Gıybet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gıybet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Kasım 2019

Günah sakızının zararları



Hep söyleriz ve biliriz ki; insan oğlu nefsini temize çıkarmakta eşsiz bir yetenek sahibidir. Mazaretler bulmak ve hatta gerektiğinde yalanların ardına saklanarak kendini savunmak, ne yazık ki; çok rastladığımız veya kendimiz de çok yaptığımız için artık sıradan gelmeye başladı.

Kapalı kapılar ardında kalması gereken utançların sosyal medyaya düşmesi, günahın ne Allah(cc)’den ne kullarından utanılmadan aşikare işlenir olması, insanların bunları seyretmekten haz duyması ve devamında, aşina olduğu bu günahlara içinde bir burukluk duymadan bulaşabilmesi, çağımızın en tehlikeli gelişmesi ya da gericiliği oldu.

Gözlerimizin gördüğü, kulaklarımızın duyduğu ve hatta ellerimizin tuttuğu günahlara zaman içinde uyum sağladık, bağışıklık geliştirdik. Günahın ve günahkarların sıradanlaşması, açıktan günah işleyebilenlerin Müslümanlar arasında normal karşılanır olması, kibrin ve riyanın şeytanın taktığı birer madalya olmaktan çıkarılıp, günlük aksesuarlara dönüştürülmesi, hayatımızın ayrılmaz parçası oldu.

Hal böyle olunca, nefislerimizi temize çıkarmak için, bizden daha beterini yapanları ya da belki bizim de gizli yaptıklarımızı açıktan yapanları dilimize dolamak ve onlar üzerinden nefislerimizi tatmin etmek, baya eğlenceli gelmeye başladı.

Konunun fıkhi durumunu, gıybetin detaylarını ve nelerin gıybet olup olmadığını bilmeyenlere diyecek sözümüz yok artık, kalmadı. Çünkü deniz bitti! Takvada örneklik edecek olanların göğüslerinde açan; ihlas, tevazu, isar gibi çiçekler kurudu.

Yalnız ve sadece, insanları tiksindirip nehyetmek ya da fasıkların şerlerinden emin kılmak için anlatılmasına izin verilen günahlar, sakız gibi çiğnenir oldu. Çiğnenmiş bir sakızı, biri ağzından ortaya attığında, bir başkası koşup aldı ağzına ve evire çevire çiğnemeye devam etti. Sonra o da tükürdü ve bir başkası aldı. Böylece bu iğrençlik yayıldı gitti.

Onlarca insanın, belki de binlercesinin hatta televizyonlar ve sosyal medya aracılığıyla milyonların ağzında çiğnediği ve her çiğneyenden bir başka pis bakteri bulaşan, aslında bakmaya normal bir midenin katlanamayacağı bir şey ortaya çıktı.

Sokaklara, meydanlara ve ekranlara, bu iğrençlik tükürüldükçe müşterisi de çoğaldı. İnsanlar başkalarının ağzından dökülen kusmukları yalamaya koşturur oldular.

Çok mu iğrenç geldi? Ne ki, Allah(cc), gıybeti ölü kardeşinin etini yemek ile eşdeğer göstermedi mi bize? Ağzından çıkan kusmuk ya da milyonların çiğnediği iğrenç sakız ne ki bunun yanında?

Günahları çiğnemenin kaçınılmaz sonucu olarak, her birimizin damağına o pis tattan birazcık bulaştı, istemesek de ağzımızda evirip çevirdiğimiz her nesneden bir parça midemizi indi ve kanımıza karıştı. Tevbe ve helallik ile bu pislikleri bünyesinden boşaltabilenler de bile izi kaldı.

Güya eleştirmek veya alay etmek gibi niyetlerle ortaya dökmek, paylaşmak ve yaymak, aslen mubah olan işlerin gıybete dönüşmesidir. Birilerinin kibir ya da riya gibi hislerle kendi görgüsüzlük ya da utanmazlıklarını ifşa etmeleri, bizim onlara şahitlik etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Dahası elimizle başkalarını şahit etmenin de ne onlara ne de bize bir faydası yoktur.

Bunun yapmanın en güzel yolu, Nebevi terbiye metodundan öğrendiğimiz, Rasulullah(sas)’in herhangi bir yanlış ya da günaha rastladığında yaptığı gibi; şahısları ifşa etmeden, günahın yanlışlığını ona özendirmeyecek ya da insanların merakını uyandırmayacak bir üslupla ortaya konuşmak ve o günaha bulaşanların anlayıp vazgeçmelerine vesile olmaktır.

Bütün mesele kalbimizdeki niyetin sahih olması ve yaptıklarımızın ve söylediklerimizin de bu niyete uygun olmasıdır. Niyetim iyiydi diyerek, kırıp dökmemiz ya da kötü bir niyetle güzel söz söylememiz değersizdir.

Toplumları bozan, erdemleri yok eden, insanın güzide fıtratını heba eden, dünya tarlasını yakan ve ahiret cennetini elden alan günahlara ve o günahları işleyenlere sempati duymak, olumlu bakmak, hoş görmek veya daha da vahimi günahkarları ve günahları yaymak, akıllı bir Müslüman için ne hazin bir durumdur.

Neticede; yazdığımız veya konuştuğumuz ve beğendiğimiz veya paylaştığımız her şeyin hesabını vereceğiz.

08 Ocak 2019

Yalan helak sebebidir


İnsanız, pek çok eksiğimiz hatamız var, olacaktır da. Mükemmel olan sadece yaratılışımız, ondan sonrası bize kaldığı için, pozitif ya da negatif gelişmeye açığız.

Melek değiliz, şeytan da olamayız. Ancak meleklerden ve şeytanlardan bazı hasletler alabilir, bunları temsil etmekle kalmaz, yayabiliriz.

Bunların neler olduğunu veya olabileceğini az-çok herkes bilir. Bilmek yetmez bazılarımıza, bir de çevremize aktarırız.

İyi ve hayırlı hasletler kadar sıradanlaşan ve neredeyse günümüz insanının artık kötülükten saymadığı, oysa belki de kötülüklerin temeli olan bir hastalıktır, yalan.

İnsan fıtratının kabulde yani normal görmekte en çok zorlanacağı ama zamanla benimsenip sıradanlaşan ve neredeyse onsuz işimiz kalmayan bir zehir. Bedene zehir verildiğinde kaybolan hisler gibi; yalan da ruhun fıtri, temiz ve güzel hasletlerini ortadan kaldıran bir beladır.

Herhangi bir yalanı “korkunç” bir rahatlıkla söyleyen ve savunabilen insanlar beni dehşete düşürüyor. Sebep olacakları felaketi onlar da tahmin edemiyorlardır; oysa yalan dinin ve dünyanın helak sebebidir.

Yolunda giden işleri bozan, iyi yürüyen beraberlikleri dağıtan, muhabbetleri boğan, dostlukları bitiren bir felakettir. Toplumları ifsad eden, halkları düşman eden, kardeşlikleri düşmanlığa dönüştüren, iyilikleri yok eden ve iyileri kötüleştiren, fitneleri büyüten bir ateştir.

Yandığı yere aydınlık değil helak getiren bir ateştir, yalan.

Dini bozan, amelleri iptal eden, takvayı eriten, imanı çürüten ve dünya ile yetinmeyip ahireti de berbat eden bir günahtır, yalan.

En küçüğünün, en küçüğümüze bile söylenmesi veballere ve devamında bozukluklara sebep olandır, yalan. Çocukların temiz ruhlarını kirleten en büyük pisliktir. Büyüklerin rahmete ve mağfirete muhtaç ruhlarını isyana ve günaha yönelten bir çirkeftir.

Kafir, gerçeği örten yalancının adıdır.

Mü’min doğru söylediğinden emin olunan insanın adı!

Bir gün Rasulullah (s.a.v)’e,

– Mümin korkak olabilir mi, diye sordular.

– Evet olabilir, diye cevap verdi.

– Mümin cimri olabilir mi, diye sordular.

– Evet olabilir, diye cevap verdi.

– Mümin yalancı olabilir mi, diye sordular. Bu defa;

– Hayır, mümin yalancı olamaz, buyurdu. (Muvatta)

23 Kasım 2018

Hürmetsiz/saygısız olmuyor


Okuduğumuz, dinlediğimiz, sevdiğimiz ve beğendiğimiz ne kadar güzel insan varsa, istisnasız hepsinde bir şahsiyet kalitesi ve göstergesi olarak, insanlara saygı ve değer yani hürmet görürüz.

İster arka planına İslam’ın haramlarını ekleyerek güçlendirilmiş bir hürmet deyin, ister kuru batılı insan hakları bağlamında saygı deyin, hangi kelimeyle söylendiğinden bağımsız olan gerçek; muhataplarımıza asgari de olsa değer vermeden herhangi bir muamele yaptığımızda karşılığının dostluk ya da yakınlık olmayacağıdır.

Biz vahiy temelli düşünen Müslümanlar için ise, davranış ve değer yargılarımızı tayin eden temel mihenk elbette Allah(cc)’in tayin ettiği kural ve kanunlar bütünü olarak dindir. Din bize, diğer insanlar, hatta canlılar ve daha da ötesinde tüm varlıklar için bakış açısı, davranış biçimi tayin eder.

Yeryüzü ve gökyüzü bize bir emanet olarak verilen, kullanımı bize ait lakin, sahibi bizim ve her varlığın Rabbi Allah(cc) olan, geçici kullanım haklarını elde edebileceğimiz varlıklardır. İnsan temelli kullanımlarda bile başkalarının hukukunu çiğnememek olarak, mutlaka göz önünde bulunduracağımız bir kural vardır.

Hiç kimse, yalnız kendi menfaat ya da kazancını düşünerek, başkalarının zarar görmesine sebep olma hakkına sahip olamaz. Kişisel haklarımız yani helallerimiz başkalarının kişisel hakları ile sınırlıdır yani haram kılınmıştır.

Tarlasının sınırını komşusunun tarlası içine kaydırmak, kaldırımda yürüyenlerin yoluna engel koymak, trafikte hakkı olan yolu birinden gasp etmek, kasten birini korkutmak hatta bir hayvanı ürkütmek gibi günlük karşılaşabileceğimiz ve bize basit gibi görünen hak ihlalleri hesap gününde karşımıza çıktığında çok şaşıracağımız kesin gibi…

Düşünsenize, mahşer meydanında bin bir cefa ile geçmiş, tam hesaplar başlamışken, ben de kendime baya güveniyorum zaten, hayırlısıyla cennete gideceğim umuduyla ilerlerken, aniden biri çıksa karşımıza; ‘sen falan gün falan yolda ilerlerken arabanı üstüme sürüp beni korkutmuştun, ver hakkımı yoksa gidemezsin’ dese!

Bu sadece bir değil, beş değil, neredeyse her gün defalarca tekrar etmiş ve kitaplar küçük ya da büyük ne varsa kaydetmiş, her bir adımın, kelimenin ve hatta nefesin hesabı soruluyor!

Kitap (amel defteri) konulmuştur. Suçluların onun içindekilerden dolayı korkuya kapıldıklarını görürsün. ‘Yazık bize! Bu kitaba da ne oluyor ki, küçük büyük hiçbir şey bırakmayıp saymış’ derler. Yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez. (Kehf 49)

Biz dünyada sorulacak hesaplardan çok ahirette verilecek hesabın endişesini taşıdığımız için farklıyız.

Biz işte tam da bu yüzden; insanlara, hayvanlara ve tüm kainata karşı herkesten daha hürmetkar ve herkesten daha sadık ve herkesten daha saygılıyız.

Biz işte tam da, kul hakkı dediğimiz ve ancak ilgili kula hakkı ödenmesi karşılığında ya da helal edilmesi şartıyla hesabından kurtulacağımız bir değere, bir kurala ve hatta bir kanuna sahip olduğumuz için; yerin ve göklerin, insanların ve hayvanların hukukunu koruyan medeniyetler inşa ederiz.

Kurdun kuzu ile yoldaşlık edişinin bir efsane olmaktan çıkması, ancak bizim bu anlayışımızla kuracağımız bir toplumla mümkün olabilecektir.

Ahiretin hesabını hesaptan çıkardığımızda, geriye bizden pek özel bir şey kalmaz! Kendileriyle yarışma azminde olduğumuz çağdaş emperyal sistemlere karşı dünyalık hesaplarla başarılı olma ihtimalimiz de pek yoktur.

Emiru’l Mu’minin Ömer(ra)’in savaşa giden orduya yazdığı mektupta dediği gibi; ‘onlara ancak haramlardan sakınmamız, farzlara sarılmamız ile üstün gelebiliriz.’ Takva yalnız ahirette değil dünyada da üstünlüğün tek yoludur, ölçüsüdür.

25 Eylül 2018

Düşman Dışarıda Değil


İnsanoğlu yaratılışından gelen bir hasletle hemen her zaman ve her konuda kendini savunma hissi veya bilinciyle hareket eder. Bedenine yönelik herhangi bir tehlike endişesini en seri ve güçlü reflekslerle savuşturmaya çalışır. Söz konusu benliği, nefsi veya ruhu olunca da aynı şekilde tepkiler verir. Bundan istisnalar ancak çok özel eğitimler almış ve kendi kontrolünü sağlayan nadir insanlardır.

Hakaret, aşağılama, tehdit gibi sözlü saldırılara karşı kontrollü de olsa savunmaya geçmemiz normaldir. Aynı şekilde sahip olduğumuz değerlerimize, mukaddesatımıza veya taşıdığımız fikirlere, savunduğumuz gerçeklere de bir saldırı olunca savunmaya geçeriz. Biz buyuz ve böyle yaratılmışız.

Kendimizi savunurken ya da temize çıkartırken, birilerini kendimizi çıkarttığımız aşağılanma ve suçluluk çukuruna iterek boşluğa doldurma çabamız bu fıtri savunma refleksini aşan ve daha çok bilinçli ve öğrenilmiş bir defans saplantısıdır.

Bizim herhangi bir konuda iyi ve güzel olmamız için birilerinin o alanda kötü ve çirkin olmasına hiç gerek yoktur.

Yine herhangi birimizin işlediği bir hata veya suçtan temize çıkması, affedilmesi ve gönüllerde yer bulabilmesi için o hatayı bir başkasının işlemiş olmasına veya günahın başkalarında da bulunmasına ihtiyacımız yoktur.

Ne Allah’ın dininin uhrevi tevbe metodunda ne de dünyevi af usulünde, günah ve vebal kefesine bir başka ağırlık ya da kişiyi koyma mecburiyeti yoktur.

Aynı şekilde; insanların gönüllerinde de özür ve af taleplerinin yer bulabilmesi için pişmanlık duyduğumuz bir hatanın başkasına yamanmasına, dayanmasına, izafe edilmesine gerek yoktur.

Gönüllerin kapısının anahtarı samimiyettir, tıpkı göklerin kapılarının anahtarı olduğu gibi…

İslam’ın insandan beklentisi; hislerini yok etmesi değil değil, onları helal ve haram sınırları içinde tutabilen Müslüman bir fert olmasıdır.

Başkalarının kusurlarını araştırmak Kur’an ve sünnette mutlak olarak çirkin ve haram görülen bir davranıştır. Bunları insanlar arasında yaymakta öyle…

Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Şüphesiz zannın birçoğu günahtır Gizli halleri araştırmayın! Gıybet etmeyin! Sizden biriniz, ölen kardeşinin etini yemek ister mi? Ondan tiksinirsiniz. Allah'tan korkun! Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çokça kabul edendir, merhametlidir.(Hucurat 12)

Bu konudaki en çarpıcı uyarılardan biri de şu hadistir:

Bir müslümanın ayıbını görüp onu örten kimse, diri diri gömülmüş bir kız çocuğunu kabrinden çıkartıp yaşatmış gibi olur. (Buhari, Ebu Davud, Nesai)

Günümüzde haber ajansları hemen her olayı bulup, insanların gözlerinin önüne zaten getiriyorlar. Bunların bir çoğu, haramlar ve çirkin işlerden oluşuyor. Her yerde televizyonlar, radyolar, gazeteler üzerinden duyulan ve internet yoluyla da her cebe giren bu haberlerin temsil ettikleri çirkinlik ve bulaştıkları haramların çokça yayılması, duyulması hem gönülleri karartan bir etkiyi hem de sıradanlaşmalarını ve normalleştirilmelerini temin ediyor.

En akıl almaz günahlar dillendirilip anlatılıyor. En ağır cürümler haberleştirilip gösteriliyor. İnsan fıtratını harap eden felaketler gibi olan veballer adeta gözlerimizin önünde işleniyor.

Bırakınız bu işleri medya yapmakla kalsın. Bırakınız biz sosyal medya hesaplarımızda çirkinliklerin yayılmasına destek olmayalım, günahların duyulmasına sebep olmayalım, gözlerin ve gönüllerin kirlenmesine izin vermeyelim.

Paylaştığımız her çirkinlik, temiz ve saf nesillerimizin karşısına çıkıyor, kalplerini köreltip, vicdanlarını törpülüyor.

En basit gördüğümüz ve hatta tel’in etmek için paylaştığımız pek çok hata ya da günah bir müddet sonra toplumsal bir hezeyana dönerek yayılıyor.

Kötü bir söz söyleyen kimse ile onu yayan kimsenin günahı eşittir. Ali (r.a.)

Batıdan örnek vermekten haz etmediğimi bilirsiniz ancak bu noktada gerekiyor. Bir gün oturup batı medyasını taradığınızda ne intihar ne de kadın cinayeti haberleri görürsünüz. Tecavüz haberi hiç yoktur. Çocuk tacizcisi papazların haberleri bile mağdurların sayıları binlerle ifade edilecek noktaya gelince ve çoğu zaman yıllar sonra ortaya çıkar.

Peki bu haberlerin olmayışı, o toplumlarda bu suçların olmadığına mı işaret ediyor? Tabii ki hayır!

Mesela Hollanda’da yıl sonu yayınlanan istatistiklere konu olur bunlar; günde ortalama 1,5 kişi sadece trenlerin önüne atlayarak intihar eder, yıllık yakınları tarafından öldürülen kadınların sayıları da her geçen yıl artmaktadır. Diğer ülkeler de oradan aşağı kalmazlar. Ama bunu yaymanın, günlük haber olarak her eve sokmanın, zihinlerde bunları normalleştirdiğini bilir ve yapmazlar.

İnsanların hayat gayeleri dünyevileştikçe intihar ve cinayetler artar, çaresi ahirete imandır.

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...