İnsanları birbirinden ayıran en mühim özellik ne onların renkleri ne de sahip oldukları dünyalıklarıdır. Bunlarla ya da bunlara benzer diğer basit ve çoğunlukla tercih sebebi olmayan sıfatlarla insan ayrımı yapmak ne vahye, ne insanlığa ne de akla uygundur. Mahlukatın en şereflisi olmaklığıyla övündüğümüz insanlığımızı en belirgin gösteren sıfatımız nedir o halde?
İnsan olmanın en önemli yanı bir değer yargısına sahip olmaktır. Karşılaştığı hadise ve problemleri ne ile çözdüğü ya da hangi değerlerle muhakeme ederek tavır aldığına bakarak bir insanın ne kadar insan olduğuna ya da ne kadar değer taşıdığına dair net bir kanaat elde edebiliriz.
Yeryüzündeki en basit suçtan en büyük cinayetlere kadar her bir kötülüğün bir ya da birçok failleri de insandırlar. Karınca incitmekten cekinenler olduğu gibi fil hatta filleri bir hamlede yoketmeye hazır ve meyyal olanlar da vardır.
Biz müslümanlar için bu konuda ölçü çok nettir:
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin ve sizden olan yöneticilere de. Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah'a ve Peygamber'e götürün. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha güzeldir. (Nisa-59)
Bu ayetin çizdiği keskin çizgi, anlaşmazlıkların çözüm adresini hiçbir tartışma ya da şüpheye yer bırakmayacak şekilde gösteriyor. Aramızdaki sorunları Allah’a ve Rasul’üne götürmek mecburiyeti keyfe tabi bir tercih olarak değil, imanın gereği olarak ortaya konulmuştur. Bu gerek bu ayetle gerekse benzer ayetler ve hadislerle sabit kılınmış ve üzerinde tartışma bulunmayan bir hakikattır.
Bu bağlamda abdest alış şeklimizi öğrendiğimiz gibi etnik sorunlarımızı da Kur’an ve sünnet ile çözmek zorundayız.
Ne yazık ki geçmiş yüzyılda aleme düzen vermeye kalkan batının en rezil eseri, ırkçı ve faşist düşüncelerini müslümanların çoğunlukta olduğu topraklara da ekmiş olmalarıdır. İkame ettikleri temelde onlara bağımlı ve aslında hep bir diktaya ve zulme dayanan idareler eliyle de sürekli bu fitneyi körükleyenler herhalde şimdi tam olarak keyfini sürüyorlardır eserlerinin.
Özellikle yakinen takip ettiğimiz Türkiye’de yaşananlardan bu sürecin vehametini görmemiz mümkündür. Herkesin bir ucundan tutup çekiştirdiği büyük bir hengamedir gidiyor. Bu karmaşada en garip olanı ise müslümanlardan olmaklığıyla onur duyan birçok kardeşimizin de zaman zaman esen ırkçı rüzgarlara kapılıp oraya-buraya savrulmalarıdır.
Halbuki bizim için durum herkesten daha net ve tavır almamız da herkesten daha kolaydır. Hiç tereddüt ve endişe duymadan, Allah’ın yarattıklarının tamamının O’nun verdiği renk ve dil ile tartışılmaz bir şekilde, mensub oldukları ırk mevzubahis dahi olmadan hayatlarını idame ettirebilmeleridir. Bizim için bazı insanları diğerlerinden özel kılabilen tek sıfat onların Allah’a olan takvalarıdır.
Kendi akraba ve neslimize öncelikle muhabbet ve yardım ise yine Kur’an-ın bize emridir. (Nahl-90) Bu başkalarını hor görmeyi ve incitmeyi asla gerektirmeyen bir emirdir.
Sorun şuradaki islami hayat mümkün olabildiğince yok sayılarak yaşanan bir ülkede insanların birgün başları sıkıştığında çareyi dinde aramaları doğru olsa da çok geç ve sonuçsuz bir çırpınıştır.
Onyıllarca dinsiz ve ahlaksız bir nesil yetiştirmek için adeta devlet imkanlarıyla seferber olduktan sonra ortaya çıkan ne idüğü belirsiz nesillere çeki düzen vermek için dine sarılmak, -gayet yerli bir söz ile ‘ağaç yaşken eğilir’- boşa çıkmaktadır.
Değer yargılarını ellerinden gerektiğinde başlarını kopararak aldığınız bir halktan şimdi yeniden iman etmesini istiyorsunuz öyle mi? Herkes yeniden iman edecek! Hatta dağdaki teröristler de dahil... Öyle ya sorunun büyük kısmı onlar. Sonra? Sonra herkes iman edince açacağız Kur’an-ı ve ‘Mu’minler kardeştir, öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin..’ (Hucurat-10) emrini hatırlatacağız ve o an eller yana düşecek ve birbirine vuramayacak kimse! Öyle mi? Gerçekten buna inanan var mıdır?
Daha da ileri gideceğiz, hepimiz yeniden iman ettik ya.. Asil kan yoktur Allah’ın yaratmasında, kutsal dil de yoktur, herkes dilediği dili konuşsun, yazsın, okusun vs.
Evet, bu mümkün olabilirdi. Ancak bunun ilk ve mutlak şartı herkesin yeniden iman etmesindedir ki bu konuda da yine sahabeden mustesna bir örnek olarak karşımızda Evs ve Hazreç kabileleri çıkmaktadır. Bu iki kabile Yesrib(Medine) şehrinin hakimleri idiler, onların birlikteliğinden etkisini kaybetme korkusu yaşayan yahudilerin de fitneleri ile düşman olmuşlardı. Allah onlara merhamet etti de Rasul’ünü oraya hicret ettirdi. Ve onları Al-i İmran 103’te anlattığı gibi kardeş kıldı. Bir ateş çukurunun kenarıdaydılar, onları oradan kurtardı. Onları ‘Ensar’ adıyla birleştirdi ve kıyamete kadar hayırlı yad edilenlerden kıldı. Ensar ismini ilk kullanan İsa(as)’ın havarileri gibi Pergamber(sav)’in çevresinden ayrılmadılar. Bedir savaşı öncesinde Sa’d bin Muaz(ra)’ın dediği üzre; ‘denizi gösterse dalacak, ateşi gösterse girecek’tiler ve sözlerini yerine getirenlerden oldular.
Yaşadıklarımız Ensar’ın yaşadıklarına çok benziyor evet ama var mı şimdi öyle yiğitler? Ensar’ın bu iki yiğit kabilesi gibi yalnız ve sadece iman üzerinde ittifak edip sonra da bütün sorunlarını Kur’an ve sünnetle çözecek olanlar var mı? Yok diyorsanız hayal kurmanın alemi de yok demeliyiz.
Şeytanın peşinden giderken kaybedilen yolda Kur’an rehberliği ile hayırlı ve güzel bir sona ulaşmak yoktur. Yolu değiştirmek gerekir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin
Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...
-
İslam nimeti için, her bir hakikati adedince Allah(cc)’uya hamd ederiz. İslam bize; nesline, akrabalarına ve ırkına adil muamele ve doğr...
-
İslam; Kur'an ve sünnet ile va'zolunan, selefimizin icması ve kıyasları ile fıkholunan dinin adıdır. Bunlarda bulunmayan dinden deği...
-
İmam Buhari olarak meşhur olan hadis alimimizin eseridir. İslam akaidinin müdafası da denilebilecek olan eser Yusuf Özbek tarafından İlahi ...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder