Bizde en çok bulunan şeyin uzman olduğu gerçeğiyle gündemin her türünde karşılaşırız. Ordu savaşa girse herkes kurmay seviyesinde bilgi sahibidir, seçim olsa toplum mühendisi, kriz olsa ekonomist…
Hele ‘Beyaz Türkler’ her konuda olduğu gibi toplumu tanımak hatta tanımlamak konusunda da herkesten daha önceliklidirler. En azından kendileri öyle sanırlar. Kendi doğrularının reddedilmesi bir yana tartışılmasına bile tahammülleri yoktur.
Son yüzyılda bu topraklarda hemen her alanda tek söz sahibi olma hakkı kendilerinde idi. ‘Bu ülkede bizim istemediğimiz bir şey gerçekleşemez’ cümlesi bir beyaz kadına aittir. Demokrasi denilen sistem güya onların hedeflediği dünyayı kuracaktı ama hesapları tutmayınca ‘demokrasi sandıktan ibaret değildir’ demekten utanmadılar.
Halk, bir türlü beyazların istediği gibi evrilemedi, onların doğrularını benimsemedi, onları bir türlü sevmedi.
Beyazlar bu halkı anlayamayacak, anlamaya ihtiyaçta duymayacaklar. Sabit fikirli yobazlara olarak kendi halklarıyla ve değerleriyle kavga etmeye devam edecekler. Kendilerine ait gördükleri imtiyazlarını ellerinden almadıkça veya bunu hissetmelerine sebep olan her ne ise yok edilmedikçe böyle devam edecekler.
Bu tuhaflığın bir diğer yanında da onlara yaranmak namına şekilden şekle giren, sözlerini ve bedenlerini eğip büken, yazılarını bugün yazıp yarın inkar eden, her konuda pek bir duyarlı ve mutlaka aramızdan özel olarak seçilmiş bizi aşağılayan bir tür var.
Bunlar serçeye özenip kendi yürüyüşünü değiştiren ama ne serçe gibi yürümeyi becerebilen ne de kendi yürüyüş modelini koruyabilen karga gibiler. Ne yürüdükleri belli ne koştukları ne de zıpladıkları…
Bu ara türün nihai hedefi; beyazların gazetelerinde yazmak, davetlerinde bulunabilmek, onlar tarafından adam yerine konulmak, erkeklerse beyaz kadınlarla takılmak(!), kadınlarsa beyazların teknelerinde gezinebilmek gibi süfli ve bayağı işler oluyor.
Ara tür özgürlükçüleri, duyarlılıklarını da beyazlara odakladıkları için mazlumların ve mağdurların yaşadıkları pek önemli değildir. Beyaz efendilerin hoşuna gidecekse tepki gösterilir değilse görmezden gelinebilir.
Günün modası Müslümanlığından dolayı mazlum duruma düşürülen masumları savunmak değilse kafa yormazlar, gündemlerine de almazlar. Bu sadece bu ülkenin beyazlarına da ait değildir. Dünya beyaz emperyalizminin gör dediğini görür, yaz dediğini yazarlar. Herhangi bir kedi-köpek ızdırabı, Suriye’nin ya da Filistin’in mazlumlarından daha önemlidir.
Bu yüzdendir; Esed, İran ve Rusya üçlüsünün herkesin gözü önünde silahlarını ve askerlerini eğitmek için çoluk çocuk bombalamasını göremeyişleri! Ve bu yüzdendir katil teröristlerin işledikleri vahşete sessiz kalışları.
Bu noktada bir kere daha bütün kalbimle lanet ediyorum; Esed’e ve Esedçilere, İran’a ve İrancılara, Rusya’ya ve Rusçulara, Dera’nın yıkılan her taşı sayısınca lanet olsun! Canların hesabı dünyada da sorulsun inşaallah.
Tarih, üstünlerin ve hizmetkarlarının enkazıyla doludur.
Hayat, onlara hadlerini bildiren bir kaderdir.
İnsanlık, fıtratın erdem ve onuru ile kaimdir.
Beyazlar da hadlerini öğrenecek, öğreteceğiz…
30 Haziran 2018
21 Haziran 2018
Ütopya yalandır
Allah’ın insanlar için tayin ve tesis ettiği hayat düzenini çiğneyen ve bununla kendilerine dünyalık saltanat ve mal edinen müstekbir ve zalimlerin halkların hayallerine bile yön vererek hükümdarlıklarını korumaya çalışmaları bir vakıadır.
Bunu farklı yollarla yaparlar. Günümüzde en yaygın araçları görsel yayınlar yoluyla umutları ve gelecek tehayyüllerini yönetmektir. Elbette toplumun tüm kesimleri ekranlara bakarak kendine bir hayal dünyası kurmayacağından, bunun bir de fikri ya da felsefi boyutunu hazırlarlar ki; kafası biraz çalışan ve gidişatın adil olmadığını fark edenler için meşgul olunacak bir mecra bulunsun.
Adil bir dünya düzeni kurma beklentilerini, ilk adımda adalet yerine eşitlik kavramını zihinlere yerleştirerek saptırırlar.
En kolay istismar edilecek olan mal dağılımıdır. Zenginlerle fakirlerin ceplerinde ve ellerinde olanların eşit olmadığı da reddedilemeyecek bir durumdur. Buradan zihinlere yerleştirilecek olan zehir, herkesin eşit olmamasının adalet olmadığıdır. Oysa ceplerde olanların farklılığı dünya durdukça değişmeyecek ve asla eşitlenemeyecek bir kaderdir. Uğrunda gayret edilmesi gereken insanların mal ve mülk bakımından eşitlenmesi değil, eşitsizliğe rağmen adil bir paylaşım düzeninin kurulmasıdır.
İslam bunu zekat, sadaka gibi sosyal yolların yanısıra devlet nizamına yerleştirdiği ve beytulmal’in yani hazinenin müdahaleleriyle aksayan noktalarda fertlerin ve toplumların hayatlarını adaletle düzenleyerek yapar. Bunu yapmak için kullanacağı yollar ve izleyeceği metotlar ise Kur’an ve sünnet ile sınırları çizilmiş, dönemin ulemasının fetvalarıyla şekillenen, ihtiyaçları gideren, dertlere çare olan ve sürekli gelişip değişen, canlı ve hayatın tamamına hakim bir ilim ve fıkıhtır.
Adaleti tesis etmek için gerektiğinde katilin canını alabildiği gibi, zenginin malına da el koyabilir.
Bir tek kadının ırzını korumak için yahut zekatta eksik verilen bir tek oğlak için savaş ilan edebilir.
Cizyesini ödeyen bir Yahudi yahut Hristiyan tebaasını müdafaa için Müslüman askerler canların verirler.
Kurtların ve kuşların aç kalmamasını dert edinir, yük taşıyan hayvanların kaldıramayacağı yükleri taşımamaları için sahiplerini takip eder.
Toplumun tüm kesimlerinin ve hakimiyeti altında yaşayan tüm canlıların hatta cansızların varlık ve devamlılıklarını güvence altına alır, korur ve destekler.
Otların ve ağaçların korunması kadar, böceklerin ve sair insanlar nazarında değersiz görünen tüm varlıkların sahibidir, hamisidir.
Uygulamalarda bugünün insanına hitap eden ve fikir dünyasını sarsacak şeyler vardır. Dünyanın halihazırdaki normalleşen gayri İslami düzenine alışan çağımız insanı olarak bizlerin kavramak için yardıma ihtiyacımız olan uygulamalar.
Bir örnek olarak, Osmanlı’da gayri Müslimlere Müslüman kıyafeti giyme yasağını gösterebiliriz. İlk bakışta çağdaş liberallerimizin ‘hani nerede özgürlük’ feryadını duymak mümkündür. Oysa hükmün sebep ve hedefinin o devirlerde nasıl ortaya konulduğunu bilmek her şeyi değiştirebilir.
Bir gayri Müslim, Müslüman kıyafeti giyerse sair halkı kendisinin Müslüman olduğu izlenimiyle aldatabileceği ilk sebeptir. Zira Müslüman demek kendisinden emin olunan ve her bakımdan güvenilen insan demektir. Tabii ki olmayanlar olacaktır ancak olması gereken budur.
Diğer sebep ise, gayri Müslimlerin Müslüman kıyafeti giymeleri halinde kendi kültürlerinin tahrip olması ve zamanla asimile olarak kaybolması gösterilir. Bu fetvada da zikredilen çok değerli bir sosyal uygulamanın delilidir.
Geçmişteki adil İslam yönetimlerinin pratiğinden yoksun günümüz insanının, nüfus olarak çok az oldukları halde büyük toplumları gayet başarılı bir şekilde yöneten atalarınıanlamaları da kolay olmayacaktır.
Öyle ya; Osmanlı 2000, evet yazı ile iki bin alp ile dev bir imparatorluğa meydan okuyabilmiş ve dahası ele geçirdiği kale veya şehirlere birkaç yüz Müslüman bırakarak yönetmeyi başarmıştır.
Bu insanların ellerinde sihirli değnek yoktu ama Allah’ın kurduğu bir adalet sistemi vardı ve buna fıtratı bozulmamış her insan teslim olmakta bir beis görmüyordu.
Çağdaş insanın en büyük sıkıntısı fıtratın kaybetmesi olsa gerek, bundan sonra batıl ve kötü olanı sevmek ve kabullenmek kolay olduğu gibi; hak ve adil olanı aramak, bulmak ve uygulamak zor gelir.
Evet, çağdaş ütopyalar yalandır ve tek gerçek İslam’ın adaletidir.
05 Haziran 2018
Oruç bir şiardır!
Bu ülkede bir zamanlar sokakta oruç yiyen dayak yerdi, saçmaydı; şimdi oruç tutanların saygı beklemesi eleştiriliyor, pervasızlık!
Bir sonraki aşamada oruç tutanlara tuttuğunuzu belli ederek bizi rahatsız etmeyin diyecekler herhalde.
Şunu netleştirelim:
İman etmemek bir tür özgürlük kullanmaktır ve bunun bizim ıstılahımızda karşılığı kafirliktir. Ramazan ve oruçtan rahatsız olup saldırıya geçmek ise kafirliğin bir üst kademesi olarak düşmanlıktır; İslam düşmanlığı.
Sahip olduğu inancı ve gereklerini savunmak imanın gereği bir onurken; İslam düşmanlığı yapanlara şirin görünmek için, oruç tutanlara yahut başka ibadet eden müslümanlara saldırarak, onlara yaltaklanmak ise aşağılık, eziklik ve nifaktır.
‘Aman efendim neden saygı bekliyoruz’ ile başlayan bir cümlenin devamında ‘biz onlara saygı duyalım’ gelecektir.
Bir yerde müslümanların özgür yaşadığının asgari alameti orada İslam'ın şiarlarının açıkça icra edilmesi ve saygı görmesidir.
Ezan, namaz, oruç ve kıyafet İslam'ın şeairinden birer nişanedirler.
İslam’ın nişaneleri o beldenin İslam yurdu olduğuna da delildirler.
Anadolu halkı bin yılı aşkın süredir bu toprakları İslam’ın yurdu bilmiş ve aleme de bunu böyle bildirmiştir. Geldiğimiz noktada alenen oruç yemenin marifet sayılması apaçık bir saldırı ve büyük bir hakarettir.
Hakim ve üstün kültürün ne olduğunun tartışılır hale gelmesi elbette kafirlerin hadsizliği kadar Müslümanların pısırıklığının ve zayıflığının sonucudur.
Oruç bu yönüyle de bir furkandır; hak ile batılı, mü’min ile kafiri ayıran bir furkan…
Şunu unutmayalım; ibadetlerin tamamı gibi oruçta yalnız Allah için tutulur, kimseden karşılık beklenmez. Ancak Allah için yapılan her farz ibadetin dokunulmazlığı vardır, kimse hakaret edemez!
Çağdaş dünyanın inanç özgürlüğü kavramı saygısızlık, hakaret ve saldırganlığı normal görmek olamaz, olmasına izin veremeyiz.
Namaz ve oruç gibi ibadetler yahut tesettür ve sakal gibi nişaneler ancak işgal altında hakaret veya saldırıya maruz kalırlar. Ve bu son noktadır artık; nişaneler saldırıya uğrar hale geldiyse sineye çekilecek bir hal kalmamıştır.
Mevcut gidişatta gayri Müslimler, gerek coğrafyamız genelinde gerekse Anadolu özelinde asla vazgeçmedikleri hedeflerine ulaşmak için her türlü nifak, bozgunculuk ve ifsad hareketini ya bizzat ortaya çıkartıyor ya da destekliyorlar.
Buna engel olmanın en önemli adımı ihlas ile ibadetlerimize sarılmak ve adım adım çevremize bu ibadetlere saygı duymayı öğretmektir. Farz ibadetleri gizli yapmaya gerek yoktur; namaz ve oruç gibi farzlar açıktan ve herkese ilan edilerek icra edilirler ve bunda riya da olmaz.
Ezanlarımız okunacak ve namazlarımız kılınacak, oruçlarımız tutulacak ve herkes buna saygı duymayı öğrenecek; biz bu toprakların asıl sahipleri olarak özgürce ve onurla ibadetlerimizi yerine getireceğiz!
Bir sonraki aşamada oruç tutanlara tuttuğunuzu belli ederek bizi rahatsız etmeyin diyecekler herhalde.
Şunu netleştirelim:
İman etmemek bir tür özgürlük kullanmaktır ve bunun bizim ıstılahımızda karşılığı kafirliktir. Ramazan ve oruçtan rahatsız olup saldırıya geçmek ise kafirliğin bir üst kademesi olarak düşmanlıktır; İslam düşmanlığı.
Sahip olduğu inancı ve gereklerini savunmak imanın gereği bir onurken; İslam düşmanlığı yapanlara şirin görünmek için, oruç tutanlara yahut başka ibadet eden müslümanlara saldırarak, onlara yaltaklanmak ise aşağılık, eziklik ve nifaktır.
‘Aman efendim neden saygı bekliyoruz’ ile başlayan bir cümlenin devamında ‘biz onlara saygı duyalım’ gelecektir.
Bir yerde müslümanların özgür yaşadığının asgari alameti orada İslam'ın şiarlarının açıkça icra edilmesi ve saygı görmesidir.
Ezan, namaz, oruç ve kıyafet İslam'ın şeairinden birer nişanedirler.
İslam’ın nişaneleri o beldenin İslam yurdu olduğuna da delildirler.
Anadolu halkı bin yılı aşkın süredir bu toprakları İslam’ın yurdu bilmiş ve aleme de bunu böyle bildirmiştir. Geldiğimiz noktada alenen oruç yemenin marifet sayılması apaçık bir saldırı ve büyük bir hakarettir.
Hakim ve üstün kültürün ne olduğunun tartışılır hale gelmesi elbette kafirlerin hadsizliği kadar Müslümanların pısırıklığının ve zayıflığının sonucudur.
Oruç bu yönüyle de bir furkandır; hak ile batılı, mü’min ile kafiri ayıran bir furkan…
Şunu unutmayalım; ibadetlerin tamamı gibi oruçta yalnız Allah için tutulur, kimseden karşılık beklenmez. Ancak Allah için yapılan her farz ibadetin dokunulmazlığı vardır, kimse hakaret edemez!
Çağdaş dünyanın inanç özgürlüğü kavramı saygısızlık, hakaret ve saldırganlığı normal görmek olamaz, olmasına izin veremeyiz.
Namaz ve oruç gibi ibadetler yahut tesettür ve sakal gibi nişaneler ancak işgal altında hakaret veya saldırıya maruz kalırlar. Ve bu son noktadır artık; nişaneler saldırıya uğrar hale geldiyse sineye çekilecek bir hal kalmamıştır.
Mevcut gidişatta gayri Müslimler, gerek coğrafyamız genelinde gerekse Anadolu özelinde asla vazgeçmedikleri hedeflerine ulaşmak için her türlü nifak, bozgunculuk ve ifsad hareketini ya bizzat ortaya çıkartıyor ya da destekliyorlar.
Buna engel olmanın en önemli adımı ihlas ile ibadetlerimize sarılmak ve adım adım çevremize bu ibadetlere saygı duymayı öğretmektir. Farz ibadetleri gizli yapmaya gerek yoktur; namaz ve oruç gibi farzlar açıktan ve herkese ilan edilerek icra edilirler ve bunda riya da olmaz.
Ezanlarımız okunacak ve namazlarımız kılınacak, oruçlarımız tutulacak ve herkes buna saygı duymayı öğrenecek; biz bu toprakların asıl sahipleri olarak özgürce ve onurla ibadetlerimizi yerine getireceğiz!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin
Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...
-
İslam nimeti için, her bir hakikati adedince Allah(cc)’uya hamd ederiz. İslam bize; nesline, akrabalarına ve ırkına adil muamele ve doğr...
-
İslam; Kur'an ve sünnet ile va'zolunan, selefimizin icması ve kıyasları ile fıkholunan dinin adıdır. Bunlarda bulunmayan dinden deği...
-
İmam Buhari olarak meşhur olan hadis alimimizin eseridir. İslam akaidinin müdafası da denilebilecek olan eser Yusuf Özbek tarafından İlahi ...