27 Mart 2023

Gündemimiz Ramazan ayı ve bereketleri

 İslam, ibadetleri belli bir nizam ve vakit üzere vazeden bir dindir. Müslüman ise hayatını vakitle düzenleyen, bütün vaktini de kulluk bilinci ile değerlendiren durumunda olmak için gayret eden insandır.

Namazımız, orucumuz, zekât ve haccımız gibi temel ibadetlerin bir zamanı vardır hep. Vaktinden önce ya da sonraya bırakmak telafisi olmayan eksikliklere sebep olur. Vaktinde kılınan namazın yerini tutacak başka bir şey olamazken, vakti gelmeden tutulan oruç asla Ramazan ayında tutulan oruca denk olamaz. Vakti gelmeden verilen sadakalar ne kadar çok olursa olsunlar, vakti gelen zekâtın yerini tutamazlar. Vakti gelmeden bütün bir yıl Kabe’de geçirilse, Arafat’tan hiç inilmese asla hac ibadeti yerine getirilmiş olamaz.

Her şey vaktinde güzeldir.

Bahardan evvel açan çiçek sempatik gelse de meyveye durmadan dökülmesi muhtemeldir. Vaktinden sonra meyveye duran ağaç için ise olgunlaşmak muhaldir.

Ramazan ayı yılda bir düzenli olarak hayatımıza giren ve her şeyin vakte ayarlı olması gerektiğini öğreten bir düzenin adıdır adeta.

Bu aydan önce canımız istediğinde helal ve temiz olan her şey ile susuzluğumuzu ya da açlığımızı giderebilirken artık belli vakitler arasında bunların serbest olduğu bir mecburiyet vardır. Namazla günlük hayatımızın vaktini düzene koyma terbiyemiz bu defa yıllık bir toparlanmaya girer ve sıradan denilecek yemek ve içmek gibi zaruretlerin bile ertelenmesi, düzenlenmesi, kontrol edilmesi eğitimine tabi tutuluruz.

Ramazan ayında aslında her bir Müslüman kendi ile meşguldür. Gecelerini ayrı gündüzlerini ayrı değerlendirir. Özellikle Kur’an tilaveti ve nafile ibadetlerle bu ay boyunca ruhumuzun temizlenmesi, durulması, güçlenmesi ve gelecek on bir aya hazırlanması için uğraş veririz.

Biz bu iç düzen ve temizlik sürecini özellikle de cinni şeytanların bağlanmasını da fırsat bilerek en yoğun nasıl geçirir ve nasıl lezzet alırız derdinde iken, bağlanmayan insi şeytanların boş durmayacaklarını da biliriz.

Gerek yerli gerekse yabancı inci şeytanların bu mübarek zaman diliminde ibadetlerimizin lezzetini kaçırmak, zamanımızın bereketini bozmak, hissettiğimiz sevinci köreltmek için, bize ve mukaddesatımıza saldırmaları dünya kurulu beri devam eden ve kıyamete kadar da devam eden olan imtihanımız gereği, batıla ve kötülüğe verilen iznin bir sonucudur. Onlar olmadan hak ve hakikat, iyi ve güzel anlaşılamazdı. Onlar olmadan imtihan olamazdı!

Bu minvalde, medyatik bazı insi şeytanlara birilerinin saldırdığı iddiaları ve haberleri, doğru ya da yanlış yayılacaktır. Zira insi şeytanların oluşan manevi iklimden rahatsız oldukları ve kin ve garezlerinden kudurdukları malum bir haldir.

Birileri Müslümanlar namına müsamere düzenleyip kalitesiz senaryolar ve oyuncularla parsayı toplamak istiyor olsa da Ramazan ayının felaketlerin yaralarını sarmaladığı bir dönemde elini böyle bir işle kirletecek aklı başında Müslüman olduğunu sanmıyorum.

Müslümanların eli ve dili oruçludur ve ancak iyilik ve güzellik için kullanırlar. O iyilik ve güzelliklerin şekli ve zamanı da bellidir. Birilerinin ekmeklerine yağ sürmek ya da medya müsamerelerine malzeme olmak gibi basit işlere ayıracak vaktimiz yoktur.

Ramazan ayı aylardan bir ay, zamanlardan bir zaman dilimidir. Ancak zamanların en değerlisi, en bereketlisi ve istesek de yıl boyu bir daha elde edemeyeceğimiz fırsatların vaktidir. Boş geçirmemek, boş işlerle geçirmemek şiarımızdır.

Ramazan ayı bizim için hayırların kapılarının açıldığı özel bir zamandır. Zekatlarımızın yanında sadaka ve her şekilde infaklarla iyiliği elde etmek için çırpınma zamanımızdır. İnsanların en iyisi Muhammed(sas) için rivayet olunan; “O her zaman çok cömertti ancak Ramazan ayı geldiği zaman adeta kuvvetli bir rüzgârın önüne gelen her şeyi dağıtması gibi eline geçeni sadaka olarak dağıtırdı” cümlesi üzerinde çokça tefekkür edilmesi gereken bir bereket yoludur.

Henüz bu yolun başındayız ve mesafe almak için yeterince vaktimiz var! Kaçıranlardan olmaktan Allah’a sığınarak yola hızla revan olma vaktidir…

20 Mart 2023

Mülk Allah’ındır, hükmünde ortağı yoktur!

 Depremler denizin ortasında küçük bir kayıktaymışız gibi bizi sallıyor. Asıl büyük felakete sebep olan depremlerden sonra ölçüm olarak küçük de olsa tüm depremleri ya takip ediyor ya da hissediyoruz. Önce bir dalga geliyor, ardından titriyor yeryüzü ve üstündeki her şey. Artık hepimiz tecrübeli depremzedeler olduk!

Ramazan ayına çok yaklaştığımız bugünlerde, şöyle bir derin nefes almaya ve nereye gittiğimizi ve bizi neyin beklediğini bir kez daha hatırlamaya şiddetle ihtiyacımız var. Bu ay boyunca Kur’an ile meşgul olmak, olabildiğinde nafile ibadetlerle farzlarımızı süslemek ve üstümüzdeki tozu toprağı silkelemek için geceleri ve gündüzleri değerlendirmemiz gerekiyor.

Bunca kalabalığın içinde aslında hepimiz yalnız öleceğiz ve yalnız hesap vereceğiz. Ramazan ayı boyunca da cemaatle ifa edeceğimiz ibadetlerimizin yanında tek başımıza kaldığımızda yalnız Mevla’mız ile bizim aramızda kalacak dualar ve zikirlerle, sinemizdeki hüzün ve endişeleri takdim etme imkânı bulacağız.

Depremin sarsıntıları daha geçmeden gökten gelen sarsıntılarla bir kere daha ruhlarımız titredi.

Depremler sırasında güvenli diye herkesin beğendiği çadır ya da barakalar, ceviz büyüklüğünde dolular altında korkunç sesler çıkarınca fikirlerimiz değişti.

Dünya böyle; bir gün beğendiğimiz yarın anlamsızlaşıyor, dün burun kıvırdığımız şey bugün çok değerleniyor. Oysa değişen bir şey yok, dünya hep bu kadar.

Bir kez daha iman ve idrak ettik ki:

Sebepleri yaratan, kâinatın denge ve düzenini kuran ve dilediği zaman dilediği gibi değiştiren, mülkün yegâne sahibi, ortaksız hükümdarı, mutlak hâkimi Allah’ı eksikliklerden tenzih eder, azamet ve saltanatına boyun eğeriz.

Allahu ekber ve lillahilhamd.

Allah her işte üstün gelen Aziz ve dilediğini helak eden Kahhar’dır.

O’na sığınır, O’ndan mağfiret diler, O’na secde ederiz. O’nu tesbih eder, O’nun hükmüne boyun eğeriz.

Bizim felaket saydığımız hadiseler O’na kolaydır ve belki de nice sevdiği kulunu bu şekilde katına almayı murat etmiştir.

Yer ve gök bize bağıra çağıra bazı hakikatleri hatırlattı. Kimseyi suçlamadan, basit komplo teorilerine kulak asmadan, ondandır bundandır şundandır gibi kesin hükümlerden uzak durarak, kendi adımıza tefekkür etmek ve Ramazan ayına selim bir kalp ile girmek herhalde rahmetten büyük bir nasiptir.

Acziyetimizi gayet güzel idrak ettiğimiz ve imanımızı iliklerimize kadar hissettiğimiz ve korkularla tahkim ettiğimiz bu günlerden, rahmet ve bereket iklimi Ramazan ayına kavuşmak ve temizlenerek, mağfiret olunanların arasında bayrama ulaşmak duamız olsun.

Mülk yani varlığın tamamının yegâne hükümdarı olan Allah, ne nefislerimizi ne de başkalarının hevasını hükmüne ortak kabul etmez! Yaratan, rızık veren, yaşatan ve öldüren O’dur. Her şeye gücü yeten O’dur.

Kâinata koyduğu düzen içinde depremleri de yaratan O’dur, yağmuru indiren de O’dur. Karı, buzu, doluyu ve fırtınayı var eden de Allah’tır. Birilerinin kâinatın işleyişine müdahale edebileceğine, depremleri, rüzgarları ya da yağmuru idare edebileceğine inanmak ciddi bir iman sorunudur.

Ramazan ayımızın bereketli geçmesi, imtihanlarımızın kolaylaştırılması duasıyla…

13 Mart 2023

Niyet; her başlangıç ve her bitiş için

 Kimin neyi hangi niyetle yaptığını en iyi bilecek olan elbette Allah(cc)’tır, bir de kişinin kendisi. Biz faniler ancak zahirde gördüğümüze göre karar verir ve muamele ederiz.

İslam erken tarihine birazcık vakıf olan herkesin bildiği meşhur rivayettir Kuzman hadisesi. Cesur ve iyi bir savaşçı olan bu zat, büyük yararlıklar gösterdiği Uhud Muharebesi sonrasında yaralı ve acılar içindeyken kendisini tebrik edenleri reddetmiş ve şerefi için savaştığını söyledikten sonra acılara dayanamayıp intihar etmiştir. (İbni Hişam)

Savaş meydanına Allah’ın Rasulü’nün daveti sebebiyle değil, Medine kadınlarının kınamaları sonucu katılmıştır. Allah(cc) için değil şerefi için savaşmış ve cehennemlik olmuştur.

Niyet işte tam da böyle dönüşü olmaz yerlerde insanın hem dünyasını hem ahiretini perişan edebilirken, bazı noktalardan geri dönüş mümkündür. Kuzman, savaş meydanına gidip can vermese, Medine’de normal bir ölüm ile ölse şerefi insanlar nezdinde daha yüce kalırdı belki de. Ama tarihe böyle geçti ve kahramanlıklar ona fayda sağlamadı.

Kimin neyi hangi niyetle yaptığını en iyi bilecek olan elbette Allah(cc)’tır, bir de kişinin kendisi. Biz faniler ancak zahirde gördüğümüze göre karar verir ve muamele ederiz. Kuzman, o an bize sorulsa, çok büyük kahraman ve şehid derdik herhalde…

Bunlardan sonra günümüze gelecek olursak; hele de bu seçim sathı mailinde, olacaklara şaşırmaya bile vaktimiz kalmayabilir. Niyetlerini asla bilemeyeceğimiz insanlar bizden daha dindar ve hayırlı görünebilirler.

Kalplerini açıp bakamayacak olmamız büyük bir sorun olsa da, aklımızı ve gönlümüzü kontrol altında tutmamız mümkündür.

Ömrü hayatında camide görülmemiş birinin adaylığı sözkonusu olunca bir anda namaza başlamasını herhalde samimi bulacak kadar saf olamayız. Ya da sadece seçim zamanlarında Kur’an ile meşgul olanların ihlaslarını biz tartacak olmasak da en azından bu halleri sebebiyle onlara inanacak kadar boş olamayız.

Varsa amelleri bizi bir şeye ikna etmek için değil Allah(cc) için olmalıydı. Seçim zamanlarında değil her zaman onların üzerinde görülmeliydi.

Bu sadece uhrevi samimiyet için değil, dünyalık işler için de basit bir ölçüm aracıdır. Hayatı boyunca bir nebze hayrı dokunmamış, iyi bir tek iş yapmamış birilerinin, kendilerine resmi yetki verildiğinde, iyi ve hayırlı olacakları ihtimaline inanmak için saflıktan daha fazlası gerekiyor.

İslam ve Müslümanlara nefretleri ile meşhur odakların baş köşelerinde oturan birinin, adil ve dürüst bir yönetim sergileme ihtimali, herhalde devenin iğne deliğinden geçme ihtimalinden çok değildir.

İsteyen istediğine inanıp istediği yola revan olacaktır ancak hiç değiilse hepimiz kendi içimizde, gönlümüzün derinlerinde, bizi rahatsız edecek işlere sebep olmayalım diye düşünmek durumundayız.

Varlığını bize düşmanlığından alanların dost olacağına inanmak ciddi bir akıl tutulmasıdır. Hayatı zulüm ve haksızlık üzerine kurgulanmış, politik davası menfaat ve para ile şekillenen birilerinin, bize hayırlı hizmetler yapacağını düşünmemiz çok ütopik bir hal olur.

Bütün plan ve hesaplar, Allah(cc)’ın planlarına toslayıp darmadağın olacaktır. Mutlaka ve muhakkak O’nun dilediği gerçekleşecek ve bize, -küfür ve sapkınlık dışında- her hal için hamd etmek düşecektir.

Allah(cc) gelecek günlerimizi hayırlara vesile kılsın. Büyük deprem felaketinde hayatına kaybeden tüm Müslümanlara rahmetiyle muamele eylesin. Bu yıkımın üstüne bize ve gelecek nesillere dünyalık endişelerden azade, ahiret hedefi odaklı hayat kurmayı nasip etsin.

06 Mart 2023

Felaketlerin hikmetini bilmek mi?

 Zor zamanlarda konuşmak her zamankinden daha kolay olsa da, çok daha fazla dikkat ister. Zira zorlukları yaşayanların bedenlerindeki yaraları kadar ruhlarında da açık ve hala kanayan yaralar vardır.

Kimimiz bazı yakınlarını kaybetmişken, bazılarımızın ayağı toprağa basan hiçbir yakını kalmamıştır. Sallanan sadece bedenler olmuyor, asıl derin izler ruhlarımızda kalıyor.

Ateş düştüğü yeri kavururken; alevleri yaklaşan, yakından bakan, gönlünü açan, el atam herkesi yakıyor.

İşte tam da bu noktada ağızlardan çıkan her söz kurşun gibi ağır, mermi gibi yaralayıcı olabiliyor.

Konu felaketlerin ilahi hikmetlerini idrak etmeye gelince, basma kalıp cümlelerle yaklaşmak hem sözün sahibini hem de sözün menziline giren herkesi yoruyor.

Allah adına konuşmak gibi ciddi bir riski göze alıp, felaketlerin sebeplerini matematiksel bir formülle çözerek sonuçları bilgiç bilgiç açıklamak maalesef kimseye bir fayda sağlamıyor hatta zarar veriyor. 

Bela ve musibetlerin umumi olması bize umum hakkında Allah’ın takdirinin hikmetini tayin hakkı vermiyor. En fazla kendi nefsimiz hakkında konuşabiliriz ki, bu da zandan ibaret olur ama hiç değilse kimsenin vebaline girmeyiz. 

Yaşadığımız salgın ya da deprem gibi felaketlerin hikmeti hakkında konuşmak ciddi bir iş. Şöyleydi de Allah belamızı verdi demek de yine Allah adına konuşmak oluyor. 

Kendimizle ilgili bile bu kadar rahat ve kesin konuşmamız doğru değilken toplumu mahkum ederek ilahi takdirin hikmetini çözmüş edasıyla konuşmak ne büyük cüret.

Her birimiz kendi hesabımızı -tıpkı ahirette yalnız vereceğimiz gibi- kendi başımıza vermeli ve tefekkür etmeliyiz. Kendimizde olanları gördüğümüzde ise kimseye diyecek bir sözümüzün kalmayacağı aşikardır.

Felaket zamanlarında insanların iman ve teslimiyetlerini destekleyici konuşmalardan başkasına ihtiyacımız yoktur. İnsanları suçlamak ya da aşağılamak gibi tuhaf yollara kapılmanın alemi yoktur.

Allah kainatın Rabbidir ve her işinde hikmetler vardır. Bunlardan bizim bilmemizi istediklerini vahiy yoluyla bildirmiştir. Daha ötesini alim ve fazıl Müslümanlar bizlerin idraklerinin alacağı seviyelerde anlatırlar, biz de dinler ve teslim oluruz. 

Depremlerin hikmetlerini kesin olarak bilmemiz mümkün değildir. Bu konuda ilahi bir vahiy ya da şüphesiz bir ilham olmadan konuşmak da mümkün değildir. 

Sünnetullaha aykırı fiil ya da oluşumların kişilerden veya toplumlardan kaynaklanan pek çok şekilleri vardır. Aynı şekilde kainatın işleyişine dair bilmediğimiz daha neler varken, her şeyi çözmüş gibi ahkam kesmek akıl karı değildir. 

Biz Allah’tan gelene boyun eğer ve bir yaprağın bile onun iradesi olmadan dalından kopamayacağını biliriz. Ancak neden incir yaprak dökerken zeytin dökmez bunun kesin sebebini bilemeyiz. Bilim ise bu konuda zandan ve tahminden öteye geçemez. 

Deprem gibi insan akıl ve idrakinin, güç ve gelişmesinin engel olma ihtimali bulunmayan bir hadiseyi de ne ilahi ne de bilimsel olarak mutlak çözmek pek kolay görünmüyor. 

Hocalar da jeologlar da çaresiz bu gerçeğe boyun eğecektir. İşin aslını ahirette ancak kesin olarak öğreniriz inşaallah…

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...