Akvaryum
balıklarına denizi anlatmak zordur ya da nehirleri; batının demokrasi ya da
insan hakları dediği şeylerin ne kadar sığ ve ne kadar kendi menfaat ve
düzenlerine dayalı birer maske olduğunu, batı usulü demokrasinin aslında bir
masal olduğunu ve sadece dünya halklarını uyutmak için dillendirildiğini
anlatmak daha da zordur. Ne ki Allah(cc), insanoğluna rahmetiyle muamele edince
idrak etmek isteyenler için her konuda apaçık ayetleri gözler önüne seriyor.
Geçtiğimiz çeyrek
asır boyunca özellikle İslam coğrafyasında batı usulü demokrasinin nelere mal
olduğu ve ne anlam ifade ettiği bir çok hadise ile defaatle zihinlerimizde
yankılandı. Demokrasi artık bizim topraklarımızda bir tür işgal metodu olarak
yerini aldı. Kabul etmek istemeyenler ya da batılıların bile artık inanmadığı
bu masalla uyumaya devam etmek isteyenler için güncellenen hadiseler kafalara
vura vura bu gerçeği anlatmaya devam ediyor.
Kendi özelimizde
baktığımızda henüz batı demokrasisini bir Afgan ya da Iraklı kadar idrak
etmemiş olmamız normaldir. Onlar artık hakka’l yakin derecesinde biliyorlar bu
demokrasi denen şeyi, biz ise henüz idrak edemediğimizden olsa gerek hala masal
dinlemek istiyoruz, illa bir askeri işgal ya da katliamla bunu öğrenmek zorunda
kalmamak için artık zihin lüksümüzü bozmamız gerekiyor.
Muhatap olduğumuz
devrimlere ve darbelere rağmen hala demokrasiden medet umma noktasında olmamız
pek anlaşılır bir durum olmasa da her konuda bir tevilimiz olduğundan maceramız
devam ediyor.
Demokrasi sadece
bizim toplumlarımızda değil aslında bizim olduğumuz her yerde bazı sıkıntılara
yol açıyor. Ya da sistem bizim bulunduğumuz bünyelerde çaışmıyor, ne hikmetse!
Basit bir kaç
örnekle anlatmaya çalışayım:
Mesela Avrupa’nın
herhangi bir yerinde bir müslümana saldırmak normal bir davranış şekli iken bir
yahudiye saldırmak teröristliktir. Biraz daha özelleştirelim; bir imamın bir
cami kürsüsünden cemaatine gayri ahlaki sapkınlıkları yeren bir konuşma
yapması, suç kabul edilerek sürgünle cezalandırılabilirken; aynı caminin
yıkılması ve içindeki müslümanların sürgün edilmesi gerektiğini savunan bir
politikacı ya da herhangi bir vatandaş derhal fikir özgürlüğü kapsamında
korunmaya alınabilir.
Cami yakmak ve
imam dövmek gibi eylemler, Avrupa demokratik standartlarına göre temel insan
haklarından ve ifade özgürlüğünün en önemli göstergelerinden biridir. Bir
Avrupalı komşusu ve üstelik kendi ülkesinin de vatandaşı olsa da bir müslümana
saldıramıyor, dövemiyor daha da vahimi hakaret edip deşarj olamıyorsa demokrasi
ve insan hakları büyük yara almış oluyor!
Tabii ki
devletler bazında dünyanın değişik yerlerinde geçmişte ve günümüzde mevcut
imkanlarının elverdiği her türden silah ve imha metodlarını kullanarak
insanlığı kendilerine boyun eğdirmenin savaşını veren bu ülkelerin
vatandaşlarına bu kadarcık bir özgürlüğü(!) sağlayamamasının nasıl bir vehamet
olduğunu ancak batının demokrasi havarileri anlayabilirler.
Uluslararası
ilişkiler ya da anlaşmalar bakımından ise durum tam da demokrasi masalının
senaryosuna göre düzenlemekte ve uygulanmaktadır. Başka Birleşmiş Milletler
olmak üzere batılıların önderlik ve tehakkümündeki tüm kuruluşlarda temel amaç
batı menfaatlerini korumak olunca dünyanın geri kalanının, özellikle de onlar
için tehlikelerin en korkuncu olan müslümanların temel hakları ve ödevleri
batıya ve menfaatlerine hizmet etmek olarak algılanıyor ve bunun dışına çıkmak
gayet doğal olarak insan haklarına ve fikir özgürlüğüne de muhalefet olarak
görülüyor.
Buna da en güzel
örneği yine son haftalarda Avrupa’da Türkiye gibi ‘dost ve müttefik’ bir
ülkenin bakanlarına uygulanan ambargolarla görmüş olduk. Olay o kadar komik
boyutlara taşındı ki, standart bir Nato müttefiği ülke bakanına uygulanan
protokol terkedilmekle kalınmadı en son Hollanda’da alınan bir kararla vip
misafir muamelesi bile yapılmaması, koruma ve eskort polislerin verilmemesine
kadar vardı iş. Dahası bakanının program yapacağı elçilik binasına müdahale
etmeleri mümkün olmadığından daha da bayağılaşarak elçilik kaldırımlarında
insanların beklemelerini, korna çalmalarını ve bayrak sallamalarını yasakladılar.
Geçmiş yıllarda
yine AB ve monarşi karşıtı Hollandalı bir aykırı siyasetçi Pim Fortuyn’ın
devlet radyosu bahçesinde kendi halinde bir Hollandalı tarafından vurularak
öldürülmesi hatırlandığında Avrupa derin devletlerinin kırmızı çizgileri
görülecektir. Bugün benzer bir eylemi tekrar etmeleri beklenmeyeceğinden
Türkiye onlar için bir tür can simidi oldu ve kullandılar. Çarşamba günü
yapılacak seçimlere kadar daha ne tür bir çılgınlık yapabilirler tahmin bile edemiyorum.
Gerçi iktidar partisi son saçmalıklarından sonra oylarını belirgin düzeyde
artırdı ve birinci parti konumuna yükseldi bile...
Kendi iç
kamuoylarına seçimler sebebiyle mesaj vermek gibi özel bir amacı da olsa,
yapılanlar batılıların gerektiğinde anlaşma ya da ilişkileri nasıl menfaatleri
uğruna rafa kaldırabileceklerine gayet orjinal bir örnek oldu. Umarım bizim
hariciyemiz ve diğer politika tayin edenlerimiz de bu ikiyüzlülüğü ve demokrasi
masalını duyuyor ve görüyorlardır.
Batı, kendince
doğru ve güzel gördüğü herşeyi, yalnız ve sadece kendi ülke ve halkı için uygun
ve layık görüyor. Bu basit gerçeği artık gizlemeye bile ihtiyaç duymuyorlarsa
bu günümüz insanlığına Allah(cc)’in bir rahmetidir. Batılıların ve batılın
gözlerimizin önüne açıkça çıkarılmasından büyük nimet mi gerek? Hakikate
ulaşmak için daha güzel bir işaret mi lazım?
‘Birbirinizi çekememezlik gibi kötü huylara
kapılmayınız. Öfke ve hıncınızı birbirinizden çıkarmaya kalkmayınız.
Birbirinizin ayıplarını araştırmayınız. Başkalarının konuştuklarına kulak
kesilmeyiniz… Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz!’ (Müslim)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder