17 Nisan 2013

61 - Saff

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ


سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ


1. Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir. O, azizdir, hakimdir.

Tesbih, Allah'ın tüm üstün sıfatlarla muttasıf ve tüm eksikliklerden de münezzeh olduğunu ifade eder.

Aziz, yani 'her şeyde mutlak ğalibtir' ve hakimdir yani bu ğalebe ve tüm fiillerinde hikmet sahibidir.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ


2. Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz?

كَبُرَ مَقْتًا عِندَ اللَّهِ أَن تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ


3. Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında gazab bakımından çok büyüktür.

إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفًّا كَأَنَّهُم بُنيَانٌ مَّرْصُوصٌ


4. Muhakkak ki Allah, O'nun yolunda kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.

Peygamber(sav) bunu tarif ederken iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek ashabına gösterdi.

Bu ayet aynı orduda savaşırken dahi vahdetin ve birbirine kenetlenmenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu, bu durumun Allah'ın muhabbetini hak eden hareket olarak ilan etmesiyle anlatır ki, zaten bundan başka bir maksat yahut daha güzel bir sonuç yoktur.

وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَنِي وَقَد تَّعْلَمُونَ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ فَلَمَّا زَاغُوا أَزَاغَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ


5. Hani Musa kavmine demişti ki: 'Ey kavmim, beni niçin incitiyorsunuz? Halbuki benim Allah'ın size gönderilmiş bir peygamberi olduğumu biliyorsunuz.' Onlar eğrilince Allah da kalplerini eğriltti. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola eriştirmez.

Önceki ayetlerde anlatılan ve zemmedilen hallerin bu ayetle Musa(as)'ın kavminde olduğunu da anlıyoruz. Bunlara örnek olarak bahsedilen ikinci bir toplulukta yine İsrail oğullarından İsa(as)'ın ümmetidir ki onlar da bir sonraki ayetle hatırlatılırlar.

Yani, iman edenlerin sözylediklerini yapmamaları ve cihad için birbirine kenetlenerek savaşmamaları peygamberlerini inciten bir haldir. 

وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِن بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءهُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ


6. Meryem oğlu İsa, 'Ey İsrailoğulları, ben Allah'ın size, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek adı da Ahmed olan bir peygamberi müjdeleyici olarak gönderilmiş bir peygamberiyim' demişti. Ancak kendilerine apaçık delillerle gelince: 'Bu apaçık sihirdir' dediler.

Bu ayet, hristiyanların kendilerine kitaplarında haber verildiği halde yanında değil de karşısında oldukları Muhammed(as)'ın risaletinin kendi ellerindeki kitapla delillendirilmesidir. Yine bir sonraki ayet onların bu peygambere iman ve tabiiyetten başka bir seçenekleri olmadığını ve bunun aksi halin ne olduğunu da  anlatır:

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَهُوَ يُدْعَى إِلَى الْإِسْلَامِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ


7. İslam'a çağrıldığı halde, Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.

يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ


8.  Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Ama kafirler hoşuna gitmese de Allah nurunu tamamlayacaktır.

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ


9. O, Peygamber'ini hidayetle ve hak dinle, bütün dinlerden üstün kılmak için gönderendir, müşriklerin hoşuna gitmese de!

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى تِجَارَةٍ تُنجِيكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ


10. Ey iman edenler, sizi acıklı bir azaptan kurtaracak bir ticareti size bildireyim mi?

تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ


11. Allah'a ve Peygamber'ine iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.

يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ


12. Günahlarınızı bağışlar, sizi altından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerinde hoş konutlara sokar, işte büyük kurtuluş budur.

وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِّنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ


13. Seveceğiniz bir şey daha; Allah'tan yardım ve yakın bir fetih, mü'minleri müjdele.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُونوا أَنصَارَ اللَّهِ كَمَا قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيِّينَ مَنْ أَنصَارِي إِلَى اللَّهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنصَارُ اللَّهِ فَآَمَنَت طَّائِفَةٌ مِّن بَنِي إِسْرَائِيلَ وَكَفَرَت طَّائِفَةٌ فَأَيَّدْنَا الَّذِينَ آَمَنُوا عَلَى عَدُوِّهِمْ فَأَصْبَحُوا ظَاهِرِينَ


14. Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun. Tıpkı, Meryem oğlu İsa havarilere: 'Allah'a (çağrı hususunda) benim yardımcılarım kimlerdir?' demiş, havariler de; 'Allah'ın yardımcıları biziz' demişlerdi. Bunun üzerine İsrail oğullarından bir grup iman etmiş, bir grup da inkar etmişti. Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik, böylece onlar üstün geldiler.

Ensarullah, Allah'ın yardımcıları olarak tercüme edilse de bu tabir, Allah'ın dininin ve peygamberlerinin yardımcıları olarak anlaşılır. Zira Allah, her türlü yardımdan zaten mustağnidir. O, peygamberlerine yardım edenleri bu isimle ifade ederek izzet ikram etmiştir. 

İsa(as)'ın Allah'a davette ve risaletini ifa ederken yardımcılarım kimlerdir sorusunda 'Allah'a' ibaresinde herhangi bir ekleme olmaması da zaten davanın 'Allah' olmasının doğal sonucudur.

10 Nisan 2013

85 - Burûc

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ


وَالسَّمَاء ذَاتِ الْبُرُوجِ


1. Burçlar sahibi göğe yemin olsun.

وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ


2. Va'd olunan güne yemin olsun.

وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ


3. Şahitlik edene ve şahit olunana yemin olsun.

قُتِلَ أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ


4. Hendek ashabı kahrolsun!

النَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ


5. Şiddetle yanan ateş,

إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ


6. Onlar da çevresine oturmuşlardı.

وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ


7. Mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلَّا أَن يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ


8. Onlardan sadece Aziz ve Hamid olan Allah'a iman etmelerinden dolayı öç alıyorlardı.

Aziz, İbn-i Mes'ud-a göre 'ğalibun ala emrih' yani her işte galip olan manasında olup, Hamid ise övülmek sıfatı olan ve mutlak övgüye layık olan olarak Esmau'l Husna'dandırlar.

الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ


9. O ki, göklerin ve yerin hükümdarlığı O'nundur. ve Allah her şeye şahittir.

إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ


10. Muhakkak ki, mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence edip de sonra tevbe etmeyenler var ya; onlar için cehennem azabı vardır ve yine onlar için yakıcı ateş azabı vardır.

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْكَبِيرُ


11. Muhakkak ki, iman edip salih ameller işleyenler için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.

إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ


12. Muhakkak ki Rabb'inin yakalaması çok şiddetlidir.

إِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ


13. Muhakkak ki O, ilk yaratan ve sonra döndürecek olandır.

وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ


14. Ve O, çokça bağışlayan ve çok sevendir.

ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ


15. Arşın sahibidir ve çok yücedir.

فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ


16. Dilediğini yapandır.

هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ الْجُنُودِ


17. O orduların haberi sana geldi mi?

فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ


18. Firavun'un ve Semud'un.

بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي تَكْذِيبٍ


19. Bilakis kafirler bir yalanlama içindedirler.

وَاللَّهُ مِن وَرَائِهِم مُّحِيطٌ


20. Allah onları arkalarından kuşatmıştır.

بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَّجِيدٌ


21. Bilakis o yüce bir Kur'an-dır.

فِي لَوْحٍ مَّحْفُوظٍ


22. Levh-i Mahfuz'dadır.

Ashab-ı Uhdud hadisesi

Ashab-ı Uhdûd'un kimler olduğu ve ne zaman nerede yaşadığı hakkında çok değişik rivayetler ve her bir rivayetin uzunca birer hikâyesi vardır.

Bu rivayetlerden herhangi birinin doğruluğu kesin değildir. Zaten Kur'an da bu olayı; yer, zaman ve faillerin isimlerini belirtmeden zikretmektedir.

Kafir bir beldenin kralı, iman eden halkını dinlerinden çevirmek, tekrar kendi sapık dinine döndürmek için müminlere eziyet eder, derin hendekler kazdırır. Bu hendeklerin içine büyük ateşler yakılır. Mü'minler hendeğin başına getirilir, Allah'a imanda ısrar edenler ateşe atılacak, küfre dönenler ateşten kurtarılacaktır. Bu dehşetli ateşe rağmen mü'minler imanlarından dönmez ve ateşe atılır. Müminleri ateşe atan bu zalimler, hendeğin etrafına oturmuş olarak yaptıkları bu zulmü zevkle seyrederler. Allah o kafirleri, aynı ateşle veya başka bir yolla helak etmiştir. 

Bu hadisenin zamanı kesin olarak bilinmemekle beraber, Peygamber(sav)'e yakın bir zamanda, büyük bir ihtimalle de Hz. İsa'dan sonra olmuş ve halen yaşayanların birbirlerine anlatarak naklettikleri meşhur bir olay olduğudur.

Bu ayetlerle mü'minler desteklenmiş kafirler ise işkence ile insanları imandan vazgeçirme umutlarını yitirmişlerdi. Bu hadise tarih boyunca değişik versiyonlarıyla hep yaşanagelmiş ve halen de yaşanan taze bir gerçekliktir.

Kıyamete kadar devam edecek olan tevhid ve şirk kavgasında; adalet yahut vicdan duygusundan mahrum kafirler, iman edenlere fikir ve amellerle ğalebe çalamayacaklarından dolayıdır ki, işkence ve zulme yöneleceklerdir. Mü'minler ise bu muameleleri dünyaya ait acılar olarak bilecek ve bir bakıma cennetin ve Allah rızasının sebebi olarak görüp sabırla ve gülümseyerek ahirete yürüyeceklerdir.

09 Nisan 2013

87 - A'la

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ


سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى


1. En yüce olan Rabb'inin ismini tesbih et!

الَّذِي خَلَقَ فَسَوَّى


2. Ki O, yarattı ve düzgün bir şekle soktu.

وَالَّذِي قَدَّرَ فَهَدَى


3. Takdir etti ve yol gösterdi.

وَالَّذِي أَخْرَجَ الْمَرْعَى


4. Otlağı çıkardı.

فَجَعَلَهُ غُثَاء أَحْوَى


5. Ardından onu siyah, kuru çöpe çevirdi.

سَنُقْرِؤُكَ فَلَا تَنسَى


6. Sana okutacağız ve artık unutmayacaksın.

إِلَّا مَا شَاء اللَّهُ إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفَى


7. Allah'ın dilediği hariç. Muhakkak O açıkta olanı da bilir, gizli duranı da.

وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَى


8. Seni en kolay olana muvaffak edeceğiz.

فَذَكِّرْ إِن نَّفَعَتِ الذِّكْرَى


9. Eğer öğüt fayda verecekse öğüt ver.

سَيَذَّكَّرُ مَن يَخْشَى


10. Korkan öğüt alacaktır.

وَيَتَجَنَّبُهَا الْأَشْقَى


11. En bedbaht olansa ondan kaçınır.

الَّذِي يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرَى


12. Ki o en büyük ateşe girecektir.

ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى


13. Sonra onun içinde ne ölür, ne de yaşar.

قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى


14. Doğrusu, arınan kurtulmuştur.

وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى


15. Ve Rabbinin adını anıp namaz kılan.

بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا


16. Bilakis, siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz.

وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَى


17. Ahiret ise daha hayırlı ve sonsuzdur.

إِنَّ هَذَا لَفِي الصُّحُفِ الْأُولَى


18. Muhakkak bu, önceki sahifelerde vardır;

صُحُفِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى


19. İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde.

03 Nisan 2013

91 - Şems

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ


 وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا


1. Andolsun güneşe ve onun ışığına,

 وَالْقَمَرِ إِذَا تَلَاهَا


2. Onu izlediği zaman aya,

 وَالنَّهَارِ إِذَا جَلَّاهَا


3. Aydınlandığında gündüze,

 وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا


4. Çöktiği zaman geceye,

 وَالسَّمَاء وَمَا بَنَاهَا


5. Göğe ve onu bina edene,

 وَالْأَرْضِ وَمَا طَحَاهَا


6. Yere ve onu yayana,

 وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا


7. Nefse ve ona şekil verene,

 فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا


8. Sonra ona kötülüğünü ve takvasını ilham edene,

 قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا


9. Onu arındıran kurtuluşa ermiştir.

 وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّاهَا


10. Onu gömense kaybetmiştir.

 كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَاهَا


11. Semud, azgınlıkla yalanladı.

 إِذِ انبَعَثَ أَشْقَاهَا


12. En şakileri ortaya çıktığında,

 فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَاهَا


13. Allah'ın Rasulü onlara dedi ki: 'Allah'ın devesi ve onun su içme hakkı'.

 فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنبِهِمْ فَسَوَّاهَا


14. Ancak onu yalanladılar, onu kestiler. Rableri de günâhları dolayısıyla üzerlerine şiddetli azap indirdi ve dümdüz etti.

 وَلَا يَخَافُ عُقْبَاهَا


15. Bunun sonundan da korkmamaktadır.

10 Mart 2013

Oraya gidin ve namaz kılın!

Hepimizin malumu Birleşmiş Milletler tarafından da bir şekilde ifade edilen devletimsi bir şey daha var orada ve şu an resmen tanınan haliyle Filistin Özerk Yönetimi ve bu yönetimin kontrolünde olduğu söylenilen Batı Yaka olarak tercüme edilen Batı Şeria'nın hiç bir yerinde mutlak Filistin kontrolü yok, içinde hiçbir yahudi asker ya da polisin olmadığı Eriha'da bile girişlerde yahudi askerler kontrol noktaları oluşturmuşlar.

Batı Şeria'nın en önemli şehri el-Halil'de hemen her köşede yahudi askerleri bekliyor, mescid girişleri de extra kontrol ediliyor. El-Halil'deki İbrahim(as) camisinde yaşanan katliam sonrası güya korumak için konulan kontrol noktaları sadece müslümanları taciz ediyor. Oysa bu katliamda Yahudiler sabah namazı kılan Müslümanları katletmişlerdi.

Mescid-i Aksa girişlerinde düzenli olarak Filistinlileri taciz eden yahudi askerleri Türkiyelileri görmekten rahatsız oluyorlar. Sırf onları rahatsız etmiş olmak bile ayrı bir mutluluk ve giriş çıkışlarda yüzlerine bakmadan geçiyoruz kapılardan.. Durdurup nereden geliyorsunuz diye soruyorlar. Kapı içinde bekleyen Filistinli bekçi hemen atlıyor araya giriyor ve ‘bunlar bizim kardeşlerimiz, Türkiyeliler’ diyerek girişimizde sorun çıkmasını engelliyor.

Kudüs girişindeki kontrol noktasındaki yahudi sivil görevli şaşkınlığını alenen ifade etmişti: Noldu neden bu kadar 'türk' geliyor artık. Gerek sivil gerek asker yahudiler bizi orada görmekten çok rahatsızdılar, gözlerindeki kin ve istihza yerleri kirletiyordu..

Filistinliler ise rehberimizin açıkça söylediği üzre; bizi görmekten mutlu oluyor ve emanete ortak olmamız gerektiğini söylüyorlar.

Filistin devleti olarak lanse edilen Abbas yönetimi tamamen hayali bir avuntudan ibaret. Batı Şeria'nın her santiminde iğrenç bir işgal var. Ürünlerin toplanmasına izin verilmediği zamanlarda dallarda çürüdüğünü anlatıyor rehberimiz. Herşeyin izne tabi olduğu işgal altındaki topraklarda sukunet mümkün değil artık! Yurdu işgal edilmiş ve her türlü haksızlığa, hakaret ve aşağılamaya tabi tutulan Filistin halkında kimse boyun eğmesini isteme hakkına da sahip değildir. Şeyh Ahmed Yasin’in dediği gibi; ‘hiç değilse aleyhimizde olmayın’…

Mescidi Aksa çıkışında kimlik kontrolüne tabi tutulan pırlanta gibi delikanlının gözlerinde bir kaç saniyede gördüklerim anlatılmaz. Gençler her yerdeler. Kanuni surlarında oynayan küçükler görüyoruz. Fakirlik kelimenin tam anlamıyla diz boyu. Herşeyi işgal edilmiş bu insanların Eriha’da bize anlattıkları ve adeta bayramı bekler gibi bekledikleri ve belki de çok az insanın bildiği ticaret ve sanayi alanı inşası bittiğinde hiç değilse Eriha bir nefes alabilecek ve dünyanın en kaliteli hurma ve üzümlerini Türkiye üzerinden satma imkanı bulabilecekler. Bu projenin üzerinde Erdoğan damgası var ve tıpkı herhangi bir devlet işi gibi buradaki projeleri takip ediyor. Gerek bu gibi ekonomik projeler ve gerekse İslam eserlerinin restorasyon işlerinde hep aynı eli görüyoruz.

Mescid-i Aksa’da devam eden ve Kubbetu’s-Sahra’yı kubbesini yıkılmaktan muhafaza eden resrotasyon hızla devam ediyor. Proje mühendisi İstanbul’da eğitim almış ve gayet düzgün Türkçe konuşabilen Filistinli mühendis her şeyin Erdoğan’ın himayesinde devam ettiğini anlatıyor. İznik’ten gönderilen çinilerin tam 4 ay kapıda nasıl bekletildiğini ve ancak Türkiye’nin müdahelesi ile içeri alınabildiğini aktarıyor. ‘Türkiye büyük devlet’ derken koltuğunda geriye yaslanıp adeta bunun keyfini çıkartıyor.

Filistinli çocuklar tartışmasız Polat hayranları. Büyükler ise Türkiye'nin bir umut olup olamayacağını tartışıyorlar. Sokakta Türkiyeli olduğumuzu fark eden gençler ‘Polat’ diye sesleniyor ve el sallıyorlar. Bu kesinlikle bir dizinin fenomen olması gibi basit bir şey değil.

Kudüs'ten, etrafı mübarek kılınan Mescidi Aksa'dan, hüzünler prensesi Kubbet'us Sahra'dan ve onların mübarek murabıtlarından ayrılıyoruz. Yalnız Kudüs’ten ayrılmak üzerine bir destan yazabileceğimi biliyorum, ancak bunun yeri burası değil…

Kudüs'e, Mescidi Aksa'ya, Kubbet'us Sahra'ya ve cennetin kraliçesi Meryem'e veda! Filistin bizimle geliyor!

Tüm Osmanlı hayranlarını Yafa'ya davet ediyorum, gelin ve hanların, camilerin nasıl talan edildiğini görün diye. Bir zamanlar Ecyad Kalesi yıkılıyor diye Suud’a ateş püsküren yiğitlerin hemen her hafta yeni bir Osmanlı eserini yok ettiği gerçeğini nedense görmezden geliyorlar!

Yafalı bir genç bizimle 5 dakika konuştuktan ve neler yaşandığını anlattıktan sonra adeta bir suçlu gibi karanlığın içinde kaybolduğunda sorular rehberimizin ‘bu genci bize bir şeyler anlatırken kaydettiyseniz lütfen kayıtları siler misiniz’ cümlesiyle boğazımıza tıkanıyor. Genç durumu anlattıktan sonra, ‘kayıtları silmemizi aksi halde havaalanında yapılacak bir kontrolde bu durum fark edilirse başına gelebilecekleri tahmin edemediğini’ söylemişti.

Her dakika her köşede Filistin gerçeğine en ağır tonlarıyla şahid oluyoruz…

Ben Gurion havaalanı gidiş için de bize gelişimizden daha büyük sürprizler sunuyor. Önce sorgu-sual, sonra: Bir x-ray, iki elle arama, üç tekrar x-ray vs vs ve nihayet 3,5 saatte bir havaalanına girebildik. Burası Tel Aviv.

Ben Gurion havaalanında bize yapılan muamele ile eksik kalan tüm öfke kaplarımızı doldurdular. Aşağılanarak aranan 'soft' müslümanlar gözleri ateş saçarak uçağa bindiler. Bize bunu yapanlar kimbilir, diye başlayan cümleler kuruldu. Soyularak arananlar, hurmaların içine kadar bakılan ve hatta çamaşırların kıvrımları kontrol edilerek yapılan tuhaf işlemler.

Herşey bittikten sonra uçağa geçiyoruz ve yaklaşık bir saat araması devam eden 4 kişiyi bekliyoruz. Bu muamelenin temel hedefi bir daha gelinmesin için diyedir tahminleri ile ayrılıyoruz mübarekliği ayetle sabit topraklardan…

Filistinliler ve orayı görenlerin ortak kanaati; artık içeriden bir ayaklanma vs ile işgalin son bulma ihtimalinin olmadığı oluyor. Filistinliler kadın-erkek her vakit koştukları Mescidi Aksa'nın murabıtları olarak secdelerde, kunutlarda gözyaşlarıyla duaya sarılmışlar. Vaazlar, dualar hep son Filistinli nefes aldığı sürece Aksa'ya sahip çıkılacağı sözleriyle bitiriliyor.

Siyonist işgal öylesine yayılmış ve her yerde kendini silahla ortaya koymuş ki, Filistin halkının umudu ve gözleri artık dışarıya bakıyor.

Filistin sokaklarında serseri gençler var, namazlarda camiye bile girmeyen bu gençler cami kapılarında her çatışmada en ön saftalar ve canlarını yani sahip oldukları tek sermayelerini ortaya koyuyorlar.

En son 12 yaşında plastik silahla oynayan bir çocuğun 6 kurşunla vurulduğu el-Halil'in çocukları ve gözleri unutulmayacak gerçekler. Filistinli çocukların gözleri çok güzel kesinlikle…

Velhasıl-ı kelam Filistin adım adım bitiyor, hem toprak hem halk olarak hem de zihinlerde. Bir 'mucize' bekliyor herkes! Kimileri için bu 'mucize' Türkiye ya da Tayyip Erdoğan.. O şartlarda tutunacak bir 'dal' çok önemli ve bunu çok iyi görerek ve duyarak anlıyoruz.

Filistinli esnaf her fırsatta 'one minute' kullanıyor.. Mavi Marmara bir çok sohbetin değişmez başlıklarından biri. Osmanlı, Filistin'de eserleriyle yaşayan ve büyük bir hasretle yad edilen, efsanevi bir 'umut tohumu'. Kubbetu’s-Sahra’da muallak kayanın altında tüm mescid alanlarını kaplayan seccade modeli halının üstüne serili dokuma halı ayrı bir değerli diyor rehberimiz, onu Erdoğan’ın halısı olarak takdim ediyor.

Bu alanda anlatılabileceklerin kısa bir özeti idi bunlar. Bu ziyaretin hatıralarını bir ömür saklayacak ve her sözüme ve her yazıma mutlaka bulaştıracağım.

Resulullah (s.a.s)'a soruldu: "Ey Allah’ın Rasulü, bize Mescid-i Aksa hakkındaki hükmün ne olduğunu bildir". Resulullah (s.a.s.) da şöyle buyurdu: "Oraya (Mescid-i Aksa'ya) gidin ve içinde namaz kılın." Resulullah (s.a.s) sözlerine daha sonra şöyle devam etti): "Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin." (Ebu Davud, Kitâbu's-Salât, 14)

15 Şubat 2013

Merhaba Hüzünler Prensesi

kubbetus-sahra

Filistin’e gitmek demek İsrail işgal bölgesine girmek demek. Bu dramatik gerçeği bilerek yola çıkmıştık ve nihayetinde meşhur İsrail gümrüğünün olağandışı kontrollerine takıldığımda eski bir arkadaşım olan rehberimizin ‘seni sorgusuz bıraksaydılar, şüphelenirdim’ esprisi eşliğinde çoğunlukla acı acı gülerek uzun uzun bekledik ve kısa sorgu sual faslından sonra nihayetinde ‘işgal edilmiş’ topraklarımıza girmeyi başardık.

Gecenin bir yarısı geçtiğimiz caddeleri ve sokaklarıyla Tel Aviv herhangi bir Hollanda şehrinden farksızdı... Sonra Kudsü Şerif’e girdik, sabaha çok az zaman kaldığı için El-Fındık’ul Vatani’ye yerleştikten sonra kısa bir uykunun ardından Mescid-i Aksa’ya yani uzak mescide doğru yürüdük, zira artık o uzak mescid yürüme mesafesi yakınlığındaydı..
Kudsü Şerif’in kadim kısmı Sultan Süleyman-ı Kanuni tarafından inşa ettirilen surlarla çevrili ve o surların içi tarihi bir hatıradan oluşuyor. Köşedeki İsrail bayraklı polis karakolunun iğrenç katkısı manzarayı bozmaya yetmiyor.
Kadim Kudüs sokaklarından kadim hatıraların kokusuyla geçiyoruz. En çok kadınların duyduğu yasemin kokan Meryem kokusu var sokaklarda!..

Mescidin ana kapısına 2 köpek bağlanmış, gelip geçenlere hırlayan ve pis pis bakan köpekler bunlar. İlk karşılaşmamızda Mescidi Aksa’ya gelmiş olmanın ilk heyecanıyla onlara hiç aldırmadan geçiyoruz kapıdan.. Kubbet’us-Sahra tarafından giriş yaptığımız için ilk merdivenler üstündeki kemerlerin arasından onu görüyoruz. Kudüs’ün mahzun prensesi diyoruz ve artık lakabı ‘Hüzünler Prensesi’ olan Kubbet’us-Sahra’yı dünya gözüyle görmüş oluyoruz.

Yağmur yağıyor!

Meryem’in süpürdüğü basamaklardan ve peygamberlerin secde ettiği meydandan geçiyoruz.

İşte solumuzda hemen Kubbet’us-Sahra’nın önünde ‘Mihrab’un-Nebi’ yani Peygamber(sav)’in diğer peygamberlere imamlık ederken durduğu nokta.. Her köşeden bir peygamber selam veriyor! Her taşa bir başka kahraman baş koymuş, secde etmiş ya da kan dökmüş..

Alacakaranlıkta 'esselamu aleykum Turkiya' selamları arasında mescide girerken 'umut' kokuyordu heryer ve herşey. Nasıl tanıdıklarını bilmiyorum ama bütün Filistinliler Türkiye’li olduğumuzu biliyorlar burada.

Nihayet o kalabalıktan geçerek Kıble Mescidi’ne geliyoruz. İmam, Fetih suresi ile cemaate umut ipi uzatmıştı, insanlar Kur'an ile umutlanıyor burada, ne güzel.. Kapısında İsrail köpeklerinin beklediği, işgal altındaki bir mescidde Fetih suresi Filistinli cemaate nasıl geliyor bilmiyorum ama bana ‘umut’ gibi geliyor.

Sonrasında her göz göze geldiğiniz Filistinli hemen selam veriyor, sürekli selamlaşıyoruz, selam kurtuluş demek, kardeşlik demek zira..

Filistin'i yakında görünce neden film icabı dahi olsa yahudiye kurşun atan Polat'a hayran olduklarını anlayabiliyor insan.. Sokaklardaki çocuklar bizi görünce Polat’ı hatırlıyorlar. Orada burada muhabbetler arasında Mavi Marmara, Türkiye kelimeleri takılıyor kulağımıza.. Uzaklardan yıllar yılı sadece izlediğimiz gerçeklerle burada burun-buruna geliyoruz.

Kudüs’te anladığım ilk gerçek, Mina’da çadırının kapısından bize doğru ‘Mavi Marmara’ diye seslenen ülkesini bilmediğim hacıların neden bu kadar düzgün Mavi Marmara diyebildikleri oldu.

Dışarıdan istediğinizi söyleyin ama evinin dibindeki mescide yahudi askerlerinin kontrol noktasından geçerek ve onların izniyle girebilen bir adam 'one minute'e hayran olabilir.. BU da çok anlaşılır bir durum. Politik açıdan olağandışı görülebilecek olan o çıkış Tayyip Erdoğan’ı Filistinlilerin kahramanı yapmaya yetmiş evet.

Burada, Filistin'de çok yağmur yağıyor ama gök gürültüsü yok; o yüzden belki de gür sesli adamları çok seviyorlar.

Kudüs kan kokuyor, Kudüs binbir çiçek kokuyor.. Ve Kudüs kan ağlıyor, bundan sonrası çok daha zor olacak.. Yazmak ve anlatmak kadar bu hatıralarla yaşamak çok zor olacak!..

‘Evinize, vatanınıza, kıblenize hoş geldiniz’ diye karşılamışlardı bizi.. Oysa biz evimizi böyle görmeye dayanamayız! Vatanımızı böyle siyonist kontrolünde bırakamayız! Oysa biz kıblemizi, Mi’rac yurdunu. Peygamberlerin hatıralarını, Muhammed(as)’ın izlerini, Meryem’in kokusunu bırakamayız ki!

Daha ilk günden içimizi yakan işgalin iğrenç manzaraları altında yurdumuzda, vatanımızda yürüyoruz. ‘One minute’ orada da sloganımsı bir espri artık. Herkesin bildiği ortak dilin, işgale karşı dilin kelimelerinden birisi haline gelmiş.

Filisitinli rehberimizin ‘sizi bekliyoruz, ne zaman geleceksiniz’ sözü kulaklarımıza asılı kalıyor. Oradakilerin yani içeridekilerin, zindan arkadaşlarının artık çıkış umutları dışarıya kalmış.. Tek yapabilecekleri şeyin varolmak ve rahatsız etmek olduğunu anlatıyorlar.

Uzaktan duyulduğunda ne anlama gelir bilemem ama defalarca Filistinlilerin ağzından ve hatta Cuma hutbesinde imamın dilinden şu cümleleri duymak orada çok uzun bir destan okumak ve hatta yaşamak gibi idi:

‘En son ihtiyar, en son kadın ve en son çocuk can verinceye kadar buradayız ve direnmeye devam ediyoruz!’
Gençler ve erkekler zaten öldürülmek için doğdukları ve yaşadıkları için onların adını zikretmeye bile gerek duymuyorlar... Derin bir tevekkülle yaşıyor ve ölüyorlar.

Orada öyle bir hayat yaşanıyor ki; ölüne değil ölüme acıyasın geliyor...

10 Kasım 2012

Güzel yemek yoktur!

Kargaya yavrusunun şahin göründüğünü biz uydurmuşuzdur. Karga nasıl göründüğüne bakmaz halbuki yavrusunun... Annedir ve olay bitmiştir! Yavrunun herşeyi tatlı ve güzeldir.

Anneleri farklı kılan nedir diye çok düşünüyorum...

Yaratan bize kendinden sıfatlar vermiş. O Semi'dir, biz de işitiriz. O Basar'dır, biz de görürüz. O Hayy'dır, biz de yaşarız. O Muhalefet'un lil-Havadis'tir, biz de birbirimizden mutlaka bir yönümüzle ayrıyız. O Alemlerin Rabb'idir, biz sahip olduklarımızın efendileri... Bu örnekleri uzatabildiğiniz kadar uzatın, sonuçta ortaya çıkan O'nun bize kendi sıfatlarından birer parça verdiğidir. Bütün bu sıfatlar herhangi bir cinsiyet ayrımı olmaksızın herkese verilmiştir. Bir tek sıfat var ki o sadece annelere özeldir.

Sadece ve yalnızca annelerin bağrında yaratılır yavrular!
Ve yavrularını en çok hep anneler sever, en çok anneler düşünür, en çok anneler ağlar. Kimsenin gönlü bir anne kadar rikkat sahibi olamaz evladına karşı ve kimsenin kulakları onunkiler kadar hassas olamaz, gözleri onunki gibi göremez.

Bir çocuğa en çok anne sahip çıkar, görür, gözetir ve adeta hayatını kuşatır. İstemeden ihtiyaçlarını bilen odur, sormadan cevaplayan ve mutlaka ama mutlaka sonsuz ve sınırsız sevecek olan annedir.

Tıpkı Mevla’nın kullarına olan merhameti gibidir anne merhameti, kızsa da verir, cezalandırsa da yine onun bağrında yaralar sarılır ve ağlanır. Rahim esmasının en büyük tecellisi anneden evlada tevcih edildiği içindir ki çocuğun barındığı anne karnındaki mustesna organa ‘rahim’ adı verilir.

Ve annelerin herşeyi güzeldir ve belki de herşeyin en güzelini anneler yapar. Annelerin hüneri evlatlarına olan merhamet ve muhabbetlerinde gizlidir. O hünerle ortaya çıkardıkları dünyanın en basit yemeği de olsa tadı bir daha başkası tarafından taklit edilemeyecek kadar güzeldir.

Güzel yemek yoktur, annenin yemeğine benzeyen yemek vardır..

Ve çocuklar..

Herbiri bir annenin ciğerparesi, herbiri bir başka güzel.
Çocuk çiçek, çocuk sevgi, çocuk umut, çocuk hayat demek.
Çocuk sabır, çocuk hasret, çocuk gülücük, çocuk gözyaşı demek.
Çocuk can, çocuk canan, çocuk yâr, çocuk yaren demek.
Çocuk anne, çocuk baba, çocuk kardeş, çocuk arkadaş demek.
Çocuk su, çocuk hava, çocuk ışık, çocuk nefes demek.
Çocuk fidan, çocuk yaprak, çocuk tomurcuk, çocuk meyve demek.
Çocuk anne kalbinden beslenen bir yavru demek.
Çocuk ılık bahar yağmurunun şekle bürünüp yürümesi demek.
Çocuk bir sabah esen tatlı esintinin yanakları okşaması demek.
Çocuk yüce dağlarda eriyen karın ovaya inmesi demek.
Çocuk mutluluk, çocuk huzur, çocuk aile demek.
Çocuk tarih, çocuk gelecek, çocuk bugün demek.
Çocuk sokak, çocuk şehir, çocuk ülke demek...
Çocuk dünya demek!
Çocuk dünyadaki herşey demek!

Bütün çocukların bir daha asla ellerine geçmeyecek olan o dönemi en güzel şekilde yaşamaya hakları var. Bütün çocukların annelerinin şefkat ve sevgisini doya doya hissetmeye hakları var. Bütün çocukların iyi eğitilmeye hakları var. Bütün çocukların öldürülmeme hakları var. Bütün çocukların büyüklerin savaşlarında arada ezilmeme hakları var. Oynamaya, gülmeye, sevilmeye hakları var.

Bütün çocukların çocuk olmaya hakları var. Filistinli, Çeçenistanlı, Iraklı ya da Sur‎iyeli yahut nereli olurlarsa olsunlar bütün çocukların çocuk muamelesi görmeye hakları var. Bütün çocukların doyuncaya kadar yemeye, canları istediği kadar içmeye hakları var. Bazan bir yemeği beğenmeyip gül dudaklarını bükmeye hakları var. Bütün çocukların elbise beğenmemeye, birini çıkartıp diğerini giymeye hakları var.

Bütün çocukların annesinin elinden tutarak yürümeye hakları var!
Bütün çocukların canları yandığında 'anne' diye çığlık atmaya hakları var.
Bütün çocukların şeker yemeye, bisiklete binmeye, oyuncaklardan bir dünya kurmaya hakları var.
Bütün çocukların nazlanmaya hakları var!

Her çocuk güzeldir aslında, olay güzel anne olabilmekte.

‘Her doğan fıtrat üzere doğar, bundan sonra annesi ve babası onu ya Yahudi, ya Hristiyan, yahut Mecusi olarak yetiştirirler.’ (Sahih-i Muslim – 4803)

Fıtrat, yani yaratılıştaki mahiyeti itibariyle her insan lekesiz, tertemiz ve imana en müsait bir haldedir.

Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin

  Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...