22 Şubat 2023

Depremden aldığımız dersler

 Büyük hadiseleri uzaktan izlemekle bizzat yaşamanın farkının en net fark edildiği olay belki de depremdir. Bunca zamandır ekranlardan, sosyal medyadan takip edip, ah vah dediğimiz ve belki birkaç gün yardım ve destek paylaşımlarının yanında birkaç sms ile de maddi destek sağlayıp kenara çekildiğimiz ve unuttuğumuz hakikatle yüzleştik.

Bu defa sıra bizdeydi ve şehrimiz dahil on diğer büyük belde bu felaketle sarsıldı. Sarsıntıdan yıkılanların sayısı henüz tam olarak belli olmasa da bazı şehirlerde üçte bir oranında yıkım olduğu şimdiden biliniyor. Hasarlı binaların yıkılmasıyla yarıya ulaşması beklenen bu büyük felaketten hem toplum olarak hem de fert planında alınacak pek çok ders olduğu ortada.

Toplumumuzun gerek inşaat gerek altyapı, üstyapı ve sair ilgili tüm konularında konuşacak yeterince uzmanı var şükür. Konuşanlar kadar iş yapanların da olduğunu umut ederek o kısmı bir kenara bırakıyorum. Daha çok ferdi olarak ben ne yaşadım ve ne anladım, dahası hangi dersleri çıkardım onları paylaşmak istiyorum.

Zor zamanlarda Allah’a iman etmenin ve gelen belanın O’ndan geldiğini hatırlamanın değerini yaşayarak öğrendim. Teslimiyet, tevekkül ve benzeri bütün konularda ciddi bir ders aldım. Bu felaketin ıstılahımızdaki adı olan bela tabirinin dilimizdeki karşılığının sınanmak olduğunu unutulmaz bir şekilde kalbime kazıdım.

Bilenlerin bildiği gibi, çok titiz olduğum gündelik kıyafet rutinim anlamsızlaştı. Sokak kıyafeti ile evde oturmamak, ev kıyafetiyle uyumayı bırakın yatağın kenarına bile ilişmemek gibi radikal adetlerim çöp oldu. Günlerce aynı kıyafetlerle her şeyi yapmak durumunda kaldım. Hepsi hikayeymiş, mecburiyetler olmazsa olmaz denilen pek çok şeyi kenarda bırakıyormuş.

Aynı belaya maruz kalmanın insanları hızlı bir şekilde birbirine yaklaştırdığını, kalbinde tamir edilemez bir kin ve garez taşıyanlar dışında herkesin birbirine yardımcı olmaya çalıştığını gördüm. Kin denen iflah olmaz hastalığın en zor anda bile insanı canavar kadar hissiz kılabildiğine şahit oldum. Hele de çoğu zaman altı boş, temelsiz bilgi ve zanlara dayanan bu kinin ne kadar ruhu hasta eden bir his olduğunu sosyal medyada ve ekranlarda olduğu kadar bizzat hayatın içinde de yaşadım.

Akrabalık müessesesini çok iyi muhafaza etmek gerektiğini, hiç değilse bela ve musibet zamanlarında yüz yüze baktığında utanmayacak kadar yakınlığı korumanın önemini yaşadım.

Başkaları adına karar vermenin saçmalığını, zorluklarda öncelik belirlemede mantık hatası yapabileceğimizi, telafisi mümkün olan konularda birbirimize kırılmanın anlamsızlığını, dost ve arkadaşlara hayır demenin zorluğunu tecrübe ettim.

Hatır saymanın, gönül almanın pek çok yolu olduğunu, insanın isterse gerektiği kadar titiz olabileceğini, huy denen şeyin değişmediğini, zor zamanda temiz olmanın ve temiz kalmanın daha da zor olduğunu ama vazgeçilmezliğini yaşadım.

İnsanların alırken hep mutlu olduğunu ama vermek gerektiğinde ya mutsuz ya da gereksiz havalı olduklarını gördüm. Verdikçe hep isteyen ve bekleyen karakter sahiplerinin en ufak bir kesintide yüz çevirebildiklerini, kendilerini hizmet edilmeye en layık insan gördüklerini, muhataplarının buna mecbur sandıklarını, gerçeklerle karşılaştıklarında kaçtıklarını ve küstüklerini gördüm.

İyiliği başa kakmadan yapmanın çok değerli olduğunu ama bunun bile muhatabın kendini kötü hissetmesine engel olamadığına şahit oldum.

Başkalarına fayda sağlayacak imkanlara sahip olmanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu ve bunun şükrünün de ancak ikram ile mümkün olduğunu, kalp ve nefis arasında bir soğan zarı kadar mesafe olduğunu hissettim.

Vefalı ya da vefasız, kadirşinas ya da nankör, sıcak ya da soğuk her insana iyilik etmenin insana huzur ve saadet verdiğini, felaket zamanlarında iyiliğin değerinin daha da idrak edildiğine şahit oldum.

Şu köşeye sığacak kadar birkaç konuyu ders olarak kendime not almış bulundum. Daha eklenecek şeyler olduğunu biliyorum. Bu büyük dersin bu kadar küçük ders notu olmaz zaten. Yeri ve zamanı geldikçe ilaveler yapmak üzere…

Allah bu felaketle aramızdan aldığı kullarının günahlarını mağfiret etsin ve onları cennetiyle ödüllendirsin. Dünyada çektikleri sıkıntıların karşılığını cennette fazlasıyla versin. Yakınlarını kaybedenlerin gönüllerine ferahlık, dillerine selamet ve hallerine sabır ihsan eylesin.

Manen olduğu kadar maddi olarak da faturası oldukça ağır olan bu felaketin yükünü halk olarak taşımaya ve altından kalkmaya Allah’ın izniyle çalışacak ve başarılı olacağız. Hiçbir enkaz yerinde bırakılmaz, kaldırılır ve yeniden inşa edilir inşallah.

06 Şubat 2023

Her şeye rağmen iyilik mi?

 Dışarıda kar yağıyor, insanlar bir gün önce ortada olmayan beyaz, temiz ve yumuşak nesnenin biraz keyfini, biraz neşesini ama baya sıkıntısını çekiyor.

Gökte uçan taneciklerin letafet ve sanatındaki muhteşemlik göz kamaştırıyorken, yere yayıldığında beyaz bir kefen gibi her şeyi örten bu berraklık göz alıyor. Hatta çok fazla maruz kalanı kör ediyor!

Bir de şartları bu soğuk beyazlıktan lezzet almaya el vermeyen, çadır ya da derme çatma virane ehli var. Onlar için beyaz, temiz ve yumuşak bir ölüme benziyor kar.

Demek ki; her beyaz olan her gönle hoş gelmiyor. Her temiz görünen ve kirleri örten de her zaman iyi olmuyor. Her yumuşaklık içinde bir felaket barındırıyor.

Tek başına her biri ayrı bir ilahi sanat eseri olan tanecikler bir araya geldiklerinde karşı konulamaz bir güç oluyorlar. Bu halleriyle iyilerin ve iyiliklerin de bir araya gelmesi halinde nelere sebep olabileceklerini ve kötülüğü nasıl örtebileceklerini anlatıyorlar.

Beyaz bir kefen gibi her yanı kaplayan bu güzel örtü, çiğnendiğinde çamura ve çirkefe dönüşerek, güzellik ve iyiliğe nasıl muamele edilmesi gerektiğini öğretiyor bir bakıma.

Hor görülen ve tepelenen, nankörlük edilen ve vefasızlığa maruz kalan iyilik de çamura dönüşür mü? Dönüşmeli mi? Elbette hayır!

Aslında eğer ahiret olmasaydı, yani hesap, yani her nefesin, her nimetin, her adımın, her yapılanın sorgusu olmasaydı, işimiz kolay olacaktı.

İyiliği hak etmediklerini düşündüklerimize kötülük etmek gibi bir lüksümüz bulunmuyor. Ancak, böylelerine daha fazla iyilik etmemek yeterli bir cevap olur. İyilikten mahrum kalmaktan büyük bedbahtlık mı var? Hep iyilik gördüğünün kendisine yüz çevirmesinden daha ağır ceza mı olur?

Her yanı beyaz bir örtü kapladığında ve insan buna uzun süre maruz kaldığında bir körlük oluşuyor derler; kar körlüğü. Bu kâinata Allah’ın koyduğu ve bize neden her yanı iyilikle doldurmadığının hikmetini öğreten bir ayet oluyor böylelikle. Her yan iyilik olsaydı, biz kör olacak ve Allah’ı göremeyecektik! İyiliğin körlüğü…

İyiliğin körlüğü demişken, nankörlüğün ve vefasızlığın da aslında bir tür iyilik körlüğü olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Kendisine yapılan iyiliği göremeyen ve takdir edemeyenden daha kör kim olabilir?

İyilik rahmet ve berekettir, tıpkı kar gibi.

İyilik, beyazlık ve temizliktir; üstüne düştüğü yeri, gönlü ve diyarı karanlıklardan çıkartır ve kirlerden temizler.

İyilik, kadrini bilmeyen, nankörlük eden ve sahibine vefasızlık edenler için ağır imtihandır, kaybedenin yüzü yerlerde sürünür, sürünsün de!

İyilik fıtrattandır; taht kurduğu gönlü bırakmaz, güç yetirilemez bir sultandır, bir delildir, bir yoldur. Yoldan çıkan kaybolur, delili yitiren sapıtır, sultanı olmayan yıkılır, yenilir.

Evet, her şeye rağmen iyilik edilir ancak bazen iyilik, onu hak etmeyeni ondan mahrum bırakmaktır. İman etmeyi hak etmeyen gönlün hidayete kapatılması gibi. Bu iyiliğe iyilik etmektir.

İyiliğin türbesini inşa etme hevesi iyilik değildir. İyiliğin kalesini kurmak ve kavgasını vermek, bu yoldan dönmemektir asıl iyilik.

İyilik kaderdendir ya olunur ya olunmaz. Nasip işidir ya verilir ya verilmez. Hedeftir iyilik ya vurulur ya vurulmaz. Bütün mesele niyettir, niyetle alakalıdır, niyete bağlıdır. Bir de tabi şeklin niyete uymasına. Yoksa iyilik ederken göz çıkarmak da mümkün.

Kar ne de güzel örttü tüm pislikleri ama kar çiğnenirse ortaya daha çok pislik çıkacaktır.

İyilik ne de güzel örttü tüm kötülükleri ama iyilik çiğnenirse ortaya daha çok kötülük çıkacaktır.

Yine de her şeye rağmen iyilik!

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...