İsrail’in herkese kabul ettirdiği mağduriyet kaynaklı bir “haklılığı” var. Bu yüzden her şeyi yapabilir ama mutlaka mazur görülür.
15 Mayıs 2021
Allah(cc)’a sığınmanın vaktidir
Ramazan, Bayram ve Kudüs
Biz, kainatın kaderi elinde olan bir Allah(cc)’a iman ediyoruz. Kar ve zararın, zafer ya da mağlubiyetin hesabını sadece dünyaya göre yapmayız. Hem bütün sebeplere sarılıp yürürüz, hem de başa gelene her halukarda hamd ederiz.
Olayların asıl hikmetini ancak Allah(cc) bilir.
Size bir yara dokunduysa karşı topluluğa da benzer bir yara dokundu. Allah'ın gerçekten iman etmiş olanları ortaya çıkarması ve aranızdan şehitler edinmesi için bu günleri böyle aranızda döndürürüz. Allah zalimleri sevmez. / Ali İmran 140
Biz Ramazan ayının rahmet ve bereketine iman ederiz. Cihat ve şehadetin neye ve nasıl bir berekete sebep olduğuna tarih şahittir. Onlar sırtımızdan mızrak sapladıklarında, biz “Kabe’nin Rabbine yemin ederim ki, kazandım” diyenleri kendimize yıldız kabul ederiz.
Büyük resmin ressamı ancak Allah(cc)’tır ve O’nun boyasından daha güzeli yoktur.
Sabredin ve teyakkuzda olun ey Allah(cc)’ın kulları, günün ve dünyanın sonunda, gülen mutlaka biz olacağız!
Hayat sembollerle kaimdir! Dün Davud(a) Calut’u demir zırhına rağmen sapanla devirdiğinde kimse bunu beklemiyordu. Bir gün yine kimsenin beklemediği bir zamanda, biri çıkıp onların demir zırhını da delecek biiznillah.
“Tarihi Allah(cc) yazar”, kimin nerede durduğuna bakın siz!..
Filistinli Müslümanlar, her şeylerini kaybettiler; ne ülkeleri, ne toprakları kaldı, ne de özgürlükleri ama bir tek Mescidi Aksa için şimdi kendilerini Yahudi cellatların önüne atıyorlar. Bu yiğitlik her türlü takdiri ve desteği hak ediyor.
Yanlarında durabilene helal olsun…
Ramazan bayramına bir kulağımız değil kalbimiz, yüreğimiz Filistin topraklarında giriyoruz. Gözlerimiz ekranlarda, dillerimiz duada. Kim daha ne yapabilir diye etrafımıza baktığımız kadar, ben daha neler yapabilirim diye de kendimize bakıyoruz.
Atılacak en küçük bir adımın, yürünecek en kısa mesafenin bile çok değerli olduğunu biliyoruz.
Bayramımız mübarek olacak inşallah, bereketli olacak.
Bereket; dünyada ve ahirette karşılığı olan çok hayırlar demektir. Hayırlara, hayırlı işlere, güzelliklere ve güzel işlere yönelmenin tam zamanıdır.
Ellerimiz ve dillerimizle duaya durmanın, alınlarımız secdede iken gözyaşı ile dua etmenin tam zamanıdır.
Bayramınız mübarek olsun ey Müslümanlar! Ne mutlu size, bize ve onlara...
10 Mayıs 2021
Ramazan mektebinin karne günü
İnsan yaratılış itibariyle
hayata en aciz ve belki de en eksik başlayan canlıdır, malumunuz. Bu sebeple,
sürekli öğrenir ve sürekli kendini geliştirir. Hatta bu hayatının sonuna kadar
devam eder.
Ömrü kemale erdiğinde, geriye
dönüp bakma erdemi gösteren hemen herkes, hayatın aslında bir gün ya da bir
günün yarısı kadar bir zaman gibi hızlı geçtiğini söyler. Elinde kalan,
öğrendikleridir ve tabii uyguladıkları.
Bilmek kadar, bildiğini
unutmamak, öğrendiğini terk etmemek gibi sonraki adımlar, insanı büyüten ve
yetiştiren meziyetlerdir. Bildiğine ihanet etmemek, bile bile doğrudan ve
haktan sapmamak, fıtratın temiz yolundan ayrılmamak, bilmeyi tamamlayan ve
anlamlandıran neticelerdir.
Aksi halde, bilginin bir değeri
kalmayacağı gibi, sahibini de kendisini taşıyan bir hamala dönüştürür ki; onun
için sırtında altın olmasıyla, çöp bulunmasının bir farkı yoktur!
İşte, tam da Ramazan ayının
sonuna geldiğimiz bu günlerde, bu bereket ve rahmet ikliminden beslediğimiz
iman ve amellerimizi, gelecek günlere ve aylara, canlı ve diri, taze ve yeşil
olarak taşımak, temel fıtri davranışımız olmalıdır.
Her yıl döne döne aynı
dersleri okuyan ama bir ay sonra hepsini unutup, eski cahil günlerine dönen bir
talebeye herhalde kimse geçer karne ya da bitirme diploması vermeyecektir. Oysa
bizim hayatta temel hedefimiz; ahirette sırattan geçişin karnesini ve cennete
layık olduğumuzun diplomasını almaktır.
Bu okul; her yıl tekrarlanan
ve aslında temel dersleri hiç değişmeyen, sadece zamana ve zemine göre küçük
farklılıklar gösteren, aklı başında ve titiz her öğrencinin başarılı olması
için bir engel bulunmayan, kolay bir eğitim yuvasıdır.
Kur’an temel ders kitabı,
pratikte sünnet desteği, üstüne alimlerin ve fazıl insanların ek dersleri ile ve
hepsinden öte; Allah(cc)’in samimiyetle yerine getirilen başta oruç olmak üzere
ibadet ve itaatlere yani ödevlere çok yüksek notlar vereceğini müjdelediği,
karşılıksız ve çok az zahmetle elde edilecek en büyük kazancın zamanıdır
Ramazan ayı.
Selim bir kalp ve düzgün bir
amelle bu mektebe gelen herkesin mezun olabildiği ve neticesinde hem
cehennemden azat edilmenin, hem de cennete özel bir kapıdan alınmanın, dahası
alacağı mükafatı kudret ve azametini insan aklının idrak etmekten aciz olduğu
Allah(cc)’in vereceği müjdesiyle, daha ne büyük ecirler elde edeceği
bilinemeyen, büyük bir fırsatlar mevsiminin geçiş kapısıdır.
Bayram; işte tam da bu
iklimden beslenen, ruhunu temizleyen, bedenini dizginleyen, günahlarından
arınan, sevapları bir zırh gibi kuşanan, aklı Kur’an’ın bereketiyle berrak,
gönlü namazların rahmetiyle mutmain, sade ve düzgün bir kul olmanın değerini
idrak eden Müslümanların sevinç günüdür.
Bayramın mübarek olması yani
bereketli olması, o güne affedilmiş ve cehennemden kurtulmuş olarak çıkma umudumuzdur.
Bereket; çok az tohumla, çok
fazla ürün elde etmektir.
Bereket; çok az zahmetle çok
fazla kazanç elde etmektir.
Bayramın bereketi; bir aylık
oruç ve ibadetlerle, hele de Kadir gecesi sonrasında bir ömre bedel ecirler
kazanmış olmaktır.
Henüz Ramazan ayı bitmedi,
birkaç gün daha fırsatlar devam ediyor. Yetişene külçe altınların dağıtıldığı
bir hayır çarşısı gibi, göğe açılan her avucun rahmet yağmurlarıyla dolacak
olması gibi…
Aklı olan için geç kalmak,
hiç nasip elde edememekten çok daha iyidir. Hem kimin hangi ameliyle, nasıl bir
ecir elde edeceğini en iyi ancak Allah(cc) bilir.
Şu koca şehirde, son bir
aydır ne çok insan sevindirildi. Bu bayrama ne çok insan güler yüzle çıkacak.
Vesile olanların da dünya ve ahirette yüzleri gülsün! Gönülleriniz ferah olsun
ey Müslümanlar, sonunda kazançlı çıkacak olanlar sizlersiniz.
03 Mayıs 2021
Son on gün, son on fırsat!
Bir yarış idiyse bu, her bitirenin mutlaka birinci olduğu
bir yarış!
Bir rahmet mevsimidir, her selim kalp ile uğrayanın mutlaka
tepeden tırnağa ıslandığı; bir mağfiret ırmağıdır, her ihlasla girenin mutlaka
tertemiz yıkandığı…
Ramazan ayından bahsediyorum; Rahmani gündemimizden, zamanın
ilahi takdirinden, vahyin bereketinden, orucun bitmeyen hikmetinden, açlığın ve
susuzluğun sabrından, kulluğun lütfundan bahsediyorum.
Her yıl olduğu gibi geldi ve gidiyor, hem de her zamanki
gibi; ne de çabuk!
Son on güne girdiğimiz bugün, son düzlüğe çıkmış
bulunuyoruz. Sabır ve sebatla koşmaya devam edenlerin göğüsleyeceği bayramın,
bağrımıza bir sevinçle dokunması için, son kırıntılarımızı da dökmenin tam
zamanıdır.
Bayram, affedilmiş olmanın sevincidir, zira. Günahlardan
kurtulmanın, yüklerden azat olmanın, belimizi doğrultmanın, alnımızı
parıldatmanın, yüzümüzü güldürmenin zamanıdır.
Bayram edebilmek için, bayramı hak etmiş olabilmek için son
on gün!
Orucu bütün benliğimizle tutmak, namazı o hep aradığımız
huşu ile kılmak ve sadakaları o hep imrendiğimiz Allah’ın Rasulü’nün yaptığı,
esen bir yel gibi çoğaltmak için son fırsatlardır.
Bu bir sezon indirimi değil, bu bir iş terkinden dolayı
zararına satış hiç değil, bu bir açılış ya da kapanış kampanyası da değil; açık
bir cennet davetiyesidir!
Bir koyanın en az on aldığı bir alışveriş, helalinden temiz
bir kazanç, insanların değerini tayin etmekten ve anlamaktan aciz kaldıkları
bir mücevher açık artırmasında; ayakta duranların, aç kalanların, kalbi selim
olanların, ihlasla kulluk onurunu kuşananların elde ettiği nadide bir ibadet
parçasıdır.
Her katılanın elde ettiği bir ödül, her isteyene verilen bir
karşılık, her bitirenin birinci sayıldığı bir yarıştır.
Zor zamanlarda vermenin ve karşılığını dünyada ve ahirette
kat be kat almanın tam sırasıdır.
Bir dahaki Ramazan ayına kadar, tutulacak hiçbir oruç bu
kadar faziletli olamayacak!
Bir dahaki Ramazan ayına kadar, okunacak hiçbir hatim bu
kadar sevinçli olamayacak!
Bir dahaki Ramazan ayına kadar, verilecek hiçbir sadaka bu
kadar bereketli olamayacak!
Neye sahip olduğumuzun farkında olmak ve neyi kaçırma
ihtimalimizin idrakine varmak için hiç zamanımız yok aslında. Geçen her gün
ömürden, geri gelmez ve gelecek Ramazan ayına kadar, kimler kalır kimler göçer
bilinmez.
Tabirin tam anlamını bulduğu üzere, her gecenin Kadir olma
ihtimalinin en çok olduğu son on gündeyiz.
İmanın heyecanını, ibadetin tadını, ihlasın huzurunu,
ihsanın huşusunu, cehennemden azat olmanın beratını elde etmek için son düzlükteyiz.
“Rabbinizin mağfiretine ve genişliği göklerle yer kadar olan
cennete koşuşun. Bu cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için
hazırlanmıştır.” (Ali İmran 133)
Bak, herkes kendince bir şeyler yapmanın peşinde; her makam
ve imkan sahibi, her güç ve mal sahibi, her beden ve ruh sahibi, bir yere doğru
koşuyor.
İstikameti düzeltmek, hedefi doğru tayin etmek ve cennete
koşmak için, mazeretimiz yok, bahanemiz geçersiz!
Bu yol herkese açık ve her şartta mutlaka yürümenin bir
şekli var. Bu bir yol evet, yürümek lazım olan, duranların kazalara sebep
olacağı, dosdoğru bir yol!
Ya yürüyenlerden olmak lazım ya da koşanlardan, bir de
bineklerle mesafeleri uçarcasına kat edenlerden olmak var elbette…
Nasıldı meşhur metaforumuz; “yol medeniyettir” ve yolları
kat edenler medenilerdir, akıllı insanlardır!
26 Nisan 2021
Şehrin hafızasını tazelemek
İnsanlar gibi toplumlar da zamanla yaşananları unutabilmekte ve nesiller değiştikçe acıların ve sevinçlerin hatıraları törpülenerek silinebilmektedir. Tabii ki, tarihi günümüze taşıyarak, aynı duygularla hayata devam etmek düşünülemeyeceği gibi, geçmişi yok sayarak geleceğe yürümek de mümkün değildir.
Gaziantep,
yakın tarihinde, bundan sadece 100 yıl önce büyük bir işgal yaşamış ve türlü
baskı ve sindirme politikalarının yanında, taciz ve soygun gibi aşağılık
muamelelerle de karşılaşmış bir şehirdir.
Birinci
Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrılan imparatorluğun, işgalciler arasında el
değiştiren bölge şehirleriyle birlikte, Fransızların olmayan insafına terk
edildiği, 1919 yılında başlayan ve gerek yerli gerekse Fransız ordusuna katılmış
gönüllü Ermeni birliklerin, eşkıyalıklarıyla bizzat yüzleşen bir şehirdir
Gaziantep.
Osmanlı’nın
son yıllarına kadar, şehir idare heyetinde en az bir Ermeni üyenin bulunduğunu
ve dönemin idarecileri tarafından farklı sebeplerle alınan tehcir kararının
belki de en düşük düzeyde uygulanarak Ermenilerin varlıklarını yoğun olarak
devam ettirmelerine izin verildiği göz önüne alındığında, Antep’in bu
merhametli duruşunun, adeta bir karşılığı olarak, ihanet ve işgalde
Fransızlardan önce halka saldıran, işkence eden ve katliamlara karışan Fransız
kuvvetlerinin ilk saflarında Ermenilerin olması aslında şaşılacak bir durumdu
ancak bizim buna şaşmaya bile vaktimiz olmadı.
Şehrimizi
yıktılar, hanelerimizi harap ettiler, bir neslin en değerli yetişmiş
evlatlarını katliamdan geçirdiler. Sadece Antep’te 6 binden fazla şehit ve bu
sayının 2-3 katı yaralının yanında, talan edilen varlıkların ve el uzatılan
namusların acısı tarihin uzun dehlizlerinde kaybolmaya terk edilemeyecek kadar
derin izler bıraktılar.
Gaziantep şehir
merkezindeki minareler hala Fransız ve Ermeni çetelerin mermi izlerini taşıyor.
Savaşa bizzat katılan nesil artık yok ama onlardan yaşananları dinleyenler hala
hayatta. Şehrin müzeleri, dünün acılarını ve fedakarlıklarını anlatmak için
köşelerinde bekliyor.
Gaziantep
halkının kendi tarihi ile arasındaki bağı koparmasından ve yapılanları
unutmasından daha vahim bir gaflet düşünemiyorum.
Daha dün
kadar yakın bir geçmişte, meydanlarda namuslara el uzatanların kimler
olduklarını nasıl unutabiliriz?
Müzeleri
gezip görün, orada işgalci olarak adları geçen İngiliz ve Fransızları
unutmadığınız gibi, onlara öncü birlik olarak, gönüllü hizmet eden Ermeni
çeteleri de unutmayın.
Hesabını
sormadığımız işgaller ve katliamlar, sürgünler ve soykırımlar bugün bize soykırım
iddiası olarak geri dönüyor.
Dünyanın
birçok yerinde, işgal edilen ve yıkıma uğrayan ülkeler ve şehirler,
düşmanlarına tazminat davaları açarlar. En azından kayıtlara onların işgalci
zalimler olarak geçmesini sağlayarak, tarih önünde olmayan yüzlerinin kızarması
için çaba sarf ederler.
Ancak biz,
ne hikmetse işgalcilerimizle yüzleşmekten hep kaçınmışız ve onları hiç değilse
kağıt üzerinde mahkum etmek için bile bir çaba sarf etmemişiz. Gaziantep için
de durum aynı.
Ne işgalci
Fransızlara ne de onların uşakları Ermenilere, yaptıklarının hesabını
sormamışız ve herhangi bir dava açmak bir yana adeta 100 yıl önce olanlar hiç
yaşanmamış gibi, güler yüzle el uzatmışız.
Bin yıl
kadar önce, Sultan !. Kılıçarslan tarafından, Ermeni bir zalim beyin elinden
kurtarılan Malatya ve Adana ahalisinin minnet duyguları üzerine bina edilen ve
yüzyıllar boyu, emniyet ve huzur içinde bizimle birlikte yaşadıkları bu
topraklarda, en zor zamanımızda yanımızda olmalarını beklerken, en ateşli
düşman olarak karşı saflarda yer alanları unutmamızın sonucunda bugün, dünya
genelinde farklı devletlerin, soykırım tanıma gibi saçma sapan politik
kararlarıyla karşılaşıyoruz.
Onlardan
adil bir duruş beklemiyorduk, yine şaşırmıyoruz. İşgalcilerimizin kendi
beslemelerini tutmalarında anlaşılmayacak bir şey yok aslında. Ancak bizim de
onların tarzında bir cevap ile karşılarına çıkmaz vaktimiz çoktan geldi de
geçiyor bile.
Dünyanın
gördüğü nadir insani felaketlerden biri olan Balkan sürgünümüzün hesabı
sorulmalıydı, hala sorulabilir.
Filistin cephesinde
kimyasallarla kör edilen on binlerce askerimizin hesabı sorulmalıydı, hala
sorulabilir.
Çanakkale’nin,
Kafkasya’nın, Bağdat’ın, Yemen’in hesapları sorulmalıydı, hala sorulabilir.
İşgal edilen
her bir Anadolu şehrinin ve kasabasının hesabı sorulmalıydı, hala sorulabilir.
Artık,
savunma yapmaya gerek yok, nasıl olsa bir değeri olmuyor onlar nezdinde. Artık
karşı adımlar atmanın zamanıdır.
19 Nisan 2021
Ramazan şehrin ve hayatın mektebidir
Sair mahlukat, çok az şey bilmek ve çok ötesini de düşünmemek gibi bir kolaylıkla dünyaya gelir ve giderken, insan; gerek ebeveynine bağımlılığı, gerekse öğrenme imkan ve ihtimallerinin çokluğu ile öne çıkması neticesinde, kendisine ram edilen yeryüzünün hem hakimi, hem hizmetkarı, hem de varlığın en değerlisi olur.
Yeryüzü ve içindekilerin yanında, gökyüzü ve içindekilerin de hizmetine sunulduğunun farkında olmanın kaçınılmaz cazibesiyle, öğrenmek ve daha ötesini keşfetmek için merak duygusuna sahip olmak hepimizin fıtratında var olan bir meziyettir.
Taş ve topraktan sadece ev inşa etmekten, içinde bulunan envai çeşit maden ile neler yapabileceğimizi keşfettiğimiz noktaya gelmiş olmamız bile, başlı başına büyük bir göstergedir. Allah(cc) sebepleri ve araçları yarattığı gibi, onların ve bizim tabi olacağımız kanunları da koymuş, gerisini bizim gayretimize bırakmıştır.
Dileyen taşları yontup estetik bir duvar inşa ederken, isteyen de eğri büğrü bir şeylerle yetinebilir.
Ramazan ayı bize Rahmani bir mektep olarak, nasıl bir hayat kuracağımızı tercih ettiğimiz zaman dilimi olarak sunulmuş, bereketli bir imkandır.
Bu ay süresince, taşları nasıl yontacağımızı, topraktan nasıl madenler çıkaracağımızı yani ruhlarımızın çıkıntılarını kırmayı, içimizde var olan adalet ve merhamet duygularını ortaya çıkarmayı öğrenmek herhalde en değerli marifetimiz olacaktır.
Allah’a karşı içimizde taşıdığımız veballerin telafisi için, insana ve kainata karşı içimizde taşıdığımız süfli duyguların izalesi için, kendimize dair içimizde kalan pişmanlıkların ve hayıflanmaların silinmesi için kaçırılmaz bir fırsatla karşı karşıyayız.
Başlangıç noktamız olarak, temel derslerimizden biri olan insanlarla münasebetlerimize orucun getirdiği yeni düzenlemeleri alabiliriz.
Oruçluyken, kavga ve tartışmadan uzak durmayı öğrenip Şevval ayına gelindiğinde, içimizde saklayıp büyüttüğümüz vahşi canavarı ortaya salmanın anlamı herhalde yoktur. O halde bu ay boyunca o canavarı ehlileştirmek zorundayız ki, saldığımızda kimseye zararı olmasın, dolayısıyla bizim de dünya ve ahiret helakimize yol açmasın.
Allah(cc), eksiklerimiz ve hatta günahlarımızla bizi kabul eder, samimi pişmanlıklarla yapılan tövbelerin karşılığı, -O’nun vadi olarak- kabul olunmasıdır. Oysa insanlar için aynı şeyi söylemek her zaman mümkün olmaz. Bu yüzden orucumuz Allah’ın hukukuna riayet ettiği gibi insanların haklarına da uymakla tamamlanacaktır.
Sahura kalktığında ev ahalisine Nemrud kesilen ile iftara yetişmek için başkalarının haklarını çiğneyenin oruçlarının hükmünü, varın gidin hocalara sorun. Ve fakat; ardında kırık gönüller, sıkılı dişler, yaşlı gözler bırakanların açlık ve susuzluklarına Allah’ın bakmayacağını hep söyler hocalar.
Ürküttüğü kurbağa içtiği suya değmemek diye tabir olunan deyimlerimiz belki de bu tür oruçlular için söylenmiştir, kim bilir?
Trafiği birbirine katan, sağdan soldan attığı makaslarla, kimin hakkını çiğnediğini bir an bile düşünmeden hızla iftara yetişen ve “helal bana, tam vaktinde sofradayım, hamdolsun” diye gerinen oruçlunun, karnı doyacak, susuzluğu kanacak amma gönlünün açlığına çare olmayacaktır bu oruç ve bu Ramazan ayı.
Ramazan ayı ve oruç tutmak, hayatı bir disiplin ile, mektepli bir efendilikle, düzgün bir dil ve dürüst bir el ile, tam anlamıyla şehirlilik demek olan bir medeniyet ile yaşamayı öğrenmektir.
Ve evet, daha yeni başladık. Hiçbir şey için geç değil. Bir adım geri atmak, bir kelime eksik söylemek, bir lokma az yemek, bir kere daha tebessüm etmek için oldukça vaktimiz var.
Ramazan ayı bir medeniyet mektebidir ve mezun olanların kurduğu şehirler medenidir. Hayatın ve ötelerin güzelliği için derslerimize titizlikle sarılalım, bir ay çabuk geçer. Hele Ramazan ayı daha çabuk…
12 Nisan 2021
Şehir ve Ramazan
Ramazan ayı zamanlardan bir zaman dilimidir ve seçkinliği, özelliği zamanın da yaratıcısı ve deveran ettireni olan Allah(cc)’tır. Ramazan ayı hikmeti ilahi gereği kameri takvime göre tayin edildiğinden, bir mevsime sabitlenmeyip, yıl içinde dolaşmasıyla aslında bizzat hareketin temsili bir zaman dilimidir.
Takvimin Ramazan ayına gelmesi, oruç sebebiyle hakim olan sükûnetin harekete dönüşme merkezinin bedenler değil ruhlar olduğunun göstergesidir.
Köylere de gelen Ramazan ayının, şehirlerde yaşanması nispeten daha zordur. Köyde insanlar, iş saatlerini, hayatlarının akışını kolaylıkla Ramazan takvimine yani sahura ve iftara, Kur’an’a ve namaza göre ayarlama imkanına sahiptirler. Şehir halkı ise, kendi kontrol ettiği ancak ne hikmetse fıtratına ve sosyal hayatına olduğu kadar, dini vecibelerine de uyumsuz bir sistemin akışına kapılıp gider.
İş saati ayarlanamadığı için sahura kalkmanın sorun olduğu kadar, iş çıkış saatlerinde trafikte geçecek iftarlar da ayrı bir sıkıntı sebebi olur.
Bugünün dünyasında artık, sistemin fıtrat ve dine göre ayarlanma beklentimizi ertelemek hatta çoğumuzun yaptığı gibi hiç aklımıza getirmemek gibi bir çıkış yolumuz elbette vardır. Yaşananı olduğu gibi kabul edip, normali bu imiş ve başka türlüsü mümkün değilmiş gibi kabullenip, akıntıya kapılan çer çöp misali ömür geçirmek de bir seçenek.
Ve fakat; dünyanın bütün tantanasını, insan ve sahip olduğu değerlere, bedeni ve ruhi ihtiyaçlarına göre ayarlamak, bu akışı durdurmak, mesai mefhumunu değiştirmek, iş saati denilen mecburiyeti Ramazan ayına göre yeniden düzenlemek, sahur ve iftarı günün köşe taşları olarak sosyal hayatın merkezine koymak mümkündür.
Bu ihtimali aklının ve gönlünün bir kenarında bulundurmak ve imkanları kadar da olsa, kendi hayatında ve idaresindeki insanların hayatlarında bir yol aramak ve bir çözüm üretmek için kafa yormak, Ramazan ayının bereketlerinden biri olarak ortada duruyor. Ve hem kendi hem de başkalarının hayrını isteyen idarecilerin ve işverenlerin bir adım karşısında el değmemiş veya çok az kullanılmış bir ecir kapısı olarak açık.
Salgın şartlarına göre ayarlanan mesailerin, yavaşlatılan ya da tamamen durdurulan üretim hatlarının, engellenen seyahatlerin hatta sokağa çıkma yasaklarının gösterdiği; Ramazan ayını fert ve toplum planında çok farklı yaşayabileceğimiz gerçeğidir.
Bazı şeyleri Ramazan ayına özel değiştirebiliriz!
Ramazan ayının en müstesna ibadeti tereddütsüz oruç olduğu gibi, bütün ibadetler arasında ecir bakımından takvaya, iyiliğe götüren en sağlam yol ise infaktır ki; zekat ve sadakalar bu kalemde ele alınır. Yine Ramazan ayına özel olarak fıtır sadakası, bu ayda infakta bulunmanın değerini öğreten bir derstir.
Bu sebepledir ki; ümmet arasında Ramazan ayında zekatını hesaplamak ve vermek gibi adet yerleşmiş ve halen de genel olarak uygulanmaktadır.
Yoklukla varlığın birbirine bu kadar yakın olduğu başka bir zaman dilimi yoktur hayatımızda.
Ekmek ve su vardır ama gün boyu sofra kurulmaz, yani yokturlar.
Zengin ile fakir vardır ama bu ay boyunca herkes açtır, susuzdur.
Öfke ve kavga vardır ama bu ay boyunca herkes bir adım geri atar.
Zekat ve sadaka; Ramazan ayının varlıkla yokluğu buluşturan, toplumun maddi dertlerinin paylaşıldığı ve bunun başa kakılmadan, bir borç öder gibi titizlikle yapıldığı, orucun sadece bedenle değil bütün hissiyatla tutulduğu hayırlardır.
Şehirde herkesin oruç tutmayacağını, herkesin Ramazan ayı ile meşgul olmayacağını elbette biliyoruz. Elbette bu ayın hürmetine riayet etmeyenler de olacak. Dilleri ve elleri durmayacak. Bizi ve Ramazan ayını yok sayacaklar. Biz de onları yok sayacağız.
Bu ay boyunca, bize ve ibadetlerimize saygısı olmayanları yok sayacağız! Kendilerini görünmez zannetsinler, seslerini duymadığımız düşünsünler. Ramazan ayına, Kur’an’a, oruca, zekata ve sadakaya ayarlı olan gözlerimizi ve kulaklarımızı, parazit görüntü ve seslere kapatalım, varlıkları anlamsız, çırpınışları yetersiz, garezleri göğüslerinde düğümlü kalsın.
Ramazan ayı geldi! Yılın bize özel bir vakti geldi. Kainatın Rabbinin rahmet ve bereket kapıları açıldı, başka bir şeyle meşgul olmaya ne gerek! Vakit; Kur’an ve oruç vaktidir, namaz ve zekat vaktidir. Mübarek olsun!
Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin
Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...
-
İslam nimeti için, her bir hakikati adedince Allah(cc)’uya hamd ederiz. İslam bize; nesline, akrabalarına ve ırkına adil muamele ve doğr...
-
İmam Buhari olarak meşhur olan hadis alimimizin eseridir. İslam akaidinin müdafası da denilebilecek olan eser Yusuf Özbek tarafından İlahi ...
-
Hemen her konuda az çok bilgimiz var ama hayatta kalmak için en gerekli bilgileri çoğu zaman önemsemiyoruz bile. Bir felaket anında, k...


