31 Temmuz 2018

Çocukları öldürmeyin!

Dünya kurulalı beri herhalde en kadim çağrılardan biridir bu; çocukları öldürmeyin efendiler! Size düşman olan bir halkın çocukları da olsalar, sizin nefret ettiğiniz bir milletin evlatları da olsalar, yurdunuza ihanet edenlerin çocukları da olsalar, akil-baliğ olmamış çocukları öldürmeyin…

Yeryüzü şehirlerinin anası Mekke’de, şirkin ve zulmün kol gezdiği devirlerde, insanlara İslam’ın ilk çağrılarından biri de bu idi; çocuklarınızı geçim korkusu yahut kız oldukları utancıyla öldürmeyin!

Devirler değişti, nesiller değişti ancak bu basit vahşet değişmedi. Bütün zalimler çocuklara el uzattılar, bütün hainler çocukların dirilerini de ölülerini de kullandılar.

Yakın geçmişte Suriyeli göçmen çocukların cesetlerinin kıyılara vurmaya başlaması ile yeniden çocuklar insanlığın gündemine girmeyi başardı. Kendi ülkelerinde, sokaklarında güven içinde koşuştururken tepelerine bombalar yağdıran müstekbir zalimlerden bahsedilmeden, anne-babalarını yok eden katil sürülerinden hesap sorulmadan, kuru bir duygusallıkla ölen çocuklara ağıtlar yakıldı.

Suçlu arandı hep ve herkes sevmediklerini katil ilan ederek bu çocukların faili meçhuller zümresine katılmalarını sağladı.

Şimdilerde Ege sularında can veren bazı masum çocuklar sebebiyle yine duyar gösteren zümreler ortaya çıktılar ve kimseye bırakmadan tüm acıları onlar çekmeye daha doğrusu acıların da ekmeğini yemeye çalışıyorlar.

Ege’de boğularak can veren tüm masum çocuklar gibi fetö sebebiyle kaçan ailelerin çocuklarının ölümü de yürek sızlatan bir hüzün sebebidir. Ancak bu ve benzeri tüm ölümlerin bir numaralı müsebbibi daha iyi bir hayat hayali kuran ebeveynlerdir, kızılması gereken ilk sorumlular onlardır.

Allah, hiçbir anne-babaya çocuklarını tehlikeye atarak müreffeh bir hayat kurma vazifesi vermedi. Sabır ve tevekkülle mevcut şartlarda en güzel hayatı sunmak ebeveynlere de çocuklara da yeterli olmalıydı.

Ayrıca bu hazin ölümler üzerinden duyarlılık gösterenlerin hiçbiri açık bir çözüm önerisi sunmuyor. Bekledikleri nedir bilmiyoruz. Çocuk sahibi zanlılara özel muamele ya da af mı istiyorlar? Sahillere de duvar örülmesini mi istiyorlar?

Gerek farklı bir ülkeden mülteci olarak, gerekse bu ülkeden bir soruşturma sebebiyle kaçan biri, hem kendi canının hem de çocuklarının sorumluluğunu kamu vicdanına terk ederek ölüme koşuyorsa kimsenin yapabileceği bir şey kalmıyor maalesef…

Masum bir çocuğun, herhangi bir sebeple, herhangi bir yerde can vermesi, anne-babasından ve suçlarından bağımsız olarak hüzünlü bir trajedidir.

Allah, bu zavallı çocukların ebeveynlerine akıl-fikir versin ve nesillerini muhafaza eylesin, ıslah etsin.

‘Bir de geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onlara da size de rızkı biz veririz. Şüphesiz onları öldürmek çok büyük bir suçtur.’ (İsra 31)

16 Temmuz 2018

Günahların şöhretini artırmayın

Önce medyanın latince medyum kelimesinin çoğulu olduğunu hatırlatarak başlayalım. Medyumlar yani insanları geçmiş ve gelecek hakkında verdikleri yalan ve yanlış bilgilerle haktan saptıran, kendileri de sapıklıkta önder olanlar.

Günümüzde artık her tür görüntülü, sesli ve basılı yayın kuruluşuna medya denilmesi arka planında bu tehlikenin olduğunu unutturmamalı.

Medya, bu işi para için yapan ve temel yaklaşımı kazanmak olan bir kapitalizm ürünüdür. Üreticileri, tıpkı sahte makine yapanlar gibi gerçeğini bulamadıklarında yahut daha ucuza mal etmek istediklerinde sahte haberler, görüntüler ve seslerle kazanmaya çalışırlar.

Genel geçer bir kural gereği bazı yalanları yayabilmek için insanların güvenini sağlama mecburiyeti olduğundan, her söyledikleri elbette yalan olmayabilir. Haber ağı dünya üzerinde en hızlı işleyen algı yönetim sistemidir.

Sahih ve sağlam bilgiye ulaşmak günümüzün en zor işlerinden biri olduğu halde hemen hepimiz duyduğumuz herhangi bir haberle ahkam kesmekten geri durmayız. Yalanları defalarca ortaya çıkan medya kuruluşları geçmişin medyumları gibi bir şekilde insanların gözündeki yerlerini korumayı başarırlar.

Bazen haberin ya da bilginin yalan olmasına gerek kalmadan da yeterince(!) zarar verilebilir. Toplumda günahların ve aşağılık işlerin sıradanlaşmasını sağlamak en az yalan haber yaymak kadar lanetli ve tehlikeli bir iştir.

Cinnet getiren anne/baba yahut intihar eden öğrenci/genç haberlerinin büyük puntolarla yayınlanmasının ne mağdura ne de topluma bir faydası olmadığı gibi, bu aşırı örneklerin hayatın bir parçası veya olağan bir gelişme gibi görülmesi büyük bir tehdittir.

Yeni nesillerin manen tahkim edilemeyen zayıf ruhları, çağdaş cahiliyenin dişlileri arasında sıkıştığında kaçmak için yol olarak gündemi sıkça meşgul eden intihar yahut cinayet gibi her halde felaket olan yöntemlere sapabilmektedir.

Günahların yaygınlaştığı ve alenen işlendiği bir devirde bunları haber yapmamak yahut hiç değilse çocukların ve gençlerin gözlerine sokmamak kolay yapılabilecek bir hayırlı davranıştır.

Bankalar her köşe başında yer alabilir ama bizim dediğimiz medyada reklamı yer alamamalı, içki her köşe başında satılabilir ancak bizim dediğimiz medyada reklamı yayınlanamamalı, cinayet her gün işleniyor olabilir ancak bizim medyamızda reklamı yapılmamalı, fuhuş sokaklarda dolaşabilir ancak bizim medyamızda reklamı yapılmamalı, bu örnekleri aynı formatta uzatmak mümkün…

Günahın kötülenmesi bile onun reklamına dönüşebilirken, sözüm ona objektif habercilik adına her türlü melanetin ekranlara, sayfalara taşınmasının savunulabilir bir tarafı yoktur.

Magazin haberciliğinin artık normal bir haber dalı sayılması en az fahişeliğin normal bir meslek sayılması kadar büyük bir ahlaki tehlikedir.

İnsanların gözleri, kulakları ve gönülleri de kirlenir, en az ellerinin ve ayaklarının kirlenebildiği kadar!

Kirli gönül, göz ve kulakla; hakka tabi olmak, hakkı temsil etmek, hak üzere yürümek ve hakkı söylemek pek kolay olmayacaktır.

Alimlerimiz, insanları günahtan ve günah işlemekten utanmayan fasıklardan korumak için onların ifşa edilmesini ve anlatılmasını gıybet olarak görmediler. Şüphesiz maksatları maslahattı. Onlar bununla günahların sakız gibi ağızlarda çiğnenmesini, normalleştirilmesini, nesillerimizi ifsad edenlerin desteklenmesini kast etmediler.

Ancak ve sadece Müslümanları şerlerinden korumak için fasıkları ifşa ettiler ve günahlardan tiksindirmek için çirkefleri kimseyi bulaştırmadan gösterdiler.

Gazeteleri, televizyonları hatta radyoları ve internet siteleri ile insanımızı ve neslimizi bozan, ahlak ve din tanımayan, helal yahut haram bilmeyen, fayda veyahut zarar düşünmeden sadece kazanacağı parayı hesaplayan medya maymunlarının,hiç bir insani ve dini değer tanımadan, adeta düşman kahreder gibi bir gayretle bozgunculuk yaptıklarını görmek ve onlara malzeme vermemek zorundayız.

Çocuklarımızın etleri ve kanları ile enerji sağladıkları imparatorluklarının dişlileri arasına attığımız her bilgi ya da haber bize büyük veballer olarak geri dönecektir.

Örnek vermekten hiç hoşnut olmasam da Avrupa medyası ülkelerindeki korkunç intiharları ve cinnet haberlerini gizlemeleri gerektiğini çok acı tecrübelerle öğrendiler. Biz de bugün onların başladığı yerdeyiz.

Gayya kuyusuna her atılan taş bir gün dibe varacak ve büyük bir gürültü koparacaktır. Bir taşta biz atmayalım!

10 Temmuz 2018

Suriyelilerin Türkiyeli Olma Zamanı

Yılların ardından artık ülkemizdeki Suriyeli gerçeğiyle halk olarak yüzleşmemiz gerekiyor. Sokaklarda karşılaştığımız bir vakıadan daha ilerisine, kardeş bir halk olarak iç içe yaşamaya hazırlanmamız gerekiyor.

Suriyelilerin artık Türkiyeli olma zamanı geldi!

Bu insanların büyük bir çoğunluğu artık bu ülkede yaşayacak. Suriye normale dönse bile burada doğan, yetişen bir nesil var ve bunlar Suriyeli olmaktan çok Türkiyeli hissedecekler.

Tıpkı Avrupa devletlerinin orada bulunan Türkiyeliler hakkında geç kaldığı gibi, uyum politikalarında geç kalınması sadece sorunu büyütüyor. Durumumuz tamamen onlar gibi değil ve olamaz da. Zira bu insanlar keyfi değil zaruri bir sebeple buradalar ve biz onları insanlıkta eşimiz, dinde kardeşimiz biliyor, mazlum olmaları hasebiyle de gönülden sahip çıkıyoruz.

Devletimiz, tarihin ve coğrafyanın yüklediği, insanlık onurunu ayakta tutan bir dış politika gereği olarak Suriyeli kardeşlerimize kapılarını açtı. Sayılardan ve paralardan bağımsız olarak, dünya durdukça bu onur ülkemizin ve halkımızın boynunda bir övünç madalyası olarak duracaktır.

Ancak gerek Suriyelilere yönelik uyum programları, gerekse halkımızın gerçeklere dayalı bilgilerle desteklenen; bu insanların neden burada oldukları, nasıl yaşadıkları, devletimizin ne kadar aylık verdiği, yurtdışından gelen destek yardımların miktarları, velhasıl sosyal medyada yayılan ve özellikle sokaklarda dedikodu olarak dolaşan ve hemen herkesin inandığı yalanların artık birinci elden düzeltilmesi gerekiyor.

Hiç ama hiç vakit kaybedilmeden dil kurslarının düzenlenmesi ve bu insanların artık kendilerini ifade edecek kadar Türkçe öğrenmelerinin sağlanması gerekiyor. Televizyonlarda kamu spotlarıyla yalanlarla mücadele edilmesi gerekiyor.

Gerekirse Avrupa Birliği’nin tecrübelerinden faydalanılması gerekiyor. Asimilasyon politikalarından uzak durulması namına, kötü tecrübelerin bilinmesi çok faydalı olacaktır. Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız için istediğimiz her şeyin yurt içinde yaşayan diğer milletlere sağlanması durumunda toplumsal barış çok daha hızlı temin edilecektir.

Çoğunlukla yanlış bilgilerle dolaşan bir antipati oluşumunu ancak doğru bilgi akışı, doğru entegrasyon politikalarıyla çözebiliriz.

Fertlerin ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin yeterli olmadığı ortada. Hatta sivil toplum kuruluşları çoğunlukla sadece yardım toplama ve dağıtma faaliyetlerine odaklanmaktan başka bir şey yapamıyorlar. Oysa artık bu insanların sadece doymaya ve giyinmeye değil, onurlu birer toplum üyesi olarak saygı görerek yaşamaya hakları var.

Suriyelilerin vatandaş olmaları gerekmiyor ancak vatandaş olmadan da kullanabilecekleri hakları ve ödevleri net bir şekilde ortaya konmalı ve hepimiz bunları bilmeliyiz, kabullenmeliyiz.

Kendi halkının dertlerine çözüm bulmakta son devirde oldukça başarılı sosyal politikalar uygulayan ve yeni dönemde bu konuda daha etkin politikalar izleyeceğini beklediğimiz devlet başkanının ve hükümetinin mültecilerle ilgili politikalarıyla hem onların hem de bizim beklentilerimize cevap vermesini bekliyoruz.

İş yerlerinde ve kiraladıkları evlerde bir çok haksızlık ve istismara maruz kalan bu vatansız insanların, ikinci sınıf vatandaş görülmelerini sonlandıracak adımlar artık atılmalı, sokaklarda hor görülen hatta aşağılanan garibanların ellerinden tutulması yukarıda bahsettiğim insani dış politikanın içeride taçlandırılması olacaktır.

İnsanlık onuruna sahip, vicdan sahibi herkesin içine sinecek adımların atılması için artık yeterince geç kalınmıştır. Sayın etkililer ve yetkililer lütfen ellerinizi kaldırın ve buradayız deyin!

Suriyeliler aleyhine yapılan onca olumsuz propagandaya rağmen sesi çıkmayan İslami yapılar neyi bekliyorlar? Ensar olmanın büyük şerefine sahip çıkmak namına adımlarınızın seslerini duymak istiyoruz. Meydanlarda Suriyeliler kardeşimizdir diye yürümek için kaç cinayet işlenmesi gerekiyor? Nefret pompası gibi çalışan bazı odakların seslerini bastırmak için daha neyi bekliyorsunuz?

Sivil toplum kuruluşları atacakları adımlarla, gerek devletin elini güçlendirebilir gerekse halkı bilinçlendirerek yalanların yayılmalarını ve etkilerini azaltabilirler.

Hepimizin yapması gereken bir şey mutlaka vardır.

Hepimizin yapabileceği bir şey mutlaka vardır.

En yakınımızda Suriyelinin elini tutup gözlerinin içine bakarak kardeşim demeyi hepimiz becerebiliriz.

Gülümsemenin sadaka olduğunu bilecek kadar hepimiz bu dini biliyoruz.

Kardeşlerinize gülümseyin ey Müslümanlar!

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...