İdlib etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İdlib etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2020

Siyasal İslam, İslam siyaseti



Biz dünyalılar, onca eğitime ve bilişim imkanlarına rağmen bir türlü kavramlar üzerinde anlaşamadık. Hala birimizin dam dediğine diğeri direk demeye devam ediyor. Bunca gürültünün ve anlamsız tartışmanın temel çıkış noktası da bu.

Tamam inşaat sektörünün kavramlarda belli bir dengeyi yakaladığı bir vakıa, en azından hiçbiri dam ile direği tartışmıyor, gayet iyi anlaşıyorlar ama misal bu ya; konu İslam olunca sıradan bir mesleki hassasiyet bile tanımayan ve daha da acısı kendi menfaat ve hedefleri doğrultusunda bu dini çarpıtarak kullanmaktan vazgeçmeyen bir kesim hep vardı, hala da var.

İslam’ı cüzlere ayırdığımızda, bunların her birinin tek başına tam anlamıyla İslam olmadığını herhalde biliyoruzdur. Bu temel mantık daha çocukken öğrendiğimiz bir gerçektir; bir dilim kek, bir dilim kektir, kek tepsisinin tamamı değildir!

Bu kadar ciddi bir meseleyi, böylesine basit misallerle anlatmam aslında konunun verdiği rahatsızlığı ifade edeceğim ağır kelimeleri bastırmak için. Bu girizgahtan sonra asıl mevzuya gelelim.

Siyasal İslam tanımını siz uydurdunuz bayım! İşinize geldiği gibi kullandınız, şimdi de işinize öyle geldiği için bitirmek istiyorsunuz. Size göre siyasallık, yaşadığımız ülkenin kanunlarına uygun bir yapı ile siyasi otoritede güç elde etmekti. Bunu gerçekleştirmek için de İslam gibi bu toprakların her zerresine işlemiş ve tarih boyunca ana omurgamızı dik tutmuş bir desteği kullandınız.

Meydanlarda temel bazı haklarından mahrum bırakılmış ve hayatlarını bu dinin hakikatine göre düzenlemek isteyen halkı, onlara istediklerini vereceğinizi vadederek, sizi desteklemeye ikna ettiniz. Bu yolla makamlar ve imkanlar elde ettiniz. Hayatınız boyunca yemekle bitmeyecek mallar ve neslinizi payidar edecek mülkler edindiniz.

Şimdi bitti demenizle biteceğinizi sandığınız şey, bu halkın en azından bir kısmının hayat bildiği İslam dininin yaşam tarzının korunması gayesidir. Siz dün ona siyasal İslam adını verdiniz diye bu gaye ve arzu var olmadı, bugün de bitti demenizle bitmeyecek.

Kıyamete kadar var olacak bir dinin, kıyamete kadar ona tabi olacak mensuplarının hayattan ve dünyadan beklentilerinin temelinde, bu dine uygun bir toplumda yaşama ve en azından inancına göre yaşadığında saldırıya uğramadan ve saygı görerek, kendini ve neslini ikame etme gibi bir niyeti, bir kararlılığı ve ilanı vardır.

Ezanlar değiştirildiğinde de bu vardı, camiler ahır yapıldığında da vardı, sizden önce de vardı, sizden sonra da olmaya devam edecek. İsterseniz hatırlatayım; Sultan Alparslan Muhammed Han, Malazgirt muharebesinde Bizans’ı yenmeden hemen önce Halep’teydi ve oraya şiiler tarafından değiştirilen ezanı düzeltmek için gitmişti.

Tarih şöyle not düşmüştü:

Mekke'li müşriklerin, Allah(cc)'ın Rasulü(sas)’e ve onun ashabına ettiği bin bir türlü işkence ve zulümden dolayı, Rasulullah(sas) ve ashabının dinlerini rahatça yaşamak için Medine'ye hicretlerinden 463 sene sonra, Türklerin Sultanı, Sultan Muhammed, Halep'e vardı.

Halep'in karşısına otağını kurarken, askerlerinden ve beylerinden gür sesle Ezan-ı Muhammedi’yi  okumalarını istedi. Bunu yapmasındaki maksat, şehrin Şii yöneticilerine gelme sebebinin ezanı doğru şekline çevirmek olduğunu göstermekti.

Halep’te düzeltilen ezan Malazgirt’te elde edilecek zaferin teminatı oldu. Allah(cc), Sultan Alparslan Muhammed Han ve askerlerini muzaffer kıldı ve neslini bu topraklara yerleştirdi.

İşte bizim gözümüzde İslam’ın siyasiliği budur. Halkın dünya ve ahiret menfaatlerini sağlamak için gereken yolu takip ederek, Allah(cc)’in dininin önündeki engelleri kaldırmak ve bu dini ifsat etmek isteyenlere mani olmak; sizin anlayacağınız tanımlamayla siyasal İslam’dır.

Tuğrul Bey’in inşa ettiği Selçuklu da, Ertuğrul evladının bina ettiği Osmanlı da, bu cihana İslam’ın bayraktarları olarak nam saldılar ve öylece gittiler. Arkalarından havlayanların yüreğine kahır olsun, gam olsun, acı olsun.

Bunu dün ikame edenler gibi, bugün de savunanlar var ve yarın da tekrar ayağa kaldırılacak hakikat şudur ki; İslam kıyamete kadar devam edecek ve mensupları da onun gereğini yaparak yaşayacak ve gerektiğinde de gereğini yaparak ölecekler.

Politikacılar ve iktidarlar gelecek ve geçecek, hatta devletler ve şehirler kurulup yıkılacak ama tarih hükmünü icra etmeye devam edecek!

Topraklar ve savaşlar kazanılacak ya da kaybedilecek, kaybedilen geri alınacak, alınan tekrar kaybedilecek; tarih böyle işliyor, devran böyle dönüyor ama umutlarımız ve yüreklerimiz yıkılırsa bu akışın dışında kalırız, dönüşümüz hayal bile olmaz, bunu gerçekleştirmek için bizden başka bir nesil beklenir.

Yüreklerinizde imanlarınızı kavi tutun, umutlarınızı büyütün; “İslam üstündür ve ona asla üstünlük kurulamaz!”

29 Mayıs 2019

Zamanın Endülüs'ü


Çok farklı bir devre denk geldik biz.
Fotoğraflar ve videolarla dünya ayağımıza getirildi.
Çok çocuğun, çok kadının, çok ihtiyarın cesedini gördük.
Emzikli idi bazı çocuklar,
bazılarının altında bez vardı daha,
kimisinin saçları dökülüyordu bir kucaktan yere,
kimisinin eli kolu tutmuyordu...
Çok kadın gördük;
paramparça idi yüzleri, yıkık ve döküktü omuzları.
Kucaklarında hasretle sarıldıkları yavrucakları değil taş ve molozlar oldu.
Çok kadının çığlığını duyduk aslında;
namusları çiğnenen çok kadının feryadını duyduk,
çocuklarının cansız bedenine sarılan çok kadının hıçkırıklarıyla depremler oldu...
Ah belini yaşlılık değil kahır büktü ihtiyarların;
ak sakalları kanla kızıla boyandı kaç kere,
bastonlarına değil acılarına yaslandı bazısı,
bazısı sırt üstü düştü toprağa
ve göğe, yıldızlara takılı kaldı bakışları...
Küçücük oğlanların cansız bedenleri toza toprağa karıştı;
yiğit adamlar olacaklardı, küçük cesetler oldular.
Adamlık onlarla birlikte gömüldü yerin altına...
Yağmurdan çok bomba yağdı başlarına,
topraklarına tohumlardan çok can verdiler.
Çok gişe yaptı sahneleri,
çok alkış aldı zulüm;
utanmayı da unuttu insanlık,
arsız ve hayasız bir devre denk geldik...
Hiç günahsız bir kızın enkazdan çıkarılırken uçuşan saçlarına baktınız mı?
Bir sarmaşık dalı kadar incecik kollarının yapraklar gibi salınışını gördünüz mü?
Cansız bir narin bedenin artık acı çekmeyecek kadar acı çektiğine şahit oldunuz mu hiç?
Bütün anlaşmaları, anlatmaları, aydınlanmaları ve aydınları ile kahrolsun bu dünya!
Masum bebeler can veriyor,
masum kadınlar namusundan oluyor,
her türlü hürmete layık ihtiyarların onurları çiğneniyor
ve insanlık çağ atladı sanıyor kendini.
Atlayıp düştüğümüz yer bir kenef çukuru,
işin kötüsü pisliğe burnumuz alıştı
ve normal bir hayat devam ediyor sanıyoruz.
Çocuklar öldürülüyor ve buna alıştırdılar bizi!
Hala şiiri yazılmadı bu çağın Endülüs’ünün,
hala bir şair bekliyor edebiyat dünyası,
ve sultanlar kasideleri dinleyip ağlamayacak!
Ağlayacak bir sultan bile bırakmadılar bize...
Masumiyeti katlettiler geriye çirkef kaldı,
merhameti yok ettiler geriye nefret kaldı,
medeniyeti yok ettiler geriye bir çukur kaldı.
Çukurun etrafında milyonlarca kamera,
milyarlarca göz,
mercek mercek çektiler bu vahşeti,
geriye zehir gibi bir seyir kaldı.

06 Eylül 2018

Menüde İdlib Var!


Yıllardır Suriye ile ilgili haberler ve gelişmeler neredeyse iç işlerimiz kadar bizi meşgul ediyor, etmek zorunda da. Suriye krizi başladığından bu yana eksiklerimizle birlikte ülke ve halk olarak önemli sınavlardan ve dönemlerden geçtik. Geldiğimiz noktada ise artık Türkiye’nin himayesindeki İdlib ile Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarıyla kontrol altına alınan alanlar masaya getirildi.

İdlib, şu an ana başlık gibi görünse de herkes devamında Afrin ve Azez-Cerablus hattının gündeme gelmesine kesin gözüyle bakıyor. Rusya’nın nihai amacının tümüyle Suriye topraklarını kendi kontrolünde Baas rejimine teslim etmek olduğunu resmi ağızlardan açıklaması, İran’ın artık -kaba tabirle- parsayı toplama zamanının geldiğini düşünerek yeniden inşa planlarında yer almak için adımlar atması boşuna değil.

Suriye meselesinin başa dönmesini ve krizin başındaki siyasi durumun yeniden ve daha zalimce hakim olmasını istiyorlar. Geçtiğimiz ağustos ayında rejim tarafından sadece hapishanelerde işkence altında ölenlerin sayısının 198 olduğunu düşünürsek yaşanacakları tahmin etmek daha da kolaylaşır.

Evet 31 günde 198 kişiyi işkence ile öldüren bir rejimden bahsediyoruz! İran ve Rusya işte bu rejimin Suriye’nin bir bakıma kurtarılmış tek bölgesi olan İdlib’e de hakim olmasını istiyorlar. Abd ve güdümündeki batı ise kimyasal silahla yapılmadıkça rahatsız olmayacağını açık açık ilan ediyor.

Aynı Abd, Fırat’ın doğusunda bulunan Suriye’nin üçte birine tekabül eden bölgenin sahadaki paravan gücü Pyd tarafından kontrol edilmesinden başka bir şey istemiyor görünüyor. Rusya ve İran ise şimdilik İdlib’ten başka hedefle ilgilenmiyor gibiler. Kuzey Suriye’deki fiili durumdan rahatsız değiller.

Peki bu küçük vilayette ne var?

Aslında İdlib’te ne uğrunda savaşılacak yeraltı zenginliği, ne de yerüstünde uğrunda kan dökülecek bir yatırım var.

İdlib’te son yılların katliamlarından kaçan, tehcire ve sürgüne tabi tutulan gariban bir halk kitlesi ve onları savunmaktan başka suçları olmayan yiğit adamlar topluluğu bulunuyor. Astana süreci sonrası çatışmasızlık alanı olarak ilan edilen diğer bölgeler Rusya destekli İran ve rejim milislerince ele geçirildikten sonra geriye kalan tek yer İdlib…

Türkiye’nin himayesine koşanların son sığınağı İdlib, oradan öte gidilecek başka bir yer olmayan yer İdlib!

Halep’ten, Hama’dan, Deraa’dan ve Duma’dan otobüslerle sürgün edilen sünni halkın toplandığı son nokta İdlib…

Şimdi orayı da ezmek istiyorlar.

Ezmek ve yıkmak; insanların onurlarını, şehirlerin duvarlarını yıkmak istiyorlar. Kadınları ve çocukları öldürmek istiyorlar.

Kaçmak isteyenlerin gidebileceği tek istikamet olan Türkiye’yi yeni bir mülteci kriziyle boğmak istiyorlar.

Abd ile arası bozulan Türkiye’nin dünyada pek az destekçisi olduğunun farkında olan Rusya ve İran üstüne üstüne geliyorlar.

Türkiye’nin elinde çok fazla koz yok.

Muhalif direnişçilerin de çok güçlü silahları yok.

Havadan yağan bombalara kimse engel olamıyor.

Kadın ve çocukları, yaşlıları korumaya sığınak yok.

Rusya ve rejim uçakları hedef gözetmeksizin ateş ediyor!

Saldırgan zalimler hiçbir kural ya da kanun tanımıyorlar…

Gelecek günler zor geçecek ama alnı ak olarak çıkacak olan yine biz olacağız inşallah.

Türkiye belki her şeyi beklediğimiz gibi yapamayacak, belki çok ağır bir savaş göreceğiz, belki büyük bir mülteci akını ile karşı karşıya kalacağız hem de bu ekonomik kriz döneminde…

Ama gelecek insanlık onurunu ayakta tutan adil ve mert Müslümanların olacak, bundan adımız kadar eminiz.

Bunlar da geçecek!

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...