Yılbaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yılbaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2020

Zaman ve takvim yaratılışa tabiidir



Hayatı anlamlandırmakta kullandığımız en önemli verilerden biri, hiç şüphesiz zaman mefhumudur. İnsan hayatının en kısa tarifinin; “doğum ile ölüm arasında geçen süre” olduğu düşünüldüğünde zamanla hayatın bağı daha net ortaya çıkıyor.

Tarih, takvim, saat, ay, gün ve yıl gibi saya saya bitiremediğimiz, vazgeçilmez bilgi ve düzenlemelerin tamamı, zaman mefhumunun neticesidir. “Dünya hayatı zamanın geçmesinden ibarettir” desek, abartmış olmayız. Hayat bir vakittir ve geçmektedir neticede.

Ancak zamanın geçmesi, vaktin süresi gibi kavramların tamamının aslında göreceli olduğunu ve bunların bir bakıma bizim zanlarımızdan ibaret olduğunu da yine yaşayarak öğreniyoruz. Rüyasında zamanlar üstü bir yolculuk yapanlarımız olduğu gibi, saatler süren bir hikayeyi birkaç saniyede görebildiğimizi modern bilimin tespitleriyle anlıyoruz.

Uyuyan için zamanın bir bakıma ortadan kalktığını, saatlerin tıkırtılarının rüyaları etkilemediğini yani bu alemde kaldığını ve bu rüyaların zannettiğimiz ve yaşadığımız gibi bir zamanın geçerli olmadığı, bir başka alemin varlığının da göstergesi olduğunu fark ediyoruz. Uykunun küçük bir ölüm denemesi olduğunu, ölümün fragmanı olduğunu bilince; aslında rüyanın da ahiretin bir fragmanı yani diğer alemin bir tanıtım filmi olduğunu, varlığının delili olduğunu anlamamız mümkün oluyor.

Ayların ve yılların bizim için geçtiğini, aslında kainatın yaratılışından sonuna kadar olan her şeyin, ezeli ve ebedi ilim sahibi Allah(cc) için malum olduğunu; olacakların olduğunu, yazılacakların yazıldığını, kalemlerin kuruyup defterlerin dürüldüğünü; kaderin hükmünün icrasını zaman içinde görelim için dünyada olduğumuzu, çok fazla çırpınmanın, bu hayatı ve alemi çok değerli ve çok gerçekçi zannetmenin büyük bir gafletin kapısı olduğunu; bedenlerimizin ve canlarımızın, hayatlarımızın ve dünyamızın, zamanlarımızın ve anlarımızın değerlerinin ancak içini doldurduğumuz iyilik ve güzellikler kadar olduğunu biliyorum.

İyilik ve güzelliğin de bir nasip işi olduğunu unutmuyorum. Unuttuğum zaman hatırlatan, zamanın da yaratıcısı olan Allah(cc)’uya hamd ediyorum.

O’nun kudret ve tayini ile ayların 12 olduğunu, haftanın 7 gün kaldığını biliyorum. Adına ne takvimi denilirse densin, insan fıtratının 12 aylık bir yılı, 7 günlük bir haftayı yaşamak zorunda olduğunu görüyorum.

Bunca etkisiz ve bunca zavallı durumdaki insanın, sanki kendi tayin ettiği takvimlerle, kainatın ve insanlığın kaderine etki edebilecekmiş gibi aptalca bir zanna kapılmasını hayretle karşılıyorum.

Varsa bir gücümüz, haftanın günlerinin sayısını 8 yapıverelim mesele, ya da ayların sayısını 13 yapalım, olmadı 11’e indirelim.

Yapamayız!

Zamanın da hakimi olan Allah(cc)’dur, bunu her takvim değişiminde bir kere daha hatırlamakta ve hatırlatmakta fayda var.

“Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on ikidir…” (Tevbe 36)

Daha önce deneyenler gibi, farklı takvim türleri yapılabilir. Çok zor bir iş değildir bu. Ayların sayısını da günlerin sayısının da değiştirebilirsiniz. Ancak bu insanların içine sinmez, kullanımı yaygın olmaz, genel kabul görmez.

Çünkü, fıtrat yaratılışa tabiidir.

İnsanoğlunun kendince takvim değişimlerini kutlamaya kalkması kadar, takvim değişiminden kaderin ve hayatın etkilenmesini ya da bir şeylerin değişmesinin takvimde yazılı sayılarla olabileceğini düşünmesinin, ne kadar basit ve insan onuruna yakışmayacak bir düşünce olduğunu fark etmemiz gerekiyor.

Adına miladi ya da hicri de desek, güneş veya ay takvimi de desek, zaman geçiyor bizim için ve mukadder bir sona doğru gidiyoruz. Bunun kutlanacak bir yanı olmadığı, takvimin türünden bağımsız bir vakıadır.

İnsanın kendini bu kadar önemli ve değerli görmesi, eliyle yazdığı sayılarla dünyaya hükmettiğini zannetmesi, ciddi bir kendine tapınma sapkınlığının göstergesi olabilir. Neyse ki, ölüm var ve insana kendi yerini hatırlatmaya devam ediyor.

“Varsa gücünüz ölümü durdurun” diye meydan okuyan kudretin karşısında boyun eğmekten başka çaresi yoktur kimsenin. Ne ki, bunu itiraf etmekle, ısrarla inkar etmek arasında özgürdür insan. Hayatı boyunca ölmeyeceğini iddia etse de, ölecektir oysa. Tıpkı öldükten sonra dirilmeyeceğini zannetse de dirileceği gibi…

30 Aralık 2017

Ezik bir taklit: Yılbaşı

Dünya kurulalı beri bir çok medeniyetler ve yıkımlar gördü. Kalkınmış ülkeler, ekonomik ve siyasi olarak güçlü olmanın avantajlarını kültürlerini yaymakta da kullandılar. Güçlünün ve zenginin taklitçisi hep çok oldu. Yalnız kedinin aslan taklidi yapması canına, fakirin zengin taklidi yapması da yurduna mal oldu da sömürgeler ve sömürülmelerle doldu tarih...

Günümüz dünyasının hakimleri batılılardır, bu tartışılması anlamsız ve bir o kadar da tatsız acı gerçeği hepimiz tiksinerekte olsa yaşıyoruz. Doların hükümferma olduğu ekonomi, ingilizcenin dünya dili olduğu iletişim, uçak gemilerinin ve uzun menzilli füzelerin sağladığı askeri güç onlarda! Modanın hükmettiği dış görünüşler, filmlerin ve medyanın avuttuğu ve yetiştirdiği bilinçler ve altları, saçların ve tırnakların şekli, pantolonların paçası, gömleklerin yakası, ceketlerin düğmesi onların dudaklarına bakıyor.

Herhangi bir dini/davası olmayanlar için kolayca kapılınacak rüzgar onlardan yana esiyor!

Zamanın çamurlu seli önüne kattığı yığınları onların deltasına taşıyor!

Fırtınalar ve hortumlar emdikleri eti vekanı, taşı ve toprağı onların bahçesine kusuyor!

Akar suyun üstündeki çer-çöp direnemiyor!

Tarihin ve medeniyetin ana yurdunda yaşayan, toprağı şehadetle yoğrulu, dağları sancaktar, ovaları seccade, ağaçları rükuda, çicekleri secdede bir yurdun, müslüman coğrafyasının aklı başında fertlerinin,  doğudan batıya derdinin yaklaşan miladi yılbaşı kutlaması olmasından daha kötü bir gündem düşünemiyorum.

Taklitçiliğin iğrenç pratiği yahut bir ileri aşamasıyla celladına aşık olmaklığın çirkefinden üstümüze sıçrayan bu pis çamur, dilimizi meşgul etmekle kalmayıp halkın gönüllerinde sıradanlaştığından, telin etmek ve reddetmek mecburiyeti hasıl oluyor.

Bu adetin kaynağı olan batının artık bir dini yoktur; değişik mezheplerle temsil edilen ve zorla öne çıkarılan kiliseler, skandallar ve gönülleri tatmin etmeyen söylemleri sebebiyle hızla toplum hayatından çıkmakta, ateistlik ve deistlik akımları hakim olmaktadır.

Öyle sanıldığı gibi bir haçlı ruhu tıpkı bizde sanıldığı gibi bir Osmanlı ruhunun yok olmuş olması gibi teoriden ve pratikten çekilmiştir.

Batıda bugün hakim olan kültür, eski inançlarından ve güncel buluşlarından harmanladıkları, değerleri olmayan bir varlık manzumesi olarak; kapitalizmin zaferi, komünizmin bilinci ve neticede hümanizmin vardığı son nokta kendine tapınmaktan ibarettir.

Yılbaşı takvim değişiminden ibarettir ama ona yüklenilen mana, batılıların eksik kalan ruhi rahatlama ve ayin yapma arzusunu bastırma gayretiyle süsledikleri bir yarı dini, yarı dünyevi ama daha çok nefisleri okşayan, eksikliği hissedilen insani duygu ve birliktelikleri desteklemeye yarayan, eğlence ve savurganlık, doyumsuzluk ve merhametsizlik, egoistlik ve menfaatçilik, tüm bunların özeti olarak ise kişisel tatmin ve tapınma yani ‘hevasını ilah edinme’ olarak tarifini Kur’an’da bulduğumuz sapmaların zirvelerinden biridir.

Bu batılı ve batıl adetin bizim coğrafyamızda yani sadece ülkemizde değil diğer islam topraklarında da taklit edilmesinin sebebi, güç karşısında hissedilen eziklik ve buna sebep olan imani ve insani kalitesizlik olabilir. Cehaletin ve umursamazlığın, araştırmaz, sorgulamaz, aptal ve kör taklidin herhalde en güzel ama aslında en kötü örneğidir.

Avrupa toplumu yılbaşına bizim Ramazan bayramına hazırlanmamıza benzer bir huşu ve huzurla hazırlanır. Yaklaşık bir ay öncesinden hediye piyasası ve kutlamalarda kullanılacak havai fişeklerin reklamları başlar. Ulusal ve yerel yönetimler halklarının huzur içinde biir kutlama geçirmesi için idari ve siyasi tedbirlerin yanısıra kaçınılmaz olarak yaşanan el ve göz kaybetmeye varan kazalar için acil müdahale ve tıbbi destek gibi hazırlıkları yaparlar. Bu yönüyle de Kurban bayramında yaşadıklarımıza benzer şeyler yaşanır. Caddeler ve çarşılar süslenir, ışıklandırılır. Çam piyasası ile hindi satışları revaçtadır.

Dini hassasiyetlerini kaybeden batı toplumlarının en yüksek katılımlı ve toplumun her kesimini kapsayan kutlama adeti yılbaşılardır. Bu manada batının ve batılın zirvesidir.

Bize gelince, bu ve benzeri batılı ve batıl adetler için bir tek hadis yeterlidir:

‘Kim bir kavme benzerse onlardandır.’ (Müsned)

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...