Hadis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hadis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Kasım 2018
Önder Alim Sıkıntımız
Toplumlar; altında bir çok sebepler yatan, geniş zamanlarda inşa edilen bir sosyal karaktere sahip olurlar. Tıpkı insanların yetişmesi gibi nesillerin ve oluşturdukları toplumların da bir büyüme, gelişme ve kemale erme süreçleri vardır.
Fıtratın gereği olarak, her insanın ve her insan topluluğunun yapısında, en değerli taş şüphesiz dindir. Neye, nasıl inandığımız bizi biz yapan en net göstergemizdir. İnançsızlık yahut ateizm bile bir inanç ve neticede bir dindir.
Para ya da kadın kendisine tapılan bir ilah olabilir. Taştan ve tahtadan yontulan bir takım şekiller, insanlardan bir kısmının putu olur ve onlara ibadet ederler.
Düz söylendiğinde anlamsız ve mantıksız gelse de insanlık tarihi boyunca gelmiş ve geçmiş bir çok toplum kendi elleriyle yonttukları putlara tapınmış hatta tapınılmasını kanun edinmişlerdir.
Üzerlerine çok gidildiğinde, tıpkı Habeş Necaşisi Eshame’nin yanında Müslümanlara karşı putlaraı savunan Sühely bin Amr(ra)’ın dediği gibi; “biz putlara değil onların temsil ettiği manaya tapıyoruz” derler.
Aziz ve Celil olan bir tek Allah(cc)’a iman eden Müslümanlar, dünyanın bütün putlarının ve putperestlerinin söylem ve eylemlerini iptal edecek iman ve ilme sahiptirler. Neyi, nerede ve ne zaman yapacağımıza dair elbette önderlerimize yani alimlerimize kulak vermek zorundayız.
Ancak fetret devrinin bir neticesi olarak, İslam’ın ve kurumlarının tatil edilmiş olması özellikle din hususunda kime tabi olunması gerektiği konusunda da büyük sapmalara ve çıkmazlara yol açmıştır.
Kimdir kendisine tabi olunması ve adımlarımızı ona göre ayarlanmamız gereken alim?
Çok şeye söylenebilir. Çok tarifler yapılabilir. Sevdiklerimizi ve tabi olduklarımızı hiçbir değerlendirme ve teste tabi tutmadan peşinden koşulacak alimler görebiliriz. Sonuçta bizi götürdükleri yer dünyada rezalet, ahirette felaket olabilir.
Kendimize ve neslimize değer veriyorsak sorgulamak zorundayız. Ahiret kaygımız varsa, tir tir titremek durumundayız. Ya peşinden gittiğimiz bizi ateşe götürüyorsa?
Kalpleri açıp bakma imkan ve ihtimalimiz yoktur!
Medeniyetlerimizin temellerini kuran alimlerimiz bizim en muhtaç olduğumuz önderlerimizdirler. Bu büyük gereklilik ve mecburiyet bizim rastgele ve yanlış insanların peşine takılmamızı gerektirmez.
Bir alimi tanımak için en kestirme yol, onun sünnete riayet konusundaki hassasiyetidir. Zira Rasulullah(sas)’in varisi olacak birinin O’na en çok benzeyen olması kaçınılmaz değil midir?
“Erdoğan güçlü ve akıllı bir adam!”
“Erdoğan güçlü ve akıllı bir adam!”
Bunu kısaca özetlersek, önder bir alimin vasıfları şunlar diyebiliriz:
Allah(cc) ile arasında takva, halk ile arasında tevazu, dünya ile arasında zühd ve nefsiyle arasında savaş.
Takva; helaller ve haramlara riayetin yanında şüpheli şeylerden de kaçınması, farzların yanında sünnete ve en küçük hayırlara uyma hususunda hassas olması olarak özetlenebilir.
Tevazu; halkı küçümsememesi, sorularına cevap vermeye gayret etmesi ve onları hayırla ve güzel nasihatle Allah’ın dinine davet etmesidir. Ulaşılabilir bir makamda olması şarttır. İnsanların yüzünü göremediği, sorularını soramadığı birinin önderlik etmesi muhaldir.
Zühd; fakir olması değil, dünyadan ve dünyalıklardan yüz çevirmesi demektir. Yöneticilerden gelecek maddi destekleri reddetmesi, insanlardan bir şey istememesi ve kendisinde olanları halka dağıtması olarak tarif edilebilir.
Nefsiyle savaşmak ise, her halde hem en zayıf müslümanın hem de en güçlü alimin ölünceye kadar asla bırakamayacağı bir kavgadır. Kendini kurtulmuş ve birtakım amellerden müstağni gören, hayra ve salih amellere ihtiyacı yokmuş gibi davranan her insan helak olmaktan kurtulamayacaktır.
Bu giriş cümleleri tabii ki meselenin tamamı değil ve tabii ki her söz gibi eksik ve yanlışı vardır.
Fakat değişmeyecek kuralımız şudur:
“Hatasız” alimlerden uzak durun ey Müslümanlar!
“Masum” alimlerden uzak durun!
Biz; günah işleyen ve tevbe eden, en küçük salih amellere ihtiyacı olan, bizi ve sair insanları hayra teşvik ederken o hayırlar konusunda en önde kendisi koşan, mütevazi, mücahid, müttaki ve zahid alimlere tabi oluruz. Hakkı söylemek, temsil etmek, hak ile amel etmek ve batıldan yüz çevirmek konusunda da örnek olacak alimlere tabi oluruz.
Allah(cc) akıbetimizi hayreylesin…
26 Ağustos 2017
Muhasebe
İnsan için hayat, hakkında her türlü fikir yürütülebilecek olaylarla doludur. Hemen hepimiz her olay hakkında mutlaka birşeyler bilir, düşünür ve bunu dillendiririz. Yaratılışımız ve biraz da yetiştirilmemizde etken olan genetik altyapı ve çevresel faktörler bizi durdurulamaz birer analiz makinasına dönüştürebiliyor.
Oysa ‘ilmin yarısı, bilmiyorum demektir.’
Maalesef işin bu yönünde de halimizin pek farkında değilizdir. Olaylar hep o bildiğimiz yarıya denk geliyor!
Türkçemizin manası en derin ve en yaygın hatta okyanus derecesinde bir deyimidir, 'hariçten gazel okumak', onsuz yaşayamayız adeta! Her konuda konuşmak ve her duyduğunu aktarmak aklı başında bir insan için cinnettir. Bunun toplumsal bir normalliğe dönüşmesi hiç bir şekilde yapılanı doğrulamaz sadece cinnetin toplumsal bazda yaygınlaştığını gösterir.
Hakkında bilgi sahibi olmadığım konularda kanaat belirtmekten ve dahası insanları da o kanaate yönlendirmekten Allah’a sığınırım.
İçinde bulunduğumuz bir tür ‘medya çağı’nda hepimiz haber ve yorumlarla dünyaya bakıyoruz. Kaynaklarımız işte bu sebeple çok ama çok değerli. Tıpkı içtiğimiz suyun kaynağının temizliğine dikkat etmek zorunda olduğumuz gibi aldığımız haberlerin kaynağına da dikkat etmek zorundayız. Aksi halde pis suyun midelerimizi bozduğu gibi, pis bilgi de aklımızı ve hatta iz’anımızı bozacaktır.
Karışıklığın en yoğun olduğu yer ve zamanlarda yaşıyoruz ve doğal olarak o karmaşa ortamlarından gelen haberler de daha çok kafaların karışmasına ve kanaatlerin sakat doğmasına vesile oluyor. Bunun en net örneği ise hepimizin günübirlik içiçe yaşadığımız Suriye meselesidir.
Bunun yanısıra salih amellerin en değerli olduğu yerler, şeytan ve nefsin de en çok azdığı yer oluyor. Menfaatlerin ve dünyalık heveslerin etkisinde kalanların umutları törpülediğine rastlıyoruz. Elleriyle ve dilleriyle mazlumların yanında yer alan şahitlerin seslerinin daha çok duyulması gerekirken, hariçten gazel okuyanlar meydanları ele geçirebiliyor. Ve şeytan herkesin kalbine bir ‘acaba’ düşürerek adımları yavaşlatıp hatta tümden durdurabiliyor.
Şüphesiz şeytanın iğvası ve nefislerin azgınlığı her devirde islami hayatımızın en zor engelleri oldular ve öyle devam edecekler. Ne biz şeytansız bir dünya görebileceğiz ne de nefislerimizi yok etmemiz mümkün olacak!
Bu durum salih amellere, ne fiilen katılacakların ne de yardım edeceklerin ecrine asla zarar vermez yeter ki niyetler sahih olsun ve yapılacak işler iyi araştırılıp yapılsın. Meğer ki hata etsek bile ecrimiz devam eder, bu Allah'ın va'didir ve O'ndan daha çok va'dine sadık olacak yoktur.
Yani müslümanlar hatalar edecek ve biz onlara her şekilde destek olmaya, yardım etmeye devam edeceğiz! Biz onları hatasız insanlar oldukları için değil; Aziz ve Kahhar olan Allah’a inanılması gerektiği gibi inandıkları ve O’nun Rasulü’nün getirdiklerine ve öğrettiklerine yine O’ndan bize aktarıldığı sarıldıkları, sonra da bu yolda güzel örnekler olan salihlerin yollarını takip ettikleri, Allah için zulme karşı mücadele ve mücahede ettikleri için seviyoruz. Hataları için imkanı olanlarımız nasihat edecek ve düzeltmek için yapabileceğimiz birşey varsa yapacağız, değilse hataları yayıp ğıybet ve nefrete sebep olmayacak ancak selim bir kalple dualar edeceğiz, zira dua rahmete vesiledir.
Örneğimize dönecek olursak; Suriye bugün dünyanın tüm şeytanlarının cirit attığı ve herkesin kozunu paylaştığı bir savaş alanına dönüştü, haliyle karmaşa ve anlaşmazlıklar kadar menfaatler ve ihanetler de orada savaşıyor. Biz yalnız gözlerimizle gördüklerimizden ibaret bir dünyada yaşamıyoruz. Görünmeyen ordularla da savaşmak zorundayız!
Her birimiz bir tek şeyden kesin olarak emin olabiliriz; o da kalplerimizde yalnız bizim ve Allah'ın bildiği niyettir. İşte bu niyet sahih olur ve yalnız Allah'ın rızasını gözetir isek üzerimize düşeni yapmış olarak hayatımızı devam ettirir o hal üzre de can veririz inşaallah. Niyetlerimizi sık sık kontrol etmek ve risklerimizi gözardı etmemek, kişisel gönül huzurumuz için olduğu kadar, bir ferdi olduğumuz toplumun ruh yapısını oluşturan bir parça olmamız hasebiyle umumun hayrına olacaktır.
‘Elimizden ve dilimizden insanların emin olduğu’ bir hayat yaşayabilmek elbette kolay olmayacak ve şeytan ile avanesi üstümüze gelmeye devam edecektir. Biz de kalplerimizi ve niyetlerimizi ‘sünnet ve cemaat’ içinde kalarak terbiye ve kontrol edeceğiz ki ümmet olmanın rahmet ve bereketinden faydalanalım.
Umarım Allah kalplerimize sekinet verir ve bizi hayra meylettirir...
Her birimizin üzerinde emeğimiz olan birilerinden beklentilerimiz ve dahası hesap sorma ya da en azından sorgulama hakkımız vardır. Aileden başlayarak ümmete varıncaya kadar kademe kademe sorumluluk ve etkileri itibariyle çeşitli derecelerde de olsa muhataplarımızla münasebetlerimiz hayatımızın dahası ahiretimizin de göstergesidir.
‘Yaşadığımız gibi ölecek, öldüğümüz gibi dirilecek ve dirildiğimiz gibi muamele göreceğiz!’
Kendilerine karşı sorumluluklarımız olan insanların bizi hesaba çekme haklarının olduğunu gözardı etmezsek karşılaşacağımız tenkit ya da sorgulamalarda daha basiretli ve hayırlı yollar bulacağımız büyük bir ihtimaldir.
Belki de en çok ihtiyacımız olan ve en büyük kaybımız olarak karşımızda duran şey adalettir. Nefislerimize karşı adil olmak durumundayız; kendimizden hem de güç ve kapasitemizi bile bile yapabileceğimizden fazlasını beklememek ve fazlasına talip olmamak gibi. Aile fertlerimize ve çevremizdeki diğer yakın münasebetlerimiz olan insanlara karşı da aynı şekilde adil olmak zorundayız. Verdiğimizden fazlasını beklemek ya da sahip olduklarından daha fazlasını istemek adaletin zeminini yok eden hususlardır.
Yaşadığımız topluma adil bakmak, adil davranmak ve adil beklentiler içinde olmak, ‘elimizden ve dilimizden insanların emin’ olacakları bir şahsiyet sergilemek, insanların en hayırlısının ümmetinden bir fert olduğumuza muarız ve hatta düşmanlarımızın bile şahitik edecekleri adalet ve hakkaniyetin canlı birer temsilcileri olarak yaşamak, yürümek ve durmak varlığımızın ve adımızın anlamıdır.
Adalet, hakka yol vermek ve zulme mani olmak şeklinde özetlenirse belki meramımın anlaşılması kolaylaşacaktır. Bunu pratiğe dökerken sahip olduğumuz fıtri meziyet ve karakter kalitesi ortaya çıkacak ve asıl hak sahibi bizden olmayanlar ve belki de zulmedenler bizden olanlar iken adaleti ayakta tutma başarısı gösterebilmek dünyanın gördüğü, göreceği en güzide insan toplumunun temelini ortaya koyacaktır.
‘Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten ayrılmaya yöneltmesin. Adaletli davranın; bu takvaya daha yakındır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah sizin işlediklerinizden haberdardır.’ Maide 8
08 Ağustos 2017
Allah dilediğini alçaltır!
Allah’ın kullarına rahmetinin ve lütfunun en yüksek ifadesi peygaberlerine vahiy yoluyla indirdiği kitaplar ve bunlarla tesis edilen hayat düzenidir. Vahyin nimetlerin en büyüklerinden olduğunu vahiy temelli fıtrat düzeninden çıktığımızda başımıza gelenlerden gayet iyi anlayabiliyoruz. Haramların hayatımızı kararttığı gerçeğinin ispata ihtiyacı olmayacak derecede ortada olduğu bir devirde yaşarken vahyin bereket ve rahmetini de yokluğuyla idrak ediyoruz.
Bu rahmet ve bereket kaynağının insanlar arasındaki temsil yani yaşayan güzel örnek olma görevini yerine getiren peygamberlerden bağımsız düşünülmesi ise herhalde insan aklının kendine kurduğu en tehlikeli tuzaktır. Şeytan için değiştirme yahut ortadan kaldırma imkanı bulunmayan vahyin son ve mükemmel hali Kur’an için düşünülebilecek daha etkili bir tahrip metodu herhalde bulunamazdı.
Vahyin yaşanmasına verilen umumi isim sünnettir. Sünnetin değişik şekilleri olduğu gibi tespit ve naklinden dolayı farklı mertebe ve değerde olanları da vardır. Bu tamamen teknik konular diyecebileceğimiz ve işin ehli alimlerce mutlak iman, muhteşem bir muhabbet ve derin bir hürmetle incelenerek ortaya konulmuştur. Allah’ını Rasulü Muhammed(sas) artık dünyamızdan ayrıldığı için yeni bir sünnet ortaya çıkması veya yeni bir hadis sadır olması mümkün olmadığından O’nun irtihalinden sonraki yüzyıllarda devam edegelen çalışmalar artık nihayet bulmuş ve hadis ile sünnetin niteliği ve niceliği belirlenmiştir.
Herşey kayıtlara alınmış ve bize yazılı olarak aktarıldığından üzerinde herhangi bir tartışma yapılması mümkün olmayacağı gibi gereksiz de kılınmıştır. Yani bugün ortaya çıkan herhangi bir hocanın ya da kendine bir şekilde dinimiz hususunda söz söyleme hakkı veya yetkisi gören kimselerin tespit ya da takdirlerine bırakılmış bir sünnet ya da hadis kalmamıştır, yoktur!
Böyleleri son zamanlarda ülkemizde temizlenen bir dini şebekenin bıraktığı boşluğu doldurmak adeta rol kapmak için sık sık gündeme gelmeye ve sünnet üzerinden yürüttükleri tahribata elbette dini ıslah adında bir kılıf uydurmaktadırlar.
Uydurulmuş din ve indirilmiş din gibi tuhaf bir tasnifi kabul ettirdikleri kitlelerine her seferinde daha yüksek dozlarla sünnet düşmanlığını empoze etmekteler. Hadislere saldırmak için kaynaklarımızda zaten ne olduğu belli olan rivayetleri sanki dinin temel esaslarından birinde yanlış bulmuş gibi büyük bir heyecanla dillendirmekte ve bakın işte sünnet budur, hadis böyledir gibi genel ve imanları sarsıcı yaklaşımlarla ve maalesef garip bir zevkle sırıtmaktalar.
Son hafta gündeme gelen ve sünneti Rasulullah(sas)’in yetim olmasıyla özdeşleştirerek ‘hadi annenizi öldürün, bu da sünnet’ örneklendirmesiyle rezil olan, fakat düştüğü hali idrak etmekten de mahrum bırakılan, niyetinin Ehli Sünnet’in temellerini oluşturan hadisleri devre dışı bırakmak olduğu artık iyice belli olan zattan da anladık ki, Allah(cc) dilediğini böyle aşikar ediyor ama bizler anlamakta eksk kalıyoruz.
Bugün hıyanet ve sapkınlığıyla herkesin diline düşen bazı hoca müsveddelerinin de zamanında bu gibi tuhaf açıklama ve hallerini gördüğümüz halde itibar etmeye devam ettiğimiz için başımıza büyük belalar açtıklarını hatırlayalım.
Bunlar Allah’ın bize rahmeti idi ama biz göremedik. Örneğin meşhur Fetö lideri sakalsızlık ve evlenmemeyi fazilet gibi sunarken bir yandan da Nebi(sas)’i anlatırken ayılıp bayıldı ve biz umum olarak buna kandık. Müritleri hocalarının cünup olmamasını bir fazilet ve üstünlük gibi görüp aktardıklarında Allah’ın insanlar için fıtrat kıldığı bir nimeti küçümsediklerini ve peygamberlerin sünnetleri olan evlenmeyi terketmenin fazilet gibi aktarılmasının dine de insanlığa aykırı olduğunu en net şekliyle ortaya koyamadık. Oysa Allah, bize rahmet edip bu adamların salih ve sahih olmadıklarını göstermişti...
Bugün benzer şekillerde bir çok küçük adam ve onların çevrelerinde kümelenmiş bir grup insan var. Bunlar sözkonusu Alemlere Rahmet Muhammed(sas)’in bir hadisi olduğunda cengaver kesilip ortalığı yakarken kendi hocalarının her türlü zırvasını tevil ederek peşlerinden gitmeye devam ediyorlar.
Bir hoca cehenneme giden adamın kendi tarikatlarının belli bir kolundan olduğunu söylemesi durumunda ateşten kurtulacağını iddia ederken Ehli Sünnet’in hesap, mizan ve ahiretle ilgili pek çok kati itikadını yok sayarak konuşuyor ama söz geldiğinde Ehli Sünnet’in kalesi olduğunu iddia etmekten geri kalmıyor.
Bunlar da tıpkı geçmişte Allah’ın önümüze çıkartarak sapkınlığını ilan ettiği ve hallerini rahmet işareti olarak ortaya çıkarttığı adamlar gibi eğer bugün reddetmez ve tavır almazsak ileride başımıza bela edilecek hocalardır.
Allah, el-Muzill’dir yani dilediğin zelil eder, alçaltır. Bize düşen bunları görmek ve uzak durmak olduğu kadar salih ve sahih alimlerin ve hocaların değerini de daha iyi idrak etmektir.
Bu rahmet ve bereket kaynağının insanlar arasındaki temsil yani yaşayan güzel örnek olma görevini yerine getiren peygamberlerden bağımsız düşünülmesi ise herhalde insan aklının kendine kurduğu en tehlikeli tuzaktır. Şeytan için değiştirme yahut ortadan kaldırma imkanı bulunmayan vahyin son ve mükemmel hali Kur’an için düşünülebilecek daha etkili bir tahrip metodu herhalde bulunamazdı.
Vahyin yaşanmasına verilen umumi isim sünnettir. Sünnetin değişik şekilleri olduğu gibi tespit ve naklinden dolayı farklı mertebe ve değerde olanları da vardır. Bu tamamen teknik konular diyecebileceğimiz ve işin ehli alimlerce mutlak iman, muhteşem bir muhabbet ve derin bir hürmetle incelenerek ortaya konulmuştur. Allah’ını Rasulü Muhammed(sas) artık dünyamızdan ayrıldığı için yeni bir sünnet ortaya çıkması veya yeni bir hadis sadır olması mümkün olmadığından O’nun irtihalinden sonraki yüzyıllarda devam edegelen çalışmalar artık nihayet bulmuş ve hadis ile sünnetin niteliği ve niceliği belirlenmiştir.
Herşey kayıtlara alınmış ve bize yazılı olarak aktarıldığından üzerinde herhangi bir tartışma yapılması mümkün olmayacağı gibi gereksiz de kılınmıştır. Yani bugün ortaya çıkan herhangi bir hocanın ya da kendine bir şekilde dinimiz hususunda söz söyleme hakkı veya yetkisi gören kimselerin tespit ya da takdirlerine bırakılmış bir sünnet ya da hadis kalmamıştır, yoktur!
Böyleleri son zamanlarda ülkemizde temizlenen bir dini şebekenin bıraktığı boşluğu doldurmak adeta rol kapmak için sık sık gündeme gelmeye ve sünnet üzerinden yürüttükleri tahribata elbette dini ıslah adında bir kılıf uydurmaktadırlar.
Uydurulmuş din ve indirilmiş din gibi tuhaf bir tasnifi kabul ettirdikleri kitlelerine her seferinde daha yüksek dozlarla sünnet düşmanlığını empoze etmekteler. Hadislere saldırmak için kaynaklarımızda zaten ne olduğu belli olan rivayetleri sanki dinin temel esaslarından birinde yanlış bulmuş gibi büyük bir heyecanla dillendirmekte ve bakın işte sünnet budur, hadis böyledir gibi genel ve imanları sarsıcı yaklaşımlarla ve maalesef garip bir zevkle sırıtmaktalar.
Son hafta gündeme gelen ve sünneti Rasulullah(sas)’in yetim olmasıyla özdeşleştirerek ‘hadi annenizi öldürün, bu da sünnet’ örneklendirmesiyle rezil olan, fakat düştüğü hali idrak etmekten de mahrum bırakılan, niyetinin Ehli Sünnet’in temellerini oluşturan hadisleri devre dışı bırakmak olduğu artık iyice belli olan zattan da anladık ki, Allah(cc) dilediğini böyle aşikar ediyor ama bizler anlamakta eksk kalıyoruz.
Bugün hıyanet ve sapkınlığıyla herkesin diline düşen bazı hoca müsveddelerinin de zamanında bu gibi tuhaf açıklama ve hallerini gördüğümüz halde itibar etmeye devam ettiğimiz için başımıza büyük belalar açtıklarını hatırlayalım.
Bunlar Allah’ın bize rahmeti idi ama biz göremedik. Örneğin meşhur Fetö lideri sakalsızlık ve evlenmemeyi fazilet gibi sunarken bir yandan da Nebi(sas)’i anlatırken ayılıp bayıldı ve biz umum olarak buna kandık. Müritleri hocalarının cünup olmamasını bir fazilet ve üstünlük gibi görüp aktardıklarında Allah’ın insanlar için fıtrat kıldığı bir nimeti küçümsediklerini ve peygamberlerin sünnetleri olan evlenmeyi terketmenin fazilet gibi aktarılmasının dine de insanlığa aykırı olduğunu en net şekliyle ortaya koyamadık. Oysa Allah, bize rahmet edip bu adamların salih ve sahih olmadıklarını göstermişti...
Bugün benzer şekillerde bir çok küçük adam ve onların çevrelerinde kümelenmiş bir grup insan var. Bunlar sözkonusu Alemlere Rahmet Muhammed(sas)’in bir hadisi olduğunda cengaver kesilip ortalığı yakarken kendi hocalarının her türlü zırvasını tevil ederek peşlerinden gitmeye devam ediyorlar.
Bir hoca cehenneme giden adamın kendi tarikatlarının belli bir kolundan olduğunu söylemesi durumunda ateşten kurtulacağını iddia ederken Ehli Sünnet’in hesap, mizan ve ahiretle ilgili pek çok kati itikadını yok sayarak konuşuyor ama söz geldiğinde Ehli Sünnet’in kalesi olduğunu iddia etmekten geri kalmıyor.
Bunlar da tıpkı geçmişte Allah’ın önümüze çıkartarak sapkınlığını ilan ettiği ve hallerini rahmet işareti olarak ortaya çıkarttığı adamlar gibi eğer bugün reddetmez ve tavır almazsak ileride başımıza bela edilecek hocalardır.
Allah, el-Muzill’dir yani dilediğin zelil eder, alçaltır. Bize düşen bunları görmek ve uzak durmak olduğu kadar salih ve sahih alimlerin ve hocaların değerini de daha iyi idrak etmektir.
22 Mart 2017
Halku Ef’ali’l İbad – Kulların Fiillerinin Yaratılışı
İmam Buhari
olarak meşhur olan hadis alimimizin eseridir. İslam akaidinin müdafası da denilebilecek
olan eser Yusuf Özbek tarafından İlahi Kelamın Müdafaası ismiyle tercüme
edilmiş 1992 yılında İstanbul’da İz Yayıncılık tarafından basılmıştır.
Kısaca İmam
Buhari’nin hayatı:
İsmi Muhammed bin
İsmail bin İbrahim bin el-Muğire el-Cu’fi el-Buhari, Ebu Abdullah’tır. H. 194 /
M. 810 yılında Buhara’da dünyaya gelmiş ve H. 256 / M. 870 senesinin Ramazan
Bayram gecesi Semerkand’ta vefat etmiştir. İslam tarihinin en meşhur
muhaddislerinden biridir. Onun el-Cami’us-Sahih’i, Kur’an’dan sonra müslümanlar
için en güvenilir eser olma hüviyetine sahip olup sünnetin en güvenilir
kaynağıdır. Bunun yanısıra günümüze kadar ulaşan bir çok eseri mevcuttur.
Onlardan biri olan Halku Ef’ali’l İbad eserinin tercümesinin bir özetini bu
derlemede bulacaksınız.
Halku Ef’ali’l
İbad ve’r-Reddu ale’l-Cehmiyye
Bu kitap bir
dönem pek revaçta olan Allah Kelamı Kur’an’ın mahluk olduğu iddialarını
reddetmek temelli bir eserdir. Bu konularda sapkınlığıyla meşhur Cehmiyye’ye
reddiye olarak yazılmıştır. Günümüzde de benzer sapkın fikirlerin müdafiileri
mevcut olup sık sık gündeme gelmektedirler.
Bu eserde işlenen
konuları ana başlıklar olarak sıralayacak olursak:
1.
Allah(cc)’in
kelam sıfatının isbatı.
2.
Kaderin
ve Allah(cc)’in ilminin isbatı.
3.
Kulların
fiillerinin yaratılmış olduklarının isbatı.
Bu kitabında
Buhari, bu konulardaki şüpheleri zikrettikten sonra Kitab ve Sünnet ile
alimlerin sözlerinden o konularda rivayet edilen açık delilleri gözler önüne
sermektedir. Eserde zikredilen hadislerin tam senedlerini özete almayarak
kısaltmaya çalışacağız, bazı yakın metinlere sahip hadisleri ve dipnotları almasakta
en kısa zamanda tüm tercümeyi arapça metniyle birlikte pdf formatında
yayınlamaya çalışacağız.
1.
CÜZ
İlim Ehlinin
Allah(cc)’in Kelamını Değiştirmek İsteyen Dinsizler Hakkında Söyledikleri
1.
Süfyan
bin Uyeyne dedi ki: 70 senedir kendilerine ulaştığımız şeyhlerimiz, ‘Kur’an
Allah’ın kelamıdır ve mahluk(yaratılmış) değildir’ demişlerdir.
2.
Süfyan
es-Evri’yi şöyle söylerken iişittim: Bana Hammad bin Süleyman dedi ki; ‘müşrik
Ebu Fulan’a onun dininden beri olduğumu ulaştır, o Kur’an mahluktur demekte.
3.
Halid
bin Abdillah el-Kasri’nin bir Kurban Bayramı günü Vasıt’ta hutbesine şahit
oldum. Şöyle diyordu: ‘Hadi dönünüz, kurban kesiniz, Allah kurbanlarınızı kabul
etsin ben ise el-Ca’d bin Dirhem’i kurban edeceğim. O, Allah’ın İbrahim’i dost
edinmediğini, Musa’ya da hitab etmediğini iddia etti. Allah, onun
söylediklerinden alidir, müünezzehtir.’ Daha sonra minbderden aşağıya indi ve
onu kurban etti. (el-Ca’d bin Dirhem bu fikri ilk ortaya atan kişidir, Halife
2. Mervan’ın mürebbisi ve kaynıdır.)
4.
Vehb
bin Cerir şöyle demiştir: Cehmiyye zındıktırlar zira onlar Allah’ın Arş’a
istiva etmediğini ileri sürüyorlar.
5.
Yezid
bin Harun, kendisinden başka ilahın bulunmadığı Allah’a yemin ederek dedi ki:
Kur’an’ın mahluk olduğunu söyleyen zındıktır. Bunu söyleyen tevbeye çağrılır,
tevbe eder, aksi halde katledilir.
6.
Abdullah
bin Mübarek’e, ‘Rabbimizi nasıl tanıyabiliriz?’ diye sorulunca; ‘Göklerinin
fevkinde Arş’ının üzerinde’ cevabını verdi.
7.
Ali
bin Abdillah dedi ki; Kur’an Allah’ın sözüdür, onun mahluk olduğunu söyleyen
kafirdir, arkasında da namaz kılınmaz.
8.
Ebu
Zer(ra) dedi ki: Rasulullah(sas) buyurdu; ‘Allah (avc) buyurdu ki, benim
bağışlamam da kelamdır, azabım da kelamdır. Bir şeyi dilediğim zaman, ona ol
derim o da oluverir.’
9.
Habbab
bin Eret(ra) dedi ki, ‘gücünün yettiğince Allah’a yaklaş, sen O’na O’nun
kelamından daha sevimli birşeyle yaklaşamazsın’.
10.
Ebu
Abdurrahman es-Sülemi diyor ki, ‘Kur’an’ın diğer sözleri üstünlüğü Rabb’in
diğer yaratıklara üstünlüğü gibidir’.
11.
Ebu
Zerr(ra); ‘Ey Allah’ın Rasulü peygamberlerin ilki kimdir? Dedim, buyurdu ki: ‘
Adem’. Dedim ki, ‘O Nebi mi idi?’, buyurdu ki: ‘Evet, kendisine hitab olunmuş
biir peygamber idi’.
12.
Cabir
bin Abdullah(ra) dedi ki, Nebi(sas) buyurdu ki: ‘Babanın karşılaştığı şeyi sana
müjdeleyeyim mi? Allah(cc) babana perdesiz olarak hitab etti ve ona ‘Kulum dile
benden’ buyurdu. O da dedi ki, ‘Ya Raba, beni dünyaya geri gönder de senin için
bir daha öldürüleyim.’ Allah: ‘Onların geri dönmeyecekleri hususunda karar
verdim’ buyurunca o, ‘o halde insanlara halimizi ulaştır, Ya Rabb’ dedi. Bunun
üzerine Allah(cc) şu ayeti inzal buyurdu: ‘Allah yolunda öldürülenleri ölüler
saymayın bilakis onlar diridirler, Rabb’lerinin yanında rızıklandırılırlar.’
(Ali İmran 169) (Cabid’in babası Abdullah bin Amr, Uhud şehidlerindendir.)
Kulların Fiileri
1.
Huzeyfe,
Nebi(sas)’in şöyle buyurduğunu söyledi: ‘Muhakkak ki Allah, her sanatçıyı ve
sanatını yaratır.’ Şu ayeti de zikretmek gerekir: ‘Ve Allah sizleri ve
yaptıklarınızı dayaaratmıştır.’ (Saffat 96)
2.
İbn-i
Abbas(ra) dedi ki: ‘ Acizlik ve beceriklilik (her ikisi de) kaderdendir.’
3.
İbn
Abbas(ra); ‘herşey kaderledir hatta elini yanağına koyman bile’ demiştir.
4.
Ebu
Hureyre(ra) anlatıyor: Kureyş müşrikleri, Nebi(sas)’e gelerek kader konusunda
tartışmaya girdiler, bunun üzerine Allah: ‘Her şeyi bir kader ile yarattık’
(Kamer 99) ayetini indirdi.
5.
Bir
çok sahabeden rivayet edildi ki; Nebi(sas) ‘Amellerin en faziletlisi
hangisidir?’ diye soruldu. Buyurdu ki, ‘Allah’a iman, Rasulünü tasdik ve O’nun
yolunda cihaddır.’
6.
Ebu
Hureyre(ra)’den şöyle işittim, Nebi(sas) buyurdu ki; ‘Müezzine sesini uzattığı
süre zarfında mağfiret olunur.’
7.
Ömer
bin Abilaziz: ‘Yumuşak ezan oku, aksi takdirde yanımızdan uzaklaş’ demiştir.
Hicreten Sonrea Araplaşma
1.
Said
Bin Cübeyr(ra) İbn Abbas(ra)’dan mushafların satışı hususunda şöyle dediğini
nakletti: ‘Bunlar sadece el ürünlerini satan musavvirlerdir.’
2.
Ali
bin Ebi Talib(ra)’den şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: ‘İnsanlar üzerine
öyle bir zaman gelecek ki,İslam’dan geriye ancak ismi, Kur’an’dan da ancak
resmi kalacaktır.’
3.
Buhari
dedi ki: Nebi(sas)’e ‘Hangi insanların kıraatı en güzeldir?’ diye sorulunca;
‘Dinlediğinde onun Allah(cc)’den korktuğunu anladığın kişi’ cevabını verdi.
4.
Muaz
bin Cebel, ‘Ey Allah’ın Rasulü söylediklerimizden sorumlu muyuz, yaptıklarımız
yazılıyor mu?’ diye sorunca, O(sas) ‘Nası burunları üzerinde cehenneme
sürükleten, faydasız boş sözlerinden başkası mıdır?’ buyurdu.
5.
Risalet
Allah’tandır, Rasule tebliğ etmek, bize de O’na teslim olmak düşer. Zuhri
1.
CÜZ
1.
Nebi(sas)
şöyle buyurdu: Allah, ilmi insanların gönüllerinden çekip çıkarmakla kaldırmaz lakin
ilmi alimleri kabzetmekle kaldıracaktır. Hatta yeryüzünde tek bir alim bile
kalmayacak ve insanlar cahil reisler edinecekler. Bunlara soru sorulacak, onlar
da bilgisizce fetva verecekler, hem kendileri sapacak hem de başkalarını
saptıracaklar.
2.
Abdullah
bin Mesud(ra) altınla süslenmiş bir Kur’an görünce; ‘Hakikatte mushafın en iyi
süslenmesi onun okunmasıdır’ dedi.
3.
Ubade
dedi ki; Rasulullah(sas)’den işitipte hakkınızda hayır olduğunu gördüğüm hiç
bir hadisi biri dışında size bildirmeden bırakmadım, o hadiste şudur:
Rasulullah(sas)’i şöyle buyururken işittim: ‘Sizden burada bulunan bulunmayan
ulaştırsın, kim Allah’tan başka ilah olmadığına ve O’nun tek ve şeriki
olmadığına şehadet ederek ölürse cennet ona vacip olur.’
4.
İbn
Abbas(ra) şöyle dedi: Ey müslümanlar topluluğu, Allah, Peygamberinize tahrif ve
değişimden uzak, okumakta olduğunuz kitapların Allah’a zaman bakımından en
yakını ve başka şeyler karışmamış olan Kitab varken, nasıl oluyor da ehli
kitaba birşey soruyorsunuz? Halbuki Allah, ehli kitabın Allah’ın kitabını
değiştirmiş, tağyir edip ve onların bu kitapları kendi elleri ile yazmış
olduklarını, ayrıca az bir ücret karşılığı birşe satın almak için ‘bu Allah’ın
katındandır’ dediklerini sizlere bildirmiştir. Yahutta size gelmiş olan ilim
onlara soru sormaktan nehyetmiyor mu? Hayır vallahi, biz onlardan hiç birisinin
sizin üzerinize nazil olan bir husustan sual ettiklerini görmüyoruz.
Nebi(sas)’in
Rabbinden(cc) Zikredip Rivayet Ettikleri Hakkında Bab
1.
Ebu
Hureyre’den rivayet edildi, o da Nebi(sas)’den o da Rabb’inden(cc) şöyle
rivayet ediyor: ‘Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım, bana bir
arşın yaklaşana bir kulaç yaklaşırım.’
2.
Ebu
Hureyre(ra) dedi ki; Nebi(sas)’den işittim, dedi ki: ‘Allah(cc) şöyle buyurdu;
Ben beni zikrettikçe ve benim için dudaklarını hareket ettirdikçe kulumla
beraberim.’
Nebi’(sas)’in Allah(cc)’dan Gayrı Kimsenin Sözleri ile İstiazede
Bulunmadığı Hakkında Bab
1.
Nuaym
bin Hammad dedi ki: ‘Mahluka sığınılmaz, ne kulların ne cinlerinne insanların
ne de meleklerin sözleri ile sığınılır.’
2.
Abdullah
bin Mes’ud(ra) dedi ki; ‘Ey Allah’ın Rasulü, hangi günah daha büyüktür?’ diye
sordum. Buyurdu ki; ‘Seni yaratmış olduğu halde Allah’a ortak koşmandır.’
‘Sonra hangisi’ dedim. Buyurdu ki; ‘Yiyecek korkusuyla çocuğunu öldürmendir.’
‘Sonra hangisi’ dedim. Buyurdu ki; ‘Komşunun karısı ile zina etmendir.’ Ve
Allah(cc), Nebi(sas)’in kavlini tasdik için , ‘Onlar Allah ile beraber bir
başka ilaha tapmazlar’ (Furkan 68) ayetini indirdi.
3.
Abdullah
bin Ömer dedi ki: ‘İbadetlerden ilk eksilecek olan gece teheccüdü ve onda
kıraatin yüksek sesle yapılmasıdır.’
28 Aralık 2016
Sünnet Müdafası
İslam tarihini
genellikle çok severiz; masalsı kahramanlıklar ve destansı hikayelerle
aktarılagelen çoğu zaman gıpta ettiğimiz yiğitliklerin ve akıllarımızın
almadığı, kalplerimizin kaldıramadığı fedakarlıkların kıssalarını okumak, dinlemek
ve hissetmek ruhumuza destek, yüreğimize fetanet ve benliğimize şuur verir.
Elbette herşeyin
kaynağı yine Rasulullah(sas) ve sahabesidir. Bedir’den Uhud’a, Hendek’ten
Hayber’e her savaşı an be an yaşar gibi bilir ve acılarını da sevinçlerini de
birebir hissederiz. Kendimize aklımız ve gönlümüz nisbetince dersler çıkarır,
bilincimize notlar düşeriz.
Katılamadığımız
muharebeler için Bedir savaşı boyunca secdeden alnını kaldırmadan duaya devam
eden bir Nebi(sas) hemen aklımıza gelir ve dilimizi de kalbimizi de
müslümanların saflarına raptederiz. Ortalık karışıp her yandan düşman okları Nebiyyi
Muhterem(sas)’e doğru yağmaya başladığında en yakınında olanlarımız, ayakları
en sabit kalanlarımız ellerini kılıçlara, başlarını oklara siper ediyorlarsa
bunları Uhud’da sahabeden öğrenmişlerdir.
Sahabe,
Rasulullah(sas)’i çok severlerdi; şahsını da davetini de birbirinden ayırmadan
hatta ayırmayı hiç düşünmeden severlerdi. Ona atılan bir okun yalnız
Abdullah’ın oğlu Muhammed(sas)’i değil Allah(cc)’ın Rasulü(sas)’nü vuracağını
düşünmeden bilirlerdi ve o sebeptendir ki düşünmeden başlarını uzatırlardı
kalkan yerine...
Özellikle düşünce
kelimesini tekrar tekrar kullanıyorum zira devrimizde ‘düşünerek’ bırakın O’na
atılan okları durdurmayı, kendi elleriyle risalet ve siretinin en net ve kısa
ifadesi olan sünnetini rafa kaldırmaya, katletmeye ve yok etmeye çalışan ama
kendilerini İslam’a dahası uydurma olana değil gerçek dine izafe eden bir zümre
var, aslında hep varlardı da günümüz umumi cehalet dünyasında sesleri daha
doğrusu gürültüleri daha çok çıkıyor.
Bunların en çok
kullandıkları sloganları, ‘bize Kur’an yeter, haşa Allah’ın kitabında eksiklik
yoktur’ gibi ilk duyulduğunda bir an
‘neden olmasın, belki de haklıdırlar’ intibası uyandıran başlıbaşına birer
felaket olan hezeyanlardır. Elbette bize de Kur’an yeter ve elbette o Kur’an
bize emrettiği gibi bizler Rasulullah(sas)’in sünnetine ittibayı da bizzat
Kur’an’ın yeterliliğinin gereği ve sonucu olarak biliriz. Sünnetin Kur’an’ın
teşrisinin bir parçası olması ve onu uymanın nasıl da dinin temeli olduğu
hususunda Allah’tan kendilerine rahmet dilediğimiz salih geçmişlerimiz ve halen
hayat süren ulemamız yeterince söz ettiler.
Ne yazık ki
günümüzün en yaygın hastalığı olan cehaletine rağmen din konusunda konuşmak ve
hatta hüküm vermekten çekinmemek gibi illete bulaşanlara sık sık rastlıyoruz.
Özellikle yeni nesil ‘akıllı’ müslümanlar her nasılsa bazı hadisleri akıllarına
bazılarını da Kur’an’a ters buluyorlar. Uydurma hadislerin varlığını ve onlarda
bu gibi tenakuzların olmasının normal olacağını not ettikten sonra, hakkında
hadis alimlerinin gerekeni söylemediği hadis kaldığını düşünmek saflıktan öte
birşey olur. Yani mevcut tüm hadisler, günümüzün deyimiyle uzmanları tarafından
yüzyıllardır çeşitli defalar irdelenmiş ve incelenmiş olup tamamı da basılı
eserler olarak kayıtlara geçmiştirler.
Eline aldığı bir
kuru dala bakarak ormanı yakmak gerektiği hükmüne varan akıllılar için o
ormanların hayatiyetinde yerlerdeki kuru dalların bile ne kadar değerli
olduğunu anlatacak orman mühendislerine sabırlar ve başarılar diliyorum. Yeşil
bir dünyanın insanlık hayatı için değerini onlara anlatacak çevreciler de
bulmak gerek!
Din yolunda
dengeyi sağlayan değer, veri ya da mihenk, adına ne denirse densin anlama ve
yaşamada temel ölçü sünnettir, onu kaybeden dengesini kaybedip dinini tahrif
ediyor. Bizden önceki milletlerden dinlerini tahrif edenlerin ellerinde bir
sünnet olmayışını unutmamak ve yabana atmamak gerekiyor. Rahiplerin ve
hahamların kendilerince uydurdukları ve keyifleriyle ceplerine uygun gelen
şeyleri din diye lanse etmekten çekinmemelerinin halk nezdinde kabul görmesinin
ana nedeni cehalettir ki o cahillik okuma-yazma bilip bilmemekle değil
peygamberlerinin sünnetlerini bilmemeleriyle ilgilidir.
İslam dünyasında
dini tahrip etmek için gayret edenlerin başarısız olmalarındaki toplumsal temel
de sünnettir. İslam toplumları 14 asır boyunca zaman zaman herşeylerini
kaybetmişler; topraklarını, mallarını, canlarını ve evlatlarını feda etmişler
ama Muhammed(sas)’in sünnetini asla avuçlarından bırakmamışlardır. İşin bütün
sırrı Allah(cc)’in sevgisini Rasulullah(sas)’e ittibaya mebni kılmasıdır.
De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun
ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok
merhamet edicidir."
Ali İmran 31
Bu ümmet için
dünya hayatının nihai gayesi ve hedefi Allah(cc)’in sevdiği yani razı olduğu
olduğu bir kul olmaktan ibarettir.
Bu sünnetsiz din
fikrinin en meşhur savunucuları genellikle temel İslami usul ilimlerinden
mahrum bırakılmış kitleleri peşlerine takmakta ve onlara zaten reddedilmiş
birtakım hadisleri göstererek hatta bazan aslında olmadığı halde sahih
kaynaklarda zikredildiğini söyledikleri saçma sözleri hadis diye ortaya atarak
insanların sünnetin dindeki yerini reddetmelerini ve hadislerini
küçümsemelerini sağlamak istiyorlar. Salih bir alim karşısında konuyu dile
getirip münazara etmeye bile cesaretleri yoktur. Bu zeminde meal okuyarak dini
öğrenmeye çalışan samimi gençleri saptırmak onlar için en kolay yol olmaktadır.
Topyekun bir
İslami bakış ve duruş örneği olarak Rasulullah(sas) insanların hayatından
çıkarıldığında bu sünnetsiz hocalar kolaylıkla kendilerini en değerli varlıklar
olarak kabul ettirebilmektedirler. Nebiyyi Muhterem(sas) için rahatlıkla ‘o da
sıradan bir insandı, bizden ne farkı var’ gibi bırakın ümmeti olmayı talebesi
olduğu bir hocaya söylemeye utandığı cümleleri O’nun için kullanmaktan haya
etmemektedirler. Bunların hocalarına itiraz etmek büyük bir cürümken
peygamberlerine küfreden hatta karikatürize edenlere laf edenlere bile kızar,
onların hayallerindeki ne idüğü belirsiz dine zarar verildiğini iddia ederler.
Bir de bu
hocaların, hadis kaynaklarının temel kitaplarında mevcut hadislerin sadece yüzde
5’inin senedi bir şekilde Nebi(sas)’e ulaşan ama geriye kalan yüzde 95 için
masum olduklarına inandıkları imamları kafi gören şia için bu konuda bir
eleştiri görmek neredeyse imkansız gibidir ya da dillerinin ucuyla bir cümle
ile bazan onlara da dokunur sonra büyük bir iştahla Ehli Sünnet’e saldırmaya
devam ederler.
Daha çok
söylenmesi gereken şeyin olduğunun farkındayım ama bu seferlik sözün sonunda
şununla iktifa edelim:
İslam’ın sahih ve
makbul, tek ve yegane yolu, sünnete dayanan ve müslümanların cemaat olmalarını
esas alan Ehli Sünnet ve’l Cemaat’tir. Onun bir alternatifi yoktur, eşdeğeri
yoktur, muadili yoktur, terazinin diğer kefesine konulabilecek başka bir mezhep
ya da yol yoktur.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin
Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...
-
İslam nimeti için, her bir hakikati adedince Allah(cc)’uya hamd ederiz. İslam bize; nesline, akrabalarına ve ırkına adil muamele ve doğr...
-
İslam; Kur'an ve sünnet ile va'zolunan, selefimizin icması ve kıyasları ile fıkholunan dinin adıdır. Bunlarda bulunmayan dinden deği...
-
İmam Buhari olarak meşhur olan hadis alimimizin eseridir. İslam akaidinin müdafası da denilebilecek olan eser Yusuf Özbek tarafından İlahi ...
