22 Şubat 2021

İyi olmak ve iyi kalmak

 Modern zamanların, gelişmiş şehirlerin ve kapitalist hayat şartlarının, hemen herkesi ve her erdemi sıklıkla ve ciddi şekilde sınadığı, iyi olmanın ve iyi kalmanın her zaman zor olan pratiğinin, artık daha da zor olduğunu hepimiz, hemen her gün duyduklarımızla ve gördüklerimizle daha iyi anlıyoruz.

Devleti için iyi vatandaş, şehri için iyi hemşeri, işi için iyi usta, tanıdık ve komşuları için iyi biri, ailesi için iyi bir anne, baba, eş, kardeş veya çocuk olmak ve bunu bir süreliğine ya da bir mekana has kılmadan hayatın tamamında bir standart olarak yaşamak, herhalde bugünlerin en değerli mücevherlerinden biridir.

Afrika’nın batılılar tarafından sömürülen zengin elmas yataklarında değil, Anadolu’nun altı ve üstü verimli topraklarında, Gaziantep’in tarihi ve güncel olarak yeryüzünde doldurduğu boşlukta, cadde ve sokaklarında, okul ve fabrikalarında, ev ve işyerlerinde aramak ve bulmak zorunda olduğumuz mücevher; iyiliktir.

İyilik; büyük kalabalıkların uyum içinde yaşadıkları bir ortamda, birilerinin düzeni bozduğu anda, kahir ekseriyetin iyi olduğunu ve iyilikten yana olduğunu unutmamakla başlar. Çünkü çokluk ve destek hissi, en çok iyiliğe lazımdır. En çok çoğaltılması gereken, dillendirilmesi ve sesine ses katılması gereken şey, iyiliktir.

Bütün bir şehrin, bir gün toplanmasa burnumuzun direğini yıkacak olan çöplerini her gün düzenli olarak toplayan belediye çalışanlarının, bir yerde bir çöpü unutmasını, bütün bir koca temizlik hareketini yok sayacak kadar büyütmek; kibrit çöpünü gözüne ardındaki yemyeşil ormanı göremeyecek kadar yaklaştırmak gibidir.

Her dört kişiye bir aracın düştüğü Gaziantep’te sabahtan akşama hatta neredeyse 24 saat hiç durmadan akan trafiğin bir yerlerde birileri tarafından sabote edilmesine takılıp, her şeyi ve herkesi yanlış saymak, hatalı bilmek yine aynı şekilde; büyük kalabalıkların düzene ve kurallara uyarak oluşturdukları intizamı inkar etmek, bir bakıma nankörlük olur.

İnsanız tabi; kilometrelerce hiç sarsılmadan kat ettiğimiz yolun bir yerinde bir çukura ya da çıkıntıya rastladığımızda, bütün güzergahı o yarım metrelik bozukluktan ibaret sayarız. Bu hem kendimize hem de ilgilerine adalet değildir.

İyi giden onca şeyin arasından sürekli yanlışları ve kötüleri görmek, biraz da gözlerin ya da bakışların artık bir sebeple kırıldığını gösterir. Kırık bakış ise, düz olanı eğri, yamuk olanı normal görmek gibi bir yere giden ilk kapıdır.

Birkaç kişinin bozabildiğini düşündüğümüz düzen ve kuralların, yine birkaç kişinin ihtimam ve hassasiyeti ile güçleneceğine de inanmak durumundayız. Herkesin çiğnediği bir kurala benim uymamla değişecek olan, sadece benim gönül huzurum ve vicdani rahatlığım değil; bir yerde, her güzelliğin başlangıç noktasının tek bir kişi olduğunu gösterecek, iyi bir adımdır, iyilik için bir adımdır.

Herkesin çöpünü attığı sokak ortasına ya da kuytu bir köşeye çöp atmak; sürüye uyarak uçurumdan atlamakla çok benzer bir davranış biçimidir. Erdemli insan için doğru ya da yanlışın ölçüsü kalabalıkların yapması ya da yapmaması olamaz. Bir hareket doğruysa doğrudur ve başkalarının yapmaması onu yanlış durumuna düşürmez. Bir yanlış ise; bin kişi de işlese yanlıştır ve bir tek kişinin reddetmesi ile o yanlışın sonu başlamış olur.

İyi insan olmanın ilk adımlarından biri, sürüye uymamaktır.

İyi kalmanın ilk adımı ise; doğruya yanaşmayan ve yapmayanların, küçümseme ve kınamalarına aldırmamaktır.

Hiç unutmadığım bir hatıramdır. 90’lı yılların sonunda bir yaz tatili sebebiyle bulunduğum Gaziantep’te eniştemin arabasıyla şehir merkezine gidiyorduk ve direksiyon bendeydi. Hala aynı yerde bulunan meslek lisesinin önündeki ışıklara geldiğimizde kırmızı yandı ve doğal olarak durdum. Bir anda arkadan bir korna kıyameti koptu. Bağırtılar da geliyordu ama konuyu anlamadığım için aldırmamıştım. Yanımdaki yeğenime ne oluyor diye sorduğumda aldığım cevap hala bugün gibi hatırımda. Neden durduk diye bize kızıyorlarmış. Ama kırmızı dedim. Kimsenin aldırmadığını o gün öğrenmiş oldum. Ama yeşil yanana kadar hareket etmedim.

Tabi sonraları, işin içine kameralar ve gerçekten kurallara uymanın trafikte rahat seyahat etmenin ilk yolu olduğuna inanan insanlar çoğalınca işler değişti. Son durumu hepiniz biliyorsunuz.

İşte o kavşaklarda kırmızı ışıkta durmak için kamera var mı diye kontrol etmek, uyanıklık değil maalesef ilk önce kendine sonra şehrine ve insanlarına saygısızlıktır. Başında sopa ile yola gelmek erdemli bir insan davranış biçimi değildir!

İyi olabiliriz, iyilikleri çoğaltabilir ve kötülükleri azaltabiliriz. Şehrimize baktığımızda yanlışları görüp onlara uyarak elde edeceğimiz şey, ne bizi ne de bizden sonraki nesilleri mutlu etmeyecektir.

Bütün iyilikler ve iyilik hareketleri bir tek kişinin attığı ilk adımla başlamıştır.

17 Şubat 2021

İyi işleri takdir etmek

İstisnalarımız dışında pek çoğumuz, hayatın iyi yanlarını ve insanların iyiliklerini görmek ve takdir etmek konusunda sınıfta kalıyoruz. On tane doğru iş yapan birinin tek yanlışında kötü adam ilan edilmesi gibi, yüzlerce iyi hizmetler yapmış bir yetkili de ilk yanlışında itibarını kaybedip, gözlerden düşebiliyor.

Ülkenin ve şehrin imkanlarını, maddi ve manevi dinamiklerini, insan ve coğrafya kaynaklarını göz önünde bulundurarak; yapılan işlere ve sunulan hizmetlere bakmak, adalet ve denge ile değerlendirmeler yapmak, doğru ve iyi işleri takdir edip, yanlış ve kötü işleri tenkit etmek gibi, sıradan ve olması gereken davranış biçimini, bazen kişisel bir zaaf bazen de politik hesaplarla, yapmıyor oluşumuz bizi daha erdemli ve değerli kılmıyor.

Tam aksine; taraftar olanların yanlışları doğru bir dille söylemesi kadar, muhalif olanların doğru işleri samimi bir dille takdir etmesi erdemlerin en değerlilerindendir.

Körü körüne taraftarlık ya da yobaz bir muhalefet, ne şahsa ne şehre, ne ülkeye hayır getirmeyecektir.

Bir başka engelli yanımız ise; kendi siyasi çizgisinden olduğu ve insanlar önünde boy boy pozları birlikte verdikleri halde, iş doğru ve güzel işlerin takdirine gelince, muhtemel iç rekabet ya da kıskançlık hatta kin ve nefret gibi yanlış duygularla, samimiyetini ve dava edindiği hakikatleri bir kenara bırakarak, gözlerini kapatan, dilini tutan yaklaşım tarzıdır.

Biz sıradan vatandaşları, kimsenin politik hesapları ve çekişmeleri direkt olarak ilgilendirmiyor. Belediye başkanlarının ya da diğer siyasi yetkililerin, birbirlerine yaklaşımlarının arka planlarını bilmek, siyasi hesaplarını tahmin etmek gibi mecburiyetlerimiz yok. Biz perde önünde oynanan oyunu seyrediyor ve sahnede rolünü yaparken, rol arkadaşına çelme takmaya çalışanları da bir kenara kaydediyoruz.

Biz ortaya konan icraatlere ve bize sunulan hizmetlere bakarız. Sizin iç çekişmelerinizi bilmez ve yapılan doğru ve güzel bir işi neden takdir etmediğinizi anlayamayız.

Gerek ülke gerek şehir bazında, herhangi bir yetkilinin gelecek yıllar boyu halkın faydasına olacak bir işi başarmış olması bizi kendimiz ve gelecek nesillerimiz adına sevindirir. Yapanın bundan ne gibi politik menfaatler temin edeceği, istikbaline etkisini düşünmek ise bizim işimiz değildir.

Bir başkan bir şehre 50 yıl sonra bile yetecek bir su projesini başarmış ve hizmetimize sunmuşsa, bunun takdir edilmesinden başka bir yol yoktur. Ya da bir diğeri, ülkede görülmedik çapta bir sosyal belediyecilik örneği sergiliyor ve standart belediye hizmetlerinin üstüne bunları ekliyorsa, onu tebrik etmekten geri durmanın alemi yoktur.

Bu insanlar, öyle ya da böyle bir müddet sonra siyasi sahneden çekilecekler ve geriye bıraktıkları eserleri kalacaktır. Ne kendilerinin ne de yakınlarının bu hizmetlerden faydalanma oranı, bütün bir ülke ya da şehir düşünüldüğünde lafı bile edilemeyecek kadar basit ve küçüktür. Hatta 50 yıl sonra bugünün kudretli başkanları, büyük zenginleri, siyasi otoriteleri hayatta bile olamayacaklar, olsalar da bırakın siyasi hayatımızı etkilemeyi, belki kişisel hizmetlerini bile kendileri yapmaktan aciz ihtiyarlar olacaklardır.

Yaptıkları doğru ve güzel işler ise bu ülkeye ve bu şehre hizmet etmeye devam edecektir. İnsanlar onu yapanı unutsalar bile, sunulanlardan faydalanmaktan geri durmayacaklardır.

Bu yüzden, belediyelerin yaptıkları doğru ve güzel işleri takdir etmekten korkmamak gerekiyor. Bunu yapmak ne bizi suçu ya da bucu yapar, ne de devranın gidişatını değiştirir. Aksine, verilen hizmetlere nankörlük etmemek gibi bir erdeme sahip olduğumuzu gösterir.

Takdir etmek erdeminden mahrum olanın tenkitlerini neden dikkate alalım?

Hiç kimse ne tamamen saf bir iyilik abidesidir, ne de külliyen bir kötülük heykeli. Yine hiç kimse, bir yanlışla yok sayılamayacağı gibi, hiçbir yanlış da gözden kaçırılacak kadar önemsiz değildir. Bütün mesele, adalet ve denge ile yaklaşmak, doğru ve güzeli kapladığı yer ve ağırlığına göre takdir etmek, yanlışı ve kötüyü de, kirlettiği yer kadar tenkit etmekten ibarettir.

Neticede, bu ülke ve şehir bizim ve biz burada yaşıyoruz. Daha güzel bir memlekete sahip olmayı samimiyetle istiyorsak, duruşumuzun adil ve erdemli olması gerekiyor.

 

 

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...