, ne cihangir sultanlar geçebildi cılız bir dereyi.
Deryalar aşan kaptanlar, sığ sularda boğuldu; yüzme bilmeyenler sellerden sağ kurtuldu.
Kimse ölümsüzlüğün sırrını bulamadı ve kimse yaşamanın sırrını bulup onunla yetinmedi.
Doğu ile batı, güney ile kuzey bir dengeyi sağlıyor.
Mü’min ile kafir, Müslüman ile münafık bir dengeyi sağlıyor.
Zalim ile mazlum, ensar ile muhacir bir dengeyi sağlıyor.
Ahmak ile akıllı, gafil ile uyanık bir dengeyi sağlıyor.
Akşam ile sabah, gece ile gündüz bir dengeyi sağlıyor.
Ölüm ile hayat, dünya ile ahiret bir dengeyi sağlıyor.
Baksana; dünyayı boşlukta bir dengede tutan Allah(cc), dünyanın içindeki her şeyin de dengesini sağlıyor. O’nun izni olmadan, kudretinin dışında kimse bu dengeyi değiştiremez.
Şimdi derin bir nefes alıp tekrar edeyim:
Allah(cc) her şeye kadirdir, her şeye!

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...