25 Eylül 2023

Müslümanlar neden bu halde?

 

Genelde İslam’ı temelden reddedenlerin kullandığı ancak kalbinde eğrilik olanların da kolaylıkla kanabildiği bir argüman, bir iddia olarak karşımıza çıkan, “İslam mükemmel bir din ise neden Müslümanlar bu halde” sorusunun tek bir cevabının olmadığını biliyoruz.

Her söz ve kalem sahibi kendi zaviyesinden bu iddialara cevaplar verdi ve vermeye devam ediyor. Esasen bir Müslüman için İslam’ın izzetini temsil ve müdafaa etmek en önemli iman alametlerindendir. Hele de son birkaç yüzyılda Müslümanların tarih sahnesinde geri plana düşmeleri ve hatta batının ve batılın boyunduruğuna girmeleri, dünyalık pek çok meselede yetersiz ve fakir kalmaları, İslam düşmanlarının bu iddia ile her şeye kazanç ve sonuç odaklı yaklaşan yeni neslin kafasını karıştırmakta kullanması maalesef önü alınamaz bir saldırıya dönüştü.

Teknolojik gelişmeleri bile İslam aleyhine delil olarak kullanmak gibi anlamsız ve değersiz iddiaların sebep olduğu fikir karmaşasının yanında imanı da araştırma ve ilimle desteklenmeyen bazı akılları ve kalpleri bulandırmakta başarılı oldukları bir ortamda, insanların her birinin farklı bir açıdan gönüllerine hitap eden ilim ve fikir sahiplerine ya da basılı ya da dijital bilgilere rastlamaları da bir nasip meselesi. Pek çok genç bu basit muz kabuğu mesabesindeki iddialarla kayan ayağının sonucunda yüz üstü küfrün çamuruna saplanmakta.

Hemen her şeyin kaynağını batı gören ve bununla batıyı ilahlaştırıp tapınma seansları ile kendini tatmin eden yurdum batıcılarının kendilerini sağlama almak ve doğru yolda olduğuna dair bir huzur hissi elde etmek için çevresine yeni batı kulları toplama hevesi, Mekke cahiliyesinde önünde çıplak olarak el çırparak ibadet ettiğini iddia edenlerden pek de zekice değil.

Bu amaçla muhataplarının dini duygularını ve imanlarını hedef alan saldırıların altında yatan ilginç heves ve gayretin altında da aslında İslam karşısında yaşanan fikri mağlubiyetin olduğunu tahmin ediyorum. Elde edemediği ciğere mundar diyen tilki kurnazlığı ile yerine daha iyisini koyamadıkları İslam’a düşman olmaları bir yerde anlaşılır bir durum. Düşünsenize yüzlerce yıldır saldırıp antitezler ortaya attığınız bir din sapasağlam olduğu gibi duruyor ve siz hiçbir zaman o dinin sağladığı ferdi huzur ve toplum barışını dünyaya sunamıyorsunuz. Aşağılamaya çalıştığınız her alanda bu dinin mensuplarına borçlu çıkıyorsunuz. Bu muhataplarımızın psikolojisini bozan durum, onları bize karşı daha saldırgan hale getiren sebeplerden biri.

Tabi bir diğer açıdan da maddi güçle imha etmek için çok uzun zaman devam eden hatta 21. yüzyılda bile dillendirilen Haçlı Seferleri sonucunda elinizde yine pek bir ciddi kazanım kalmamış. Neredeyse bin yıldır tüm askeri güç ve silahlarınızla saldırdığınız, işgal ederek soykırımlar uyguladığınız, medeniyetine dair her bir alandaki eserlerini yakıp yıktığınız bu dinin temelini sarsmak bir yana, oraya erişemediğinizi görmek ciddi bir travma olarak batının bilinçaltında fokur fokur bir öfke kazanı kaynatıyor.

Endülüs’te bitirdik sandıklarında İstanbul’da karşılarına çıkan, İspanya’dan Afganistan’a her yerde işgal ve katliamlarına rağmen bir türlü boyun eğdiremedikleri bu millete, son bir asırda uyguladıkları sistematik yok etme politikalarının da sonuçsuz kaldığını arkalarına baka baka terk etmek zorunda kaldıkları topraklarımızdan kaçarken düşürdükleri köleleri hala onların ardından serenatlar yakarak kutsama ayinlerine devam ediyorlar.

Bütün hırpalanmışlığımıza ve ezilmişliğimize rağmen hala ayaktayız ve yenilgilerle dolu son yüzyılın enkazından fidanlar vermeye devam ediyoruz. Evet, bu devran bugün onların lehine dönüyor ve üstünlük onlarda, zenginlik onlarda, silah onlarda, güç onlarda!

Bu İslam’ın hakikatine ya da üstünlüğüne gölge bile düşüremez! Zira, Allah’ın dünyaya koyduğu kanunlarındandır; değişik zamanlarda farklı milletler öne çıkar, zenginleşir, baskın olur. Sonra devran değişir, ezilenler üstün gelir. Bizim kısmetimize altta kalanın biz olduğumuz devir geldi, ne diyelim? Bakalım, belki devranın döndüğünü de görürüz.

Dün İslam bugün küfür, yarın küfür ertesi gün yeniden İslam milleti üstün gelir. Bu günler insanlar arasında döner durur.

“Size bir yara dokunduysa karşı topluluğa da benzer bir yara dokundu. Allah'ın gerçekten iman etmiş olanları ortaya çıkarması ve aranızdan şehidler edinmesi için bu günleri böyle aranızda döndürürüz. Allah zalimleri sevmez.” (Ali İmran 140)

Kafası herhangi bir soru ya da saldırı karşısında karışan her Müslümanın kesinlikle bilmesi ve asla unutmaması gereken bir gerçek olarak, bu dinin her alanda kalpleri tatmin edecek muhteşem cevapları vardır. Kafamızı bulandıran, kalbimizi zorlayan herhangi bir konuyu ehline götürmemiz halinde tatmin edici cevaplar almamız işten bile değildir. Çevremizde ya da sosyal medyada üstümüze boca edilen fitne ve şüphe tohumlarını, yaymadan ve sadece hakikati idrak maksadıyla ehli olduğunu bildiğimiz insanlara götürmek en hızlı ve temiz yoldur.

Sahip olduğumuz imanın üstüne titremek ve en ufak soruları bile cevaplandırarak beynimizin bir yerinde takılı kalmasına engel olmak en doğrusu olur. Bu gibi küçük sıkıntılar zamanla birikmeden ve büyümeden temizlenmelidir.

Cep telefonlarımızın ekranlarını çizdirmemek için gösterdiğimiz gayretin alameti olan koruma jelatinleri ile bir şekilde kalplerimizi de kaplamak zorundayız. İmanın çiziklerden muhafaza edilmesi için onu ilim ve hikmet ile korumaya almak gerekiyor. Bunun yolu ehil bir alim ya da alimlerden nasihat dinlemek ve imkan varsa ilim tahsil etmektir.

En değerli hazinemizi korumak için çaba sarf etmek, hidayetimizi kaybetmemek için gayretlerle dualara sarılmak dünyadaki en önemli vazifemiz ve tabii kazancımızdır. Allah sonumuzu hayreylesin.

04 Eylül 2023

Irkçılık fikir dünyasının çukurudur

 İnsan, eşrefi mahlukat olması hasebiyle diğer tüm canlılardan farklı ve özeldir. Kendisi için Allah’ın yarattığı her şey emrine ve hizmetine sunulan insanın, tek sorumluluğu da yalnız Allah’a kulluk etmekten ibarettir. Bu kulluğun içinde dünyanın imarının da bulunduğu kabul edilir. Zira kulluk bununla gerçekleşecek ve sonraki nesillere aktarılacaktır.

İbrahim(a)’in Kabe’yi imar etmesi gibi. O, bununla insanlara ibadet mekânı hazırlamış ve onları davet etmiştir. Aynı şekilde insanların barınma ve sair hayati ihtiyaçlarını görmeleri için yapılan tüm iş ve işlemler de dünyanın imarı olarak kabul edilir.

Bu konuda insanların hizmetine sunulan diğer canlılardan faydalanması ve gerekeni gerektiği gibi kullanma hakkı bulunmaktadır. Hayvanperestlerin sandığı gibi onların alanına girilmesi ya da onların et ve sütlerinden faydalanılması bir haksızlık ya da sömürü değil tam aksine bir hak ve gerekliliktir.

Hayatın işleyişi içinde Allah’ın imtihan gereği izin verdiği itaat ve isyanlar, kabul ve retler, farklı düşünce ve inançlar ortaya çıkabilir. İnsanların dünyanın imarı konusunda yaklaşımları çok uzak köşelere kadar savrulabilir.

Bütün bu fikir altyapısından oldukça çeşitli siyasi ve ideolojik akımlar türeyebilir ve türemiştir de. Hem din kaynaklı hem de dinsizlik kaynaklı birçok “dünyayı imar etme” veya “aleme nizam verme” hedeflerine yönelik siyasi yönelimler ortaya çıkmıştır.

İslami bir dünya görüşüne sahip bizim gibi Müslümanlar için alemin nizamı ve dünyanın imarı ancak İslam ile sağlanabilir. Bunun karşısında yer alan kapitalist için kendi ideolojisi en ideali iken, komünist için de kendi fikri en doğru yoldur.

İtikat/İnanç doğal olarak siyasi duruş gerektirir ve belirleyicidir. Hatta inançsızlık veya sapkın yönelişler de bir siyasi duruşa sahiptir. İnsanın inandığı değerler üzerinden kendine bir yer bulması en normalidir zaten.

Siyasi tavırların en alt seviyesi ise ırkçılıktır. Zira ırkçılığın kendi ırkından başka dünyayı imar etmek gibi bir hedefi yoktur. Aleme nizam değil ancak yıkım ve felaket getirir. İnsanlardan bir zümre ya da ırkın kendini diğerlerinden üstün görmesi herhalde yaratılışa inanan ilahi din için de, seküler anlayış için de kabul edilebilir bir şey değildir.

Akıl ve mantıkla izah edilmesi mümkün olmayan bu üstünlük iddiasının temeli de boştur. Zira kimse doğarken ırkını seçmediği gibi, bugün gerek yeryüzünün birçok yerinde gerekse ülkemizde saf ırk ya da ari ırk gibi bir şeyden de bahsedilemez.

Hele biz Müslümanlar için üstünlük ölçüsünün takva olduğu tüm dini delillerle sabit ve tüm aklı selim sahibi olanlarca makbul iken, bir Müslümanın kendi ırkını üstünlük sebebi görmesi olsa olsa cehalet ve sapkınlıktır.

İslam bize kendi aile ve yakınlarımıza ayrı bir özen göstermemizi hatta akrabalarımıza iyilik etmeyi emreder. Kendi ırk veya diğer türleriyle yakın hissettiklerinin dünya ve ahiret iyiliği için gayret etmeyi de kesinlikle normal ve makbul bir davranış olarak görür.

Müslümanın kendi yakınlarını, akrabalarını ve ırkını sevmesi asla ve kat’a ırkçılık değildir. Irkçılık temelde, kendinden olmadığını düşündüklerini küçük görmek ve kendi kanından olanları diğerlerinden üstün saymaktır.

Hasbelkader ülkemizin bir şehrinde ve bir Türk ailesinde dünyaya gelen bebeğin hangi sebeple Afrika ya da dünyanın başka bir yerinde dünyaya gelen çocuktan üstünlüğü olabilecektir? Anne ve babası Türkçe konuştuğu için anadili Türkçe olan biri hangi sebeple anadili Arapça olan birinden üstün olabilir? Ya da İngilizce ya da Fransızca?

İnsanlık gen havuzunun ne kadar karıştığını sosyal deneylerle ispatlamanın da bir anlamı yok. Zira kimse zaten genetik testler sonucu ırkını belirlemiyor. Kendini mensup saydığı ve kabullendiği ırkı benimsiyor insanlar.

Irkçılığın ne ağır bir hastalık olduğunu anlamak için en net göstergelerden biri de, bu kesimin siyasi haritalarla tavır belirlemesidir. Örneğin; Şanlıurfa’nın Akçakent ilçesinde yaşayan bir Türk vatandaşı Arap, sınırlar çizilirken tel örgünün diğer yanında kalan akrabasından üstün ve imtiyazlı görülmektedir. Antakya’da yaşayan Türk vatandaşı bir Arap, Halep’ten gelen Suriye vatandaşı bir Türk’ten daha imtiyazlı görülebiliyor. Akla ziyan bu gibi basit duruşlar bile ırkçılığın nasıl saçma bir fikir olduğunu anlamaya yeter.

Irkın bir gen değil aidiyet hissi olduğunu iddia edenlere ise teklifim; madem öyle bırakın ülkemize sığınan Araplar ve diğer milletlerden olan insanlar da bir aidiyet hissi geliştirsinler. Müsaade edin buraları kendi toprakları gibi görsünler ve terlerini hatta kanlarını döksünler bu topraklara. Sonuçta belki sizden daha çok buraya aidiyet hissedecek ve o zaman sizden daha çok Türk olacaklar!

Gerçi son yüz yılımızı kendi aramızdaki farklı ırkları kabul etme sorunuyla geçirmişken bu yeni gelenlere nasıl davranacağımızı az çok tahmin ediyorduk ama iş idare edilebilir sınırları aşmaya ve iç savaş çığırtkanlığına kadar vardığına göre; son kırk yılını terörle mücadele ile geçiren bir ülke olmanın tecrübesiyle daha akıllı ve tedbirli adımlar atmamız gerekiyor.

Modern dünya göç ve göçmen gerçeğini kabullenen ve aralarına yeni katılan insanları bir potada eritip kendi ideal ve istikbali için kullanan ülkeler tarafından idare ediliyor. Bu pratik gerçekle kavga eden toplumlar ise hem iç huzurunu hem siyasi gücünü kaybediyor.

Son iki yüz yılını göç hikayelerinin oluşturduğu bir yakın tarihe sahip bizim gibi bir ülkenin çok daha yere basan ve uygulanabilir bir göç politika geleneği ve pratiği geliştirmesi gerekirdi. Ne yazık ki oldukça geç kaldığımız bu konuda hala ciddi bir adım atabilmiş değiliz.

Dün gelenin bugün geleni istemediği bir düzen Afrika düzlüklerindeki vahşi hayvan sürülerinde kalan bir uygulamadır. İnsanlar konuşarak ve dinleyerek anlayabilir ve anlaşabilirler.

Ve empati denilen muhatabı anlama gayreti oldukça değerli bir insani erdemdir!

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...