20 Ağustos 2018

Mesele Kurban Olmak

Dinin temel hedefi, nihayetinde Allah rızasını elde etmek ve O’na yakınlık temin etmektir. Bu herhalde en çok bilen alimden en az bilen Müslümana kadar hepimizin emin olduğu en net gerçektir. Aksi bir ihtimal en hafifinden riya en büyüğünden ise şirk olarak bilinir ve her bakımdan felakete sebep olacak bir sapkınlıktır.

Bütün mesele Allah rızası yani yakınlık derken kullandığım yakınlık kelimesinin karşılığı ise kurbandır. Kurban; Allah rızası için belirli şartlara haiz hayvanlardan birini kesmektir. Maksat ne kan dökmek ne de et yemektir. Ana gaye Allah’a bir yakınlık temin etmek için bu sünneti yerine getirmektir.

Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.

Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele. (Hacc 36-37)

Kurban ile ilgili bütün fıkhi meseleleri ve kafanıza takılanları mutlaka ehil alimlere danışarak cevaplandırın ki içinizde herhangi bir tereddüt kalmasın.

Hangi hayvanlar, hangi şartlarda kurban olur ya da olmaz?

Kimler kurban kesmelidir ya da kesmeyebilir?

Kurbanın derisi ya da etinden bir kısmı satılabilir mi? Kasaplara ücret olarak verilebilir mi?

Hepsinden önemlisi çoluk çocuk et yesin diye kesilen hayvan kurban olur mu? Herkes kesiyor biz de keselim diye kesilen kurbanın hükmü nedir?

Bu ve benzeri soruların cevaplarının bayram hutbesinde verilmesi en güzeli olurdu ama araştırmak her akıl sahibi Müslüman için vecibe olduğundan herkes üzerine düşeni yapmak ve yaptığı bir ameli en doğru ve en sahih şekilde icra etmek için bilgi sahibi olmak zorundadır.

Biz bu detaylarla uğraşırken ne hikmetse her sene olduğu gibi yine birileri de çıkıp kendilerince kurbana alternatif çözümler ve fetvalar üretmeye/uydurmaya başladılar.

Kurbanlık bir hayvanı kesmek yerine sadaka ya da bağış gibi isimlerle de bu ibadetin yerine gelebileceğini iddia eden her kim olursa olsun ondan şeytan kaçar gibi kaçın! Zira o Allah’ın dinini tahrip etmek için sağdan saldıran şeytanın bir elçisidir.

Bu din kemale erdirilmiş ve hükümleri sınırlar dahilinde konulmuştur. İbadetleri kesin olarak tayin edilmiş ve gerek şekli, gerekse niteliği Allah ve O’nun Rasulü tarafından konulmuştur. Onlardan sonra ne alim, ne fazıl, ne cahil, ne gafil, hiçbir insanın ibadetlerle oynama, şekillerini değiştirme, zamanıyla oynama, hatta dilini bile tercüme etme hakkı yetkisi yoktur ve olmayacaktır.

Özellikle Ehli Sünnet’in şiar ve alametlerine, toplumlara mal olan ve yüzyıllardan beri ümmetin icması ile uygulanan bir çok amel ve ibadete maksatlı bir savaş açıldığını görmekteyiz. Bu bizim Kur’an ve sünnet temelli şeriatımıza, icma ve kıyasla belirlenen fıkhımıza açılan gizli ve açık savaşın tellalları hemen her konuda Ekber Şah’ın bel’amları gibi muhalefet ile alternatifler üretmeye çalışıyorlar.

Ekber Şah, döneminde Hindistan’da bulunan dinleri birleştirerek kendisini herkesin ilahı ilan etmiş ve hoşuna giden konuları aldığı bu dine İslam’ın  uydurulması işini de bel’am olarak isimlendirilen alimler üstlenmişti. Örneğin bu alimler namaz kılmak yerine Ekber Şah’a secde etmek gerekir ve yeterlidir diye fetva vermişlerdi. Allah, onu İmam Rabbani önderliğindeki Ehli Sünnet eliyle dize getirdi ve saltanatını yer ile yeksan etti.

Tarih boyunca sünnete düşman olan her lideri ve toplumu helak eden Allah, bugün de yarın da bu dini tahrif etmek isteyenleri helak edecek; dünyalarını rezil ahiretlerini de berbat edecektir. Devrimizde bu ifsadı yayanların çoğunlukla safevi ve rafizi uzantıları olmaları da şayanı dikkattir ve onlar da nasiplerini alacaklardır…

Sünnete yapılan saldırıların esas amacının, dinin pratik hayatta uygulanmasına engel olmak ve bir tür teorik bilgi yumağına dönüştürülerek, ehli kitap tarzı bir anlayışla, arzu edenin istediği gibi yorumlayıp, işine gelen konularla amel edip işine gelmeyen meseleleri tevillerle terk ettiği bir oyuncağa çevirmek olduğunu düşünüyorum.

Sünnetsiz din ile kurban olunamayacağı gibi, sünnetsiz Müslüman da olunmaz!

15 Ağustos 2018

Suriyeliler Bayram Tatiline mi Gidiyor?

Son yıllarda ülkemizde yaşayan Suriyeli kardeşlerimize saldırmak ve aleyhlerinde bir kamuoyu oluşturmak isteyenlerin her bayram yaptığı bir dezenformasyon var. ‘Suriyeliler bayram tatili için ülkelerine gidebiliyorlarsa geri dönmesinler orada kalsınlar’ şeklinde özetlenebilecek bu anlamsız tavır ilk anda pek çok samimi insanın da kafasını bulandıran altyapısı tabii ki çürük faşist bir söylemdir.

Suriye gerçeklerinden haberi olmayan halkın buna inanması çok kolaydır. Ancak etkili ve yetkili hatta gazeteci veya aydın gibi çağdaş sıfatlara haiz bazı gönüllü Türkiye aleyhtarları ve Esed taraftarları bu propagandayı yayarak toplumda Suriyelilere karşı bir nebze var olan rahatsız kesimi tahrik etmek ve çıkabilecek olaylardan nemalanmak istiyorlar.

Bir toplumda ne sebeple olursa olsun çıkacak herhangi bir kavga yahut daha ileri seviyedeki bir karışıklıktan medet uman, hoşlanan veya memnun olan o toplumun dostu değildir, kardeşi de olamaz!

Bize düşen her platformda gerçekleri aktararak insanları doğru bilgilendirmek ve bilgiye dayalı birer kanaat sahibi olmalarına yardımcı olmaktır. Bu bağlamda şahitliğimizi yerine getirmek İslami bir vecibedir.

Lütfen şu maddeleri dikkatlice okuyunuz:

Suriyeliler bayramda Suriye’ye değil, Türkiye’nin kontrolünde olan bölgelere yahut Türkiye himayesindeki muhaliflerin kontrolündeki bölgelere gidip geliyorlar. Bu da Suriye’nin halen çok küçük bir parçasına tekabül ediyor. Fırat Kalkanı bölgesi ile İdlib şehri…
Bu gidişlerin amacı tatil değil zira Suriye’nin bu bölgesinde tatil yapılabilecek imkan ve ihtimal bulunmuyor. Ancak akraba ziyareti, mezar ziyareti, halen mümkün olan bazı resmi işlemler, yıkık evlerinin durumuna bakmak, şartları görerek geri dönüş imkanı araştırmak gibi amaçlarla gidiyorlar ve imkan bulan geri dönmüyor. Örneğin geçen Ramazan bayramı için ülkesine gidenlerin yaklaşık 3000 kişisi geri dönmedi.
Suriyelilerin gittikleri bölgelere bizim yardım kuruluşlarımız, askerlerimiz hatta gerekli izinlerle sivil vatandaşlarımız da giriş yapabiliyorlar. Gerek yardım götürmek gerekse durumu yerinde incelemek isteyen gazeteci yahut değil herkes o bölgeleri ziyaret edebiliyor. Resmi görevlilerimiz, eğitim kurumları ve posta hizmetleri veren kurum çalışanları gibi bir çok insan güvenle oralarda dolaşabiliyor.
Astan süreciyle ‘Gerilimi Azaltma Bölgesi’ olarak ilan edilen yerlerden halen Türkiye himayesinde bir çok Suriyelinin tehcir edilerek sığındığı tek bölge olan İdlib kırsalı nüfus yoğunluğu ve sosyal şartlar bakımından buradan gidebileceklerin kalmasına imkan sağlamaktan çok uzaktır. Aksine sınırlar açılacak olsa oradan ülkemize gelmek isteyen milyonların varlığı bir gerçektir.
Bu bölgeler Türkiye’nin himayesiyle kısmen güvenli oldukları için insani dolaşımlar mümkün olmakla birlikte rejim ve Rusya tarafından teröristler bahane edilerek sık sık bombardımanlar yapılabilmektedir. Ancak fiili bir savaş durumu olmadığı için ziyaretler devam edebiliyor.
Bu bölgelerde iş imkanları yok denecek kadar azdır. Misafirlerimiz hayatlarını normal şekilde devam ettirebilmek için iş ve barınma ihtiyaçlarını, çocuklarını büyütme ve yetiştirme imkanlarını ancak ülkemizde bulabilmektedirler. Ziyaret sonrası geri dönmelerinin en büyük sebebi iş ve barınma imkanlarıdır. Suriye’de yaşanacak bir normalleşme ve yeniden yapılanma durumunda ülkemizde bulunan Suriyelilerin büyük çoğunluğunun geri döneceğinden kimsenin şüphesi yoktur.
Bütün bunların yanında Kuzey Suriye’de son dönemde yapılan kamuoyu yoklamalarında ve kanaat önderlerinin açıklamalarında beyan edilen halkın yaklaşık olarak yüzde sekseninin Türkiye’ye ilhak edilmek istedikleri de yaşanan sürecin ülkemiz ve halkımız adına onur verici yönü olarak kayıtlara geçmelidir.
Kızılay verilerine göre; Suriye’de her bir saatte 50 civarında aile evlerini terketmek zorunda kalıyor ve Suriye’nin içinde 6.500.000 sürgün edilmiş insan derme çatma çadırlarda ve barakalarda, Türkiye sınırına yakın yerlerde yaşıyor.
Türkiye’de bulunan 3.5 Milyon Suriyeli misafirin neredeyse tamamının akrabaları, kiminin anne-babası, kiminin Suriye’de topraklarını savunan kocası-oğlu, kiminin kardeşi bu derme çatma çadırlarda barakalarda hayata tutunmaya çalışıyor.
Suriye’ye bayrama gidenleri Bodrum’a tatile gidenlere benzetip halkın kafasında yanlış algı oluşturanlara, o bayram ziyaretinde öldürülmüş babasının, anasının, yavrusunun, yavuklusunun mezarına sarılıp gözyaşı döken insanları göstermek mümkün değil ama merhamet ve akıl sahibi herkes biraz düşündüğünde daha normal bir anlayışla olaylara bakabilecektir.
Afad verilerine göre; Türkiye’ye sığınan 3.567.130 Suriyelinin 1.631.630’u (%46) Çocuktur. Kadın, çocuk ve 65 yaş üzeri yaşlı nüfus oranı da %71’dir.Bu korunmaya muhtaç kırılgan kesime destek veren erkek nüfus oranı da %29’dur. Erkekler gitsin ülkesine ifadesi de bu anlamda gerçekçi/insani değildir.

Evleri başına yıkılmış ailelerin, işkence merkezlerinde sistematik tecavüze uğramış kadınların, gözleri önünde babası infaz edilmiş çocukların korumasız bir şekilde o cehenneme gönderilmesini istemek Suriye gerçeklerini bilmemek ya da insan onurunu hiçe saymak anlamına gelir.

Suriye krizini Türkiye çıkarmadı, ama krizin dindirilmesi için 2011’den bu yana çok yüksek bedeller ödeyip insani bir duruş sergiledi. Bunu onurla devam ettirmek ve sonuna kadar mazlumların yanında olmak tarihimize altın harflerle yazılacak bir duruş olacaktır.

Son olarak herkesi anlarım da Müslümanlıktan, kardeşlikten dem vuran ve İslam tarihini, coğrafyayı biraz bilen, son bin yıllık hikayemizi okumuş birinin Suriyelilerden rahatsız olmasını ve bu şenliklere katılmasını anlayamıyorum.

Bu topraklar; mülteci yurdudur, gariban toprağıdır, mazlumların vatanıdır, imparatorluk özetidir…

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...