Merhamet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Merhamet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

09 Mayıs 2020

Merhamet Sadakadır


Toplumlar devasa birer yapı gibidirler; temelleri, duvarları, çatısı, iç teşrifatı, dış süslemesi, mutfağı ve hatta ahırı olan bir yapı. Aklınıza gelen her parçayı ekleyebilirsiniz. Hapishanesi, hastanesi, kütüphanesi de olan kocaman bir tek yapı.

Temelleri hayatın olmazsa olmazları ile atılan bir yapının, duvarları halkların gelişme ve çoğalmalarıyla yükselir. Çürük tuğlalar, eksik malzemelerle inşa edilen duvarların ne sıcaktan ne soğuktan korumadığını herkes bilir. Hatta en ufak bir sarsıntıda ilk önce bu duvarlar yıkılır. Yine de eğer sağlam kirişleri varsa binamızın ayakta kalır bir şekilde. Kırık dökükte olsa dikilmeye eder.
Bir şekilde her bir katı, her bir duvarı birbirine bağlıdır, bağlanmayan o yapıdan sayılmaz zaten. Olsa olsa müştemilat olur. Arada bir kullanılan ama çoğunlukla uzak ve sevimsiz.

Toplumumuzun hayatta kalmasını temin eden kanı hakim zihniyetin bakılına göre şekillenir. Kapitalist bir sistemde yapıları ayakta tutan para iken, komünistlerde devlettir. İslam’da ise adalet ve merhamettir.

İnsanların münasebetlerinde birbirinin hukukunu gözetmesi, kul hakkı kavramının ağırlığı, karşılıksız yardımlaşmanın övgüsü, farz olanlardan başlayarak nafilelerle devam eden bir ibadet halkası olarak sadaka müessesi, yardımlaşmanın hayatın bir parçası olduğu komşuluk hukuku, akrabaya sahip çıkmayı vazife gören sıla-ı rahim emri ile İslam!

Hayatın her alanında, hassas bir cerrah neşteri gibi; can acıtan, iltihap üreten, baş ağrıtan, diz büken, bel kıran ne kadar sıkıntı varsa hepsine müdahale yollarını açan, gösteren, emreden ve bizzat ameliyat eden İslam!

Adaleti devletin temeli gören, adaletli bir devlet başkanını kıyamet günü peygamber sancağı altına çağrılan ilk kişi kılan, adalet ve emniyet için fıtrata uygun kanun ve düzenlemeleri dinin gereği sayan, zulmü her koşulda reddeden ve zalim kim olursa olsun engel olmayı, mazlum da kim olursa olsun sahip çıkmayı emreden İslam!

Merhameti insanlar arasında bir lütuf gören, insanlarda meşru bir sebeple ya da hayvanlarda kurban gibi kesimlerde bile incitmemeyi düşündüren, dünyayı emrine verdiği insanı bütün varlıkların hamisi kılan, rahmete layık bir kul olmayı temel hayat kuralı olarak koyan İslam!

Bizden uçuk kaçık ve hayali işler beklemiyor. Gücümüzün yetmeyeceği yüklerin altında ezilmemizi istemiyor. Ferdin fert olarak, devletin devlet olarak görev ve sorumluluklarını net olarak ayırıp, herkesi kendi nefsini ateşten kurtaracak en hayırlı yola girmeye davet ediyor.

Dünyanın gidişatını değiştiremeyebiliriz. Devletin aksayan adalet sistemine müdahale gücümüz olmayabilir. İklim sorunlarını çözemeyebiliriz. Savaşları durduramayabilir, yaraların tamamını saramayabiliriz.

Yapmaya imkan ve gücümüzün yetmeyeceği çok şey vardır bu dünyada. Bizi çaresiz ve aciz bırakan çok dert vardır. Her birine yetişmeye elimizin ermeyeceği çok düşen çocuk vardır.

Var olanları değiştirmeye gücümüz yetmeyebilir, yetmez de zaten. Yetemez!

Ancak merhamete imkanımız her zaman vardır, gücümüz yetecektir, elimiz erecek, sesimiz yetişecektir. Sesimiz merhametle çıkabilir, elimiz merhametle uzanabilir birilerine, bir yere…

Bir tek kişinin merhameti ile ne olur demeyin. Bir kişinin merhameti onun için ve merhamet duyduğu için Allah(cc)’in rahmeti için yapılacak en samimi ve en büyük duadır. Bir damla ile ne olur demeyin; nehir de olur deniz de.

Sadaka bütün yönleri, isimleri, şekilleri ve yöntemleriyle; merhametin temel taşı, insanlığın izzeti, rızkın bereketi, hanelerin süsü, şehirlerin huzuru, devletlerin gücüdür.

Sadakanın zenginlik ya da fakirlikle ilgisi yoktur. Ekonomik sorunlardan, şartlardan, paranın değerinden, grafiklerden ve politik açıklamalardan etkilenmeyecek bir konudur sadaka. Saldırılardan da etkilenmez, kınamalardan da.

Sahip olduklarının şükrü, sahip olamadıklarının duasıdır sadaka. Biri olanın yarımı, onu olanın biri de olsa; azı çoğundan değerli olan tek alışveriştir sadaka.

Allah(cc)’e borç vermektir, hem de kat be kat fazlasını alma garantisiyle, hak etmediğimiz kadar karşılık almamızla haksız kazancın, verdiğimizin 700 katını almamızla bildiğimiz manada faizin olmadığı yerdir sadaka.

Vermenin eksiltmemesi, çıkartmanın azaltamaması ancak ve sadece sadaka ile mümkün olur. Matematik kurallarını tanımayan bir işlemdir sadaka.

Merhametle uzanan bir elin bileğini bükecek kuvvet yoktur dünyada! Merhamete uzanan bir toplumu yıkacak bir güçte bulunmaz insanlar arasında.

Hiçbir gücün yetmediği, hiçbir korumanın işe yaramadığı, denizlerin söndüremediği bir ateşten kurtulmanın yolu, cehennem ateşinden korunmanın metodu, merhametle verilmiş yarım hurmalık sadakadır.

Merhameti duyan, çoğaltan, sırtında taşıyan, eliyle ulaştıran, diliyle bildiren, gözüyle gösteren, ayağıyla götüren insanların dünyamızın gerecek süsleri oldukları, binamızın göze fer, gönle bereket verdikleri bir güzel zamandayız, Ramazan ayındayız.

Merhameti çoğaltmanın, sadakaları çoğaltmanın en güzel zamanıdır.

Merhametin mektebinde, sadakanın dersindeyiz…

04 Aralık 2019

İyiliğin Anahtarı: Merhamet



Hayatın temel onuru, iyiliktir. Her türden, her ırktan, her görüşten ve dinden insanın ortak iddiası iyiliktir çünkü. İyilik büyük bir iddiadır ve her iddia gibi ispata muhtaçtır.

Sorabilseydik kendisine, Firavun da iyi olduğunu iddia edecekti yahut Nemrud. Ebu Cehil de kendince iyi idi ve yaptığı her şeyin mantıklı bir açıklaması vardı.

Firavun insanlara tanrılık ediyordu, yedirip içiriyor dahası onun istediği yaşıyor, istemediği ölüyordu. Nemrud da hakeza öyleydi. Ebu Cehil derseniz, hacılara su veriyordu adam, Kabe’ye en pahalı kilimleri o örterdi hatta.

Ama zalimdiler, sayısı belirsiz insan, onların zulmünden paylarını aldılar. Acılar çektirdiler insanlara ve hakim oldukları topraklarda zarar vermedikleri canlı türü, neredeyse kalmadı; hayvanlara da acımadılar, bitkilere de…

Güç ve imkan onlardaydı ama eksik olan, onların iyi olmasına ve tarih boyunca iyilerden olarak anılmalarına engel olan bir şey vardı. Her şeyin kendisi ile başladığı bir şey, iyiliğin kendisiyle başladığı ve yokluğuyla bittiği bir şey: Merhamet.

Hayatın tohumu muhabbettir belki ama herkesi o halkanın içine dahil etme ihtimalimiz yoktur, çünkü muhabbet kalpten gelen bir histir ve kontrolü elimizde değildir. Oysa merhamet; öğrenilen ve öğretilebilen, kontrollü ya da kontrolsüz icra edilebilen, hem bizden olanlara hem de olmayanlara gösterilmesi gereken, kainatın düzenini varlığı ile devam ettiren bir duygudur, davranış biçimidir, erdemdir, ahlaktır.

İnsan, hayvan veya bitki hatta cansız varlıklara bile merhamet duyulur. Sebepsiz yere bir taş yerinden sökülmez, toprağa zarar verecek bir madde dökülmez. İnsani bir gereklilik olmadıkça, yaprak koparılmaz, hayvana da kıyılmaz.

Yeryüzü ve içindeki her şey, insan için yaratılmıştır ve insana hizmete münhasır kılınmıştır. Fıtratın kanunu budur. Fıtratın Rabbi Allah(cc), insana bu derece bir üstünlük vermiş olsa da, bunu sınırsız ve kontrolsüz bırakmamıştır. İnsanı, bencillik ya da kibre düşmekten kurtaracak, çevresine ve bütün varlığa karşı fıtrata uygun yani normal davranmasını sağlayacak ve Rabb’inin sınırlarına uymasını sağlayacak duygu da merhamettir.

Merhamet, iyiliğin anahtarıdır yani iyilik için merhamet yetmez ama iyiliğin kapısından girmek için merhamet gerekir. Öfkeyi, kıskançlığı, kini ve nefreti, düşmanlığı engelleyebilecek duygu merhamettir.


Hata edenleri affetmenin, şahit olunan kusurları örtmenin, zorda olana yardım etmenin, mağdur olanı korumanın, ayağı kayanı tutmanın, darda kalana el uzatmanın, yıkılanı desteklemenin kaynağı merhamettir.

En güzel isimler kendisinin olan Allah(cc)’in, besmeleye Rahman ve Rahim isimlerini eklemesi, merhametin ilahi bir fermanı gibidir. Her gün ve her an sürekli tekrar tekrar hatırladığımız, her işimize başlarken yeniden ve mutlaka hatırlamamız istenen şey merhamettir.

Mutlak güç ve otorite sahibi, dilediğini yapan ve asla engel olunamayan, dilediğini kahreden ve helak eden, intikam alıcıların en güçlüsü, varlığın kaderini elinde bulunduran Allah(cc), bizim O’nun en çok merhametini hatırlamamızı istemiş, bunu varlığa sultan yaptığı Süleyman(a)’dan (Neml 30), varlığa rahmet yani merhamet sebebi (Enbiya 107) kıldığı Muhammed(sas)’e kadar bütün elçilerine öğretmiştir.

İyi olmanın ve iyiliğe başlamanın anahtarı, besmele ile başlayabilmektir; besmele ile başlanamayan iş kötüdür ve merhametsizliktir. Başlarken Rahman ve Rahim olan Allah(cc)’in anılamadığı işten hayır beklenmez.

Tam da bu sebeple, münasebet kurduğumuz ya da kuracağımız insanları, bu değerli merhamet süzgecinden geçirmekte her zaman fayda vardı, bugün artık çok daha fazla bir fayda var. Merhametsiz insanlarla aramıza bir kalkan koymanın gerekliliği, göz ardı edilmemesi gereken bir zorunluluktur.

Basit merhamet testleriyle muhataplarımızın durumunu anlayabiliriz. Mesela; gereksiz ve sebepsiz yere bir böceği öldüren birinin, güç ve imkan bulduğunda ve keyfi istediğinde daha büyük cürümler işlemesi muhtemeldir. Yeşil bir dalı keyfi yere kıranın, bir ormanı da keyfi yere yakması muhtemeldir. Tırnağınızı sebepsiz yere kıranın, gün olduğunda ve canı istediğinde boynunuzu da kırması muhtemeldir. Ayağınıza basmaktan zevk alanın, bir gün başınıza basması da muhtemeldir.

Alemlere rahmet Muhammed(sas)’in ümmetinin merhameti kaybetmesi, aslında peşinden gitme iddiasında olduğu peygamberinin izini kaybetmesi demektir. O’nun izini kaybedenin sonu ise; dünyada zillet ve meskenet, ahirette ise acı ve elem verici bir azaptır.

"Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semada bulunanlar da size rahmet etsinler. Akrabalık Rahman'dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla bağ kurar; kim de koparırsa, Allah da ondan bağını koparır." (Ebu Davud, Tirmizi)

01 Nisan 2019

Kendini temize çıkarmak



İnsanoğlunun herhalde ‘hayatta kalmak için mücadele’ hissi kadar, sabit ve fıtrattan olan bir özelliği de, ‘kendini temize çıkarmak’ olarak isimlendirdiğimiz bir savunma sistemine sahip olmasıdır.

Başımıza, gözümüze gelen bir cisme engel olmak için gösterdiğimiz hızlı ve hayati reflekslerin bir benzerlerini, benliğimize yapıldığını hissettiğimiz saldırılar ya da suçlamalar karşısında sergiliyoruz.

Bu hal, ani olsa da çabuk savuşturulabilir olmayabileceğinden olsa gerek, bu davranışı bir karakter olarak yerleştirip, artık hemen her konuda aynı savunma refleksiyle konuşmaya ve davranmaya başlıyoruz.

Ayağımız kayıp düştüğümüzde, ilk baktığımız bizi kaydıranın ne olduğudur. Bir suçlu bulmak çok rahatlatıcıdır zira…

Evde, yolda, işte veya trafikte aksayan, yanlış giden ne varsa bizim dışımızda bir sebebi vardır mutlaka. Hatta din işlerimizde eksiklerimizin ve günahlarımızın da suçlusu sadece biz değilizdir. Vardır illa ki bir suçlu, bir düşman…

Pek haksız da sayılmayız; dünyayı ekseninde tutan bizim yaptıklarımız olmadığı gibi, kaderin cilveleri sadece bizim için tecelli etmemektedir.

Hayat; birbirine bağlı milyonlarca zincirin ucunda asılı bir narin fanus içinde parıldayan ışık gibidir. Biri kopmakla düşülmez hatta birkaçının kesilmesi ile de. Ne ki, eksilen her bir halka, kopan her bir bağ, birlikte bir şeyleri de alır götürür boşluğa ve salınır kalır öylece bir şeyler…

Bütün mesele; doğru duran ya da aksayan her noktayı tevekkül ve metanetle karşılamak, adalet ve merhametle muamele etmek, dirayet ve rifkatle yürümeye devam edebilmektir.

Kusurun ne tamamen kendimizde olması, ne de tamamen başkasında bulunması söz konusu değildir.
Milyonlarca zincir aynı anda kopmuş ve fanusumuz dünyanın soğuk mermerlerinin üstünde darmadağın olmuşsa; bizden ve başkalarından kaynaklanan bir çok sebep bir araya gelmiş demektir.

Ortaya çıkan zorluğa karşı ilk geliştirmemiz gereken kalbi direniş, tevekküldür. Ancak orada bırakıp kenara çekilmek değil metanetle üzerine yürümek ve o hali değiştirmek için hamle yapmak gerekir. Aslında tevekkülün doğru pratiği de budur.

Suçlu ya da günahkar durumdayken, insanın devreye en hızlı giren hissi olarak karşımıza çıkan ‘kendini temize çıkarma’ arzusu, kesinlikle adaletle çözülmelidir. Adaleti sağlamak için, kendimizden başkalarına biraz da olsa merhametimizin olması gerekir.

Adalet ve merhameti ayakta tutmak için çok güçlü bir dirayete sahip olmak şarttır. Dirayeti dengeleyerek adaleti ayakta tutmamızı temin eden bir başka destek ise rifkattir, yumuşaklıktır, acıma hissidir.

Biz yoldan çıktıysak, elimizden bazı nimetler alındıysa; bunun bütün suçlusu şeytan değildir. Nefsimizin payını unutmamak gerekir. Zira nankörlük, şeytanın bir iğvası değil; insanın sapmasıdır, yanılmasıdır, isyanıdır, nisyanıdır, insanlığıdır…

Şeytana bile adil olmak bizim menfaatimizedir. Ona adaletle yaklaşmamız kendimize olan merhametimizin ölçüsüdür. Dengeyi kaçırırsak, kendimizi kendi katımızda temize çıkarabiliriz ancak başkalarının; hele de kalplerde olanı da bilen, Aziz ve Celil olan Allah(cc)’in katında kirli kalmamız mukadder olur.

Bu noktayı idrak ettiğimizde, dünyalık olarak başımıza gelen işlerde, elbette hem kendimize hem de muhataplarımıza daha doğru davranmamız kolaylaşacaktır.

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...