29 Aralık 2018
Neticede insanız
İyilik ya da kötülük yapmaya meyyal yaratılmış, bir gün iyi ertesi gün kötü olabilen, bazen bir ömür iyi kalıp son anda yön değiştiren ya da tam tersi hayatını kötülüklerle heba etse de hayırlı ve iyi bir finalle toprağın altına gidebilen, yaratılışı en güzel ancak yaşayışı buna nispetle en kötü olabilen, olma ihtimali bulunan tek canlıyız.
Herhangi bir hayvan istese de insan kadar iyi ya da insan kadar kötü olamaz, esasen isteyemez de bunu; zira onlar yaratıcılarından aldıkları vahye itirazsız tabi olurlar, itiraz etme, sapma insana verilmiş bir imtihandır.
Bal yapmak arının varlık sebebidir, yapmazsa yok olur. Varlık sebebi ibadet olan insan da aslında yapmazsa yok olmaktadır ancak bunu anlaması için ölmesi gerekir.
İyiliklerden iyilik seçme imkânımız olan zamanlar en iyi anlarımızdır, hangisini seçersek seçelim iyidir zira. İyiliklerden birini terk edince bir başkasını yapamama gibi bir yasağımız da yoktur. Bu hem dinde hem insanlıkta böyledir.
Herhangi bir dini vecibeyi yerine getirmeyen birinin bir başkasını yapmasına bir mani yoktur. Oruç tutmayanın namaz kılabilmesi gibi.
Aynı şekilde herhangi bir kötülüğü ya da günah işleyenin de, diğer kötülük ya da günahlardan kaçınma imkân ve ihtimali vardır.
Kötülüklerden kötülük seçmek, haramlardan haram beğenmek ya da herhangi haram ya da kötülüğü küçümsemek; haramların ve kötülüklerin en tehlikelisidir.
Bir haramı ya da kötülüğü yapmıyor olmak kişiye başka bir haramı işleme ya da kötülük yapma serbestiyeti vermez.
Yine iyiliklerden bir iyiliği küçük görmek, gereksiz saymak ya da bir iyiliği yapmamanın başka bir iyiliğe engel olacağını sanmakta aynı derecede hata olur.
Bir iyiliği yapmıyor olmak kişiye başka iyiliklerin yolunu kapatmaz.
Neticede insanız, bir yanımız temiz bir yanımız kirli.
Kış günlerindeyiz, soğuğun ve doğal hadiselerin bölge bölge hayatı zorlaştırdığı hele de bazıları için çok daha zorlaştırdığı zamanlardayız. Evsizler ve evlerini ısıtma imkânı olmayanlar için yapılacak her iyilik şu an en güzel iyiliktir, en gerekli iyiliktir.
Çok uzaklarda değil, sadece sınırlarımızın ötesinde sellerin bastığı çadırlarda, dizlerine kadar sular içinde on binlerce insan yaşamaya çalışıyor.
İyilik yapabilmek için Allah(cc) herkese fırsat vermez, herkese imkân da vermez. Olsa da versem diyenlerimiz çok olduğu gibi, rastlasam da gerçekten ihtiyaç sahiplerine yardım etsem diyenlerimiz de vardır.
İyilik yapma imkânı ve fırsatı olanların kaçırmaması için her zaman doğru zamandır, her iyilik büyüktür ve her kötülükte öyle…
İyilik ibadettir, kötülük isyan; iyilik fazilettir, kötülük rezalet.
İyilik huzur ve sükûnet, kötülük kaygı ve telâşedir.
İyilik aydınlık ve ferahlıktır, kötülük karanlık ve sıkıntı.
“Yarım hurma ile de olsa cehennemden korunun!”
23 Aralık 2018
Kul kalmak yetmiyor mu?
Düşünce özgürlüğü ve ifade hürriyeti batılı bir puttu, üstüne doğulu kıyafet giydirip İslam hakkında kullanmaya kalkanlar ne yaptıklarını bilmiyorlarsa yazık, biliyorlarsa çok daha yazık!
Batılılar konu İslam olunca o putu çoktan yediler, bizimkilere ne oluyor anlamıyorum.
Allah'ın sınırlarını tanımayan bir düşünce özgürlüğünün nereye varacağını bilmek istemiyor olabilirler ama bizzat sınırlar ve kurallarla ilgili düşünmenin sonunda varılan nokta, akla tapınma ve mukaddesatı reddetmek oldu, oluyor.
Çok kafası çalışan ve çok iyi düşünebilen biri varsa otursun, Allah'ın arşının altında bir sinek kanadı kadar kalan uzayın sonuna bilgi olarak, tez olarak değil his olarak ulaşmayı düşünsün; delirmeden Allah'ın kudretine teslim olmak ya da aklından vazgeçmek durumunda kalır.
Acziyet ve kulluk gerçeğini içinizi sindirmeden bu din kalbinizi tatmin etmez!
Kuluz biz kul, yani Türkçesi köle!
Neyin havasındasınız?
Hangi özgürlük yaraşır bir köleye?
Özgür olmak isteyen nasıl kul kalır?
Bırakın kaçmaya çalışmayı, teslim olun kulluğa ve amel edin, kafi..
Ha şimdi düşünce özgürlüğünü kabul etmeyen bir yobaz mı oldum?
Hayır, kabul ediyorum!
Mesela oturun şehrimizin trafik sorunlarını nasıl çözeriz diye düşünün, harika bir özgürlük alanı.
Yeşili korumak ve gelecek nesillere daha sağlıklı bir çevre bırakmak için neler yapmalıyız, düşünün bol bol ve anlatın herkese.
Özgürsünüz.
İnsanlara faydalı teknolojiler, sağlıkla ilgili gelişmeler üretin düşünerek.
Yeryüzünün kibirli ve zalim devletlerinin sömürgelerine nasıl engel oluruz diye bol bol düşünün, özgürsünüz, özgürüz, özgürler!
İnsanların sorunlarını düşünmek ve çözüm aramak düşünce özgürlüğü olarak neyimize yetmiyor?
Neden Allah(cc)’in dinini kurcalamak, değiştirmek ve saptırmak için uğraşalım?
Nedir bize şeytanın gösterdiği, sağ ya da soldan yaklaşarak burnumuza uzattığı dünyalık kazanç?
Nedir elimize geçecek olan? İnsanların saygısı mı? Müslümanların hürmeti mi?
Ne olabildi tarih boyunca bu dini, fikirleri ve yaptıkları ile tahrif etmeye çalışanlar?
Ne olacak?
Ne olabilir?
Mekke yolunu yeniden mi keşfedeceğiz?
Medine yeterince nurlu değil mi de bizim süper düşüncelerimizle daha bir nurlanacak?
Beğenmediğimiz nedir?
Farzlar mı? Sünnetler mi?
Kitap mı sünnet mi ağır geliyor?
Yaşamak bize ağır geliyor diye aslını inkar edip, yok etmeye çalışmak nedir?
Allah(cc)’den hidayetimizi artırmasını dileyelim. Kalplerimizi iman ile tatmin etmesini ve bize İslam ile amel etmeyi kolaylaştırmasını isteyelim. O isteyene verir. Vereceğini vadetmiştir.
22 Aralık 2018
Dinde fikir hürriyeti yoktur
İnsanlar her konuda akıllarına geleni söylemeyi fikir
hürriyeti olarak algılamaya başladı. Çayın kalitesinden bahsetmeye benzer bir
rahatlıkla Kur’an ve sünnet hakkında ileri-geri konuşmaktan çekinmeyen bir
kitle var.
Diledikleri gibi saçmaladıkları bir sırada kendilerine
yönelen eleştiri ve kınamaları hemen bir fikir özgürlüğü maskesi ile
karşılamaya çalışıyorlar.
Din hususunda kimsenin aklına geleni söyleme, aklına geleni
hakikat diye ortaya atmaya, kendi fikirlerini dinin temellerine yerleştirmeye
hakkı, yetkisi ve izni yoktur.
Din tamamlanmış ve esasları ile kayıtlara geçmiştir. Bu
esaslar üzerinde ümmetin salih alimleri ittifak etmiş ve ümmetin tamamı da bu esaslar
üzerinde birleşmişlerdir.
Kimse, bu dinin Rasulü(sas)’nden, O’nun sahabesinden ve
onların yetiştirdikleri tabiinden daha iyi bu dini bilemez, anlayamaz veya
onların anladığından farklı bir anlayış getiremez.
Kur’an ve sünnet konusunda sapkınlardan başkasının şüphesi
ve tartışması olmaz. Bu iki temele itiraz edenin veya kendince yorumlarla
bunları iptal etmeye çalışanın da bu din içinde yeri kalmaz.
Kendilerine devrimizin akademik kariyer planlaması içinde
önemli bir yer edinen bazı isimler, otorite oldukları zehabına kapılarak, din
hususunda kuralları yeniden koymaya kalkıyorlar. Dinin temelleri olan Kur’an ve
sünnetin anlaşılması konusunda bir ihtilafı değil, bizzat bu kaynakların
kendilerini sorgulamaktan çekinmiyorlar.
Kur’an; Allah(cc)’in sözüdür, bunun aksini iddia eden, din sınırlarını
aşmış olur. Lafzı da manası da Allah(cc)’dendir. Herhangi bir kelimesi değiştirilmeden
vahyedilmiş, değiştirilmeden kaydedilmiş ve değiştirilmeden nakledilmiştir.
Kur’an’ın “yedi harf” yani 7 kıraat üzere olması arapça dil
kuralları içinde oluşan değişik söyleyiş şekillerinden olup, bunlar da yine
Rasulullah(sas)’e vahyedildikleri gibi bize nakledilmişlerdir.
Bu ortaya konulan iddialar tabi ki yeni değildir. Said bin
Cubeyr(ra) gibi büyük tabiin alimlerinin uğruna canlarını vermekten çekinmedikleri
Kur’an’ın Allah(cc) kelamı olduğu hakikatinin iptali için ortaya ilk nesilden
hemen sonra atılmışlar ve dönem dönem, değişik coğrafyalarda yeniden farklı söylemlerle
görülmüşlerdir.
Günümüzde ise batılı bir müsteşrik edasıyla bunları
tazeleyip dillendirenler, kendilerine yönelen itirazları fikir özgürlüğü
maskesiyle savuşturmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki; Müslümanlar arasında dinleri
hakkında insanların fikir özgürlüğü olduğunu sanarak, bunları savunan kişiler
de görülüyor.
Hayır, Allah(cc)’in dininde fikir özgürlüğü yoktur. Esasen
din kavramı, akılla elde edilen veya tasarlanan bir konu değildir. Din, imana ve
kabule dayalı bir sistemdir.
Akılla meleklerin varlığına iman edemezsiniz! Akılla
göklerden bir meleğin Allah(cc)’in sözünü getirip bir insana aktarmasını
açıklayamazsınız!
Akılla ancak Allah(cc)’i idrak eder ve iman edersiniz. Sonra
da gelen vahye boyun eğer, hakikat olduğuna iman eder ve tabi olursunuz. Ya da
iman etmez ve tabi olmazsınız. Fakat dini akla uydurmaya, fikre tabi tutmaya
çalışırsanız sapıtır ve kendinize bir din türetmiş olursunuz. Ve bu artık
Allah(cc)’in dini olmaktan çıkar…
Dinin sınırları içinde fikir ve yaşantı olarak dolaşmak elbette
serbesttir. Sınırları tayin eden esasları yerinden sökmek hürriyet değil
isyandır!
20 Aralık 2018
Kaşıkçı Efekti
Bizler yani gündemi sıkı sıkıya takip eden, hemen her konuda
bir fikri olan, çağımız bilgili ve bilgiye aç insanları, artık bir şeyi çok iyi
öğrendik; hiçbir olay göründüğü gibi değildir, hele de uluslararası ilişkiler
ve siyasi faaliyetler söz konusu ise hiç değildir.
Arkalarda bir yerlerde gözle görülmeyen, kulakla duyulmayan
bir başka hesap görülüyor ya da götürülüyordur veya hasırların altından su
değil muhtelif akarsular geçiyordur.
Bir adım ötesinde, olayda adı geçen küresel emperyalist
devletlerden biri olunca, daha bir kulak kabartıp; acaba arkasında neler var,
kimlere yine demokrasi götürecek ya da hangi milletin kanını, canını, yer
altını ve yer üstünü sömürecekler diye beklemeye başlıyoruz.
Haksız da değiliz! Bütün bu beklentiler su-i zan değil yani,
tecrübe ile sabit acı gerçekler…
Önce işgal ediyorlar, can yakıp, malları gasp ediyorlar, şerefleri
yerlere atıp, insanları hayattan, bebeleri annelerinden, anneleri ciğerparelerinden
koparıyorlar.
Sonra, ya işleri bitiyor ya hesapları değişiyor ve ne
oluyorsa çekiliyorlar. Arkalarında yanmış ve yıkılmış bir ülke, hayalleri
çalınmış, hayatları karartılmış nesiller bırakıyorlar.
Kara ve kuru topraklar kalıyor geçtikleri yerlerde!
Arada da yer değiştiriyorlar; tıpkı merasını değiştiren
vahşi hayvan sürüleri gibi. Hayır, hayvanlara hakaret olmasın şimdi! Onlar
sadece doyuncaya kadar yer, bunlar gelecek nesillerinin nesillerine yetecek kadar
yeme peşindeler ve doymuyorlar.
Nihayetinde ne olduysa oldu ve Kaşıkçı cinayetinden sonra,
pervasız zalimlerin ve vicdansız katillerin büyük bir açığı yakalandı ki;
adımları titrek atmaya, kelimelere yuvarlak konuşmaya başladılar. Kibirlerine
katran döküldü. Simsiyah korkunç heykeller oldular.
Başkanları da kralları da boynu bükük kaldılar!
Ekonomik hamlelerini durdurdular. Neredeyse her cephede geri
adım atmak zorunda kaldılar.
Tabii ki her şeyi açıklamaya bir tek olay yeterli değil,
hele de karşımızda şeytanın yeryüzündeki en sadık askerleri dururken!
Tarih “Kaşıkçı Efekti” diye bir şeyler yazacak ve gelecek
nesiller tıpkı bizim ‘bir prens öldü diye dünya savaşı mı çıkar’ deyişimiz
gibi, ‘bir gazeteci öldürüldü diye Amerika geri adım mı atar’ diyecekler.
Tabii ki bu tek olay her şeyi açıklamıyor ama denklemin
bilinen sayısı gibi değerli, elimizdeki en net verilerden biri.
Yarınların ne getireceğini ve yukarıda da bahsettiğim gibi,
bu doyumsuz vahşi sürülerin ne yemek istediğini tahmin etmek kolay değil.
Temennim odur ki; onların boşalttıkları alanları, adalet ve
merhametle idare edecek ve mazlum halkların yaralarına merhem olacak adımlar
atacak birileri doldursun.
Bu toprakların insanları çok acı çekti ve artık biraz sükûnet
istiyor. Patlamalardan ve mermi seslerinden; çocukların konuşmayı, büyüklerin
gülmeyi unuttuğu bir bölge için daha ne istenebilir ki?
Yarın daha güzel haberler alabilme umudumuzu hiç kaybetmeyelim!
15 Aralık 2018
Toplumsal değişim; beklenti ve hüsran
Öyle ya da böyle hepimizin hayallerini dolduran,
hayatlarımızın hedefi haline getirdiğimiz birtakım toplumsal değişimler vardır.
Doğru ya da yanlış kısmından bağımsız, hepimizin içinde bir aslan yatar.
Bazılarımızın içindekinin, çakal ya da sırtlan olduğu elimize fırsat geçtiğinde
anlaşılır.
Bir kısmımız bu hayalleri gerçekleştirmek için ciddi adımlar
atar ve elde ettikleri semerelerle sevinir, şevke gelir, daha ötesi için
mücadele ederken; diğer bir yanımız, birilerinin nasılsa bu işi de yapacağı
umuduyla beklemeyi tercih eder.
Sırtlanlar en çok başka asil avcıların avını çalarak
beslenir, bu da fıtratının bir gereğidir, kimse ondan bir aslan asaleti
beklemez zaten!
İnsan olarak ömrümüz çok uzun değildir. Toplumlar da
insanların şekillendirdiği canlı birer varlık gibidirler. Biz ne isek,
yaşadığımız toplumu da ona dönüştürürüz. Dönüştüremiyor ya da değiştiremiyor
isek; ya biz sandığımız değilizdir ya da değişim için yaptıklarımız yanlıştır.
Neticede en ideal toplumların bile bir ömrü vardır ve vakti
geldiğinde son bulur.
Güzellik ve iyiliğin dünyada ömrü kısadır, gerçi dünyada her
şeyin ömrü kısadır. Çünkü dünyanın ömrü kısadır…
Bizlerin fertler olarak samimiyetle durduğumuz yerin,
yaşadığımız toplumdaki değeri, temsil ettiğimiz idealin de geleceğini
belirliyor.
Kendimizde bulduğumuz hakikat ve samimiyetin, muhataplarımızda
bulacağımız cevap ve değişim ile aynı oranda olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Aynı minvalde; yürüdüğümüz yol, uyguladığımız metot,
sözlerimizin doğruluğu, işlerimizin gerçekliği ve niyetimizin samimiyeti,
sonucu belirleyen sebepler olarak, başkalarından önce kendimize bakmamız
gerektiğini hatırlatıyor.
On yıllar boyu tahrip edilen toplumları kısa bir sürede hayallerimizin
ufkuna taşıyamayınca hüsrana kapılmamız gereksiz olur. Batılın ve kötülüğün
ilmek ilmek işlenmesi gibi hakkın ve iyiliğin de dimağlara ilmek ilmek
işlenmesi gerekiyor.
Bugünden yarına, sihirli bir el ile kalpler evrilip
çevrilmeyecek! Sebepler yerine gelmeden bir nefes bile almamız ihtimal
dahilinde değil.
Kalpler Allah(cc)’ın elindedir. O’nun bozduğunu
düzeltebilecek yoktur, O’nun yaptığını yıkabilecekte yoktur.
Biz Müslümanların hayalindeki ideal toplum, tepeden inmeyecek!
Aksine gönüllerden çıkıp tepelere hakim olacaktır.
Tohumların en ideal ortamı topraktır. Serada yetiştirilen
meyveler ve sebzeler tatsızdır, gerçeklikten uzaktır. Fikir ve ideallerin
seralarda yetiştirilmesi ise genetik cinayettir.
Biz köklerimizi toprağımıza salmak ve başımızı çıkarmak
zorundayız. Güneşi verecek olan, O’nun ve bizim rabbimiz olan Allah(cc)’tır.
Suyu yağdıracak, rüzgarı çevirecek, gölgelerimizi atacak, yüzümüzü ağartacak O’dur.
En büyük hüsran, başarı ya da başarısızlığı kendimizden, çevremizden
ve sair insanlardan bilmek olur.
12 Aralık 2018
Hikmet detaylarda saklıdır
Her şeyi herkes bilemez, her konuda herkes bilgi sahibi de
olamaz. Her birimizin bakışı, görüşü farklıdır. İnsanız nihayetinde ve bir sürü
eksiğimiz, yetersizliklerimiz vardır, olacaktır, olmalıdır.
Büyük resimleri gören, her konuda uzman ve söz sahibi olmak
iddiasında olanlarımıza çoğu zaman güler geçeriz.
Manada hikmeti bulmak asıl büyük resimdir aslında…
Bunu görebilmek için de küçük gördüğümüz, değersiz
bulduğumuz bazı veriler, özel birer işaret olabilirler. Yani illa da büyük
resimleri görmemiz gerekmiyor, küçük detaylarla da bir çok hadiseyi idrak
etmemiz ya da bir kişi veya konu hakkında doğru kanaat sahibi olmamız mümkün
olabilir.
İnsan tanımak çoğumuzun en yanıldığı konuların başında
gelir. Her şey yolunda ve muhabbetimiz güllük gülistanlık iken yere göğe
sığdıramadığımız birinin, sonra bir başka yüzüyle karşılaşıp büyük şoklar
yaşayabiliriz.
Oysa sebepler üstüne kurulu bir dünyada, sebeplerin
oluşturduğu bir kaderle yaşıyoruz.
Yağmur yağmadan önce bulutlar görünmüştür ama biz aldırmayıp
yanımıza şemsiye almadıysak ıslanmamız mukadderdir ve yağmur masumdur! Gerçi,
Allah(cc)’in bir kevni ayeti olarak kar, yağmur gibi hadiseler suç ya da
günahla izafe edilemeyecek hadiselerdir ama maksat misal olsun.
Daha yakın bir örnek verecek olursak; bir insanın merhamet
duygusunun varlığı hakkında bize ipucu verecek pek çok şey vardır. Mesela size
çok iyi davranan birini, sebepsiz yere karınca öldürürken görürseniz bilin ki
onda merhamet yoktur ve bir gün kendisini sizin karşınızda karıncaya oranla
güçlü hissettiği an, sizi de ezebilme potansiyeline sahiptir.
Zayıf bir kediye tekme atmak kahramanlık değildir, değil mi?
Asıl kahramanlık, dev bir aslan üstüne yürürken geri adım atmamak, sebat ve
sabırla durup mücadele etmektir.
Trafikte galeyana gelip, başkalarının haklarını gasp eden
birinin, bir gün şartlar değiştiğinde sizin hakkınızı da gasp edeceğini
bekleyebilirsiniz.
Merhamet bir insanda ya vardır ya da yoktur. Varsa herkes ve
her şey için vardır ve yoksa herkes ve her şey için yoktur. Var gibi
davranmasına aldanmamak gerekir.
Kendisine Allah(cc) ve O’nun hakkı hatırlatıldığında
durmayan, durdurulamayan, Allah(cc)’in yasağına rağmen sahtekarlık, zulüm,
yalan ve fitneye devam edenin; Allah(cc) ve ahiret inancından, dindarlığından
şüphe etmek için, illa da cami duvarına bevl etmesini beklememek gerekir.
Hayat, küçük şeyler üstüne bina edilir. Baksanıza bir
nefeste can çıkmaktadır.
Din, küçük şeylerle başlar, yaşanır ya da biter. Bir kelime
ile iman edilip, yine bir kelime ile iman kaybedilmektedir.
Küçük detayların hikmetini kaçırmak bize çok büyük pahalara
mal olabilmektedir.
Bırakınız birileri büyük resimler çizsin, biz küçük
detaylara dikkat ederek yaşayalım.
Yoldan insanlara eziyet veren bir taşı kaldırmanın iman
alameti sayıldığı Nebevi bir anlayışın ümmeti olalım:
İman, yetmiş küsur
şubeye ayrılır. En üst derecesi ‘La ilahe illallah’ sözüdür. En alt derecesi
ise yolda insanlara eziyet veren şeyleri kaldırıp atmaktır. Haya da imandan bir
şubedir. (Müslim)
08 Aralık 2018
Vahdet ama kimle ve nasıl?
Kısaca ‘Müslümanların birliği’ olarak tarif edebileceğimiz vahdet tabiri herhalde siyasi ihtilafların çıktığı ilk asırdan bu yana en çok dillendirilen hedef olmuştur. Ve fakat herhalde en çok ızdırap çekme sebeplerimizden de biridir.
Farklı coğrafyalarda farklı isimler altında bir beylik yahut devlet kuran her güç ve iktidar sahibi sair Müslümanların kendisine bağlanması gerektiğini düşünmüş, iddia etmiş hatta bu uğurda savaşmıştır. İktidar kavgalarının en büyükleri haliyle devletler arasında çıkmış ve bazen çok uzun yıllarımıza ve canlarımıza mal olmuştur.
Temelde hiçbir farklılıkları olmayan ama yalnızca kendi hakimiyetlerini güçlendirmek isteyen emirlerin hayalleri güç ve zaman kaybımızın maalesef ana sebeplerinden biri olmuştur.
Yine tarihi bir gerçeklik olarak; Müslümanlar arasında sağlanan, -tamamını kapsamasa bile- kahir ekseriyetinin dahil olduğu bir vahdetin sağlanması durumunda, dünyaya ve insanlığa adalet ve medeniyet getiren, güçlü ve büyük idareler kurmuşuzdur.
Geçmişin orduları ve şehirleri idare eden emir sahiplerinin savaşlarını anlamak için günümüze bakmak yeterlidir. Yakın tarihimizde işgal edilen Afganistan tecrübesi, Suriye savaşı ve benzeri coğrafyalarda düşmanlara değil kendimize; nefislerimize ve dünyalık heveslerimize yenildik.
Yine bugünlerde sıkça rastladığımız, gerek akidevi gerekse ameli sapmaların temelleri de tarihidir ve çoğunlukla siyasidir. Kendi iktidarlarını destekletmek maksadıyla siyasiler, görüşlerden bazılarını benimseyip hâkim kılmış ve idaresi altındakileri o görüşler etrafında toplayarak saltanatlarını sürdürmüşler.
Benzer yolları takip eden günümüz sulta sevdalıları, bu sebeple olsa gerek; önce Ehli Sünnet akidesini hedef alıyorlar. Direkt olarak saldıramadıkları için dolaylı olarak belamları eliyle önce akide kabuğumuzu kırmaya çalışıyorlar.
“Size anlatılan din uydurma, gerçek din bu değil” başlığı ile girişilen bu şeytani kampanya, sahabeden başlayarak salih önderlerimizi küçültme, değersizleştirme faaliyetleri ile devam ediyor. Teorik olarak sünnete ve kaynağı hadise saldırırken, bir yandan da Kur’an-ı kendi hedeflerine uygun şekilde tefsir etmeye çalışıyorlar.
Kur’an, onların keyiflerine yetmeyince, onun da eksik olduğunu iddia etmekten geri kalmıyorlar.
Gelenek diye aşağıladıkları aslında İslam’ın yüzyıllar boyu devam edegelen temel kaynaklarına dayanan ve Müslümanların pratik hayatlarına sinmiş olarak aktarılan birçok hakikati reddetmeyi marifet olarak sunuyorlar.
Ezan’ı eksik göstermeleri yetmiyor, sahabeye küfür ve hakareti sıradanlaştırıyorlar.
Sünnet bilincini yok etmek için; “peygamberin de annesi yoktu, bu da sünnet, hadi annenizi öldürün” diyebilecek kadar akıl ve mantıktan yoksun bu edepsiz ve kalitesiz kampanya Sünniliği yok etmeyi hedeflediği için en son noktada bir Şiilik daveti geliyor. Henüz o aşamaya gelmeyenlere takiye yapılarak avutulmaları sağlanıyor.
Bunları konuşanlar ve yazanlar ise mezhepçilik yapmakla suçlanarak diskalifiye edilmeye çalışıyor. Vahdet masalları söyleyenlerle gerçekten Müslümanların vahdetini amaçlayanlar arasında süren bu anlamsız ama maalesef taraftarı bol tartışmaların sonu gelmeyecektir. Mezhepçiliğin en alasını yapan ve kendi fitnelerini örtebilmek için başkalarını suçlayan bu uyanık “vahdetçiler”,aslında birilerinin siyasi emellerine hizmet ettiklerini düşünmeden propaganda yapmaya devam ediyorlar.
Ehli Sünnet akidesinden koparılan, kendi ülkesinden nefret eden ve her ortam ve şartta suçluyu kendi içinde arayan ama asla ve kat’a, asıl fitne merkezlerine laf edemeyen, çok güzel bir anti-emperyalizm sömürücüsü ve hatta en büyük Abd düşmanı geçinen ama aslında makbul dost gören bir Müslüman kitle oluşturmak istiyorlar.
Tarih boyunca emperyalist müstekbirlerle savaşmamış, bir şekilde onlarla anlaşarak hep Müslümanların aleyhine dolaplar çevirmiş, bütün gayesi kendi sultasını kurup, geçmişte Müslümanlar tarafından tarihe gömülen müşrik ve zalim devletlerini canlandırmak olan bu karanlık yapılarla kurulabilecek herhangi bir vahdetin olmadığını her akıl sahibi idrak edecektir.
Tarihi tersine çevirmek veya Fırat’ı tersine akıtmak isteyenler buyursunlar bu boş hayal uğruna kendilerini heba etsinler. Biz biliyoruz ki; onların orijinal fikir, harika tespit sandığı o saçmalıklar, tarih boyunca ne kadar bid’atçı sapkın kişi ve grup varsa onlar tarafından dile getirilmiş, saldırı aracı olarak kullanılmış ve hak ettikleri cevapları da almışlar, tarihimizin çöplüğünde yeterince var onlardan!
01 Aralık 2018
Belediyelerden ne bekliyoruz?
Gündem dediğimiz şey, bütün medyatik yönlendirmelere rağmen kendi ilgi alanlarımıza bağlıdır. Kim ne kadar bağırırsa bağırsın, zıplarsa zıplasın; duymak istemediğimiz sesi, görmek istemediğimiz nesneyi duymaz ve görmeyiz.
Belediyecilik ise istisnasız hepimizin hayatında kesin yeri olan bir mesele olduğundan bigâne kalmak gibi bir lüksümüz yoktur.
Kaçınılmaz olarak, kapımızın önünden geçen sokağa onlar hükmedecek, çöpümüzün akıbetini onlar belirleyecek, içtiğimiz suyun kalitesini onlar tayin edecektir. Bu durumda ne olursa olsun, kim ne yaparsa yapsın demek gerçekten büyük bir umursamazlık olur. Sonuçları bakımından bizi direk etkileyen olaylara bir şekilde müdahil olma imkânımız varsa bunu kullanmamız gayet normal bir davranış olur.
Fakat ülkemizde neredeyse pek çok şey gibi belediyecilikte olması gereken normal anlamından çok farklı yerlere sürüklenebiliyor. Müspet ya da menfi bakış açımızı belirleyen, belediyecilik hizmetlerinden çok siyasi duruşumuza, dünya görüşümüze göre şekilleniyor.
Oysa çok basit ve sıradan işler gibi görünse de; hepimizin hayatını kolaylaştıracak, işlerimizi yoluna koyacak, modern şehirlerin çekilmez yaşam tarzını biraz olsun hafifletecek şeyler isteyebiliriz ve bu isteklerimizi seçmemiz için önümüze adaylar koyanlardan isteyebiliriz.
Adayları biz tayin etmediğimiz için, sürece ancak aday tayin edenleri etkileyerek katkıda bulunma şansımız olabildiğinden böyle diyorum.
Sıradan bir vatandaş olarak, bir belediyeden beklentilerimi kısaca yazmak istiyorum.
- İçtiğim suyun temiz olmasını tercih ederim, musluğumdan içebileceğim kalitede su akması gerekir.
- Yakıt olarak kullandığım gazın sorunsuz ve güvenli olarak bana ulaşmasını isterim. Kömür yaksaydım bacalara filtre mecburiyeti isterdim ki zehir solumadan yaşama imkânımız olsun.
- Sokak ve caddelerde yaya kaldırımlarının mutlaka olmasını, engelli ya da bebek arabalı kişiler için mutlaka uygun rampalar yapılmasını isterim. Kaldırımların ortasında yürüyenleri engelleyen ağaç, direk ya da işyerlerinin sergilediği ürünlerinin kaldırılmasını isterim. Mesela görme engelliler için uygulanan çizgili kaldırım üzerine park eden araçların süratle kaldırılmasını, sahiplerinin bir daha yapmayacak kadar ciddi miktarda cezalar almasını isterim.
- Kaplaması ne tür olursa olsun, rögar kapaklarının yol ile aynı seviyede olmasını isterim. Araç kullanırken ya da toplu taşımada tekerlerin çukurlara düşmediği ya da ani yükseltilerle sarsılmadığımız kalitede olmasını tercih ederim.
- Trafik için belediyelerin radikal çözümler üretebileceğini sanmıyorum ama en azından trafik zabıtalarının araçlar içinde gezinmekten daha fazlasını yapabileceğini umuyorum. En azından rastladıkları kural ihlallerine yetkileri kadar müdahale etmelerini isterim.
- Mümkün olan her yere kamera ve radar kontrolleri uygulayarak kural ihlallerinin kişi ya da kurum aracı olduklarına bakmaksızın, herkese en yüksek cezaların yazılarak engellenmesini isterim.
- Parklar başta olmak üzere şehrin mümkün olan her yerinin, orta refüjler dahil ağaçlandırılmasını, yeşillendirilmesini isterim. İmara açılan engebeli ve aslında insan yaşamına uygun olmayan alanların yeşil alan olarak ayrılmalarını ve ağaçlandırılarak korular haline getirilmelerini isterim.
- Belediyelerin kültürel faaliyetlerini en aza indirmelerini, mümkünse tamamen kaldırmalarını tercih ederim. Bu alanın şehircilik gibi asli belediye hizmetleriyle bir alakası olmadığını düşünüyorum. Tiyatro, konser ve konferans gibi etkinliklere belediyelerin bütçe ve zaman ayırması, bu alanlarla hiç ilgilenmeyen büyük halk kesimlerinin haklarını heba etmek gibi geliyor. Buna Ramazan etkinliklerini de dahil ediyorum.
- Toplu taşımada çok geri kaldığımızı herkes biliyor ancak belediyelerimiz bu alanda gereken adımları atmakta hala çok yetersiz ve eksik; şehrimin her yerine toplu taşıma ile süratle ulaşabilmek isterim. Özellikle trafiği etkilemeyen metro çözümünün uygulanması gerekir.
- Belediye başkanlarının sürekli ve sık sık, halk ile etkileşimde olması gerektiğini düşünüyorum. Cami ve pazar yeri gibi halkın toplandığı mekânlarda bulunmalarını, şikâyet ve istekleri direk dinlemelerini isterim. Bu hem onların hem de halkın menfaatine olacaktır.
Bunlar ilk etapta aklıma gelen çok genel şeyler olabilir, her birimizin benzer farklı beklentileri de olacaktır. Ama isteklerimizi basit tutmamızda yerine gelme ihtimali bakımından fayda olduğunu düşünüyorum. Afaki şeylerle vakit kaybetmek yerine gerçek ihtiyaçlarımızı istemek ve beklemek daha hayırlı olur diye umut ediyorum.
Temennim, esas konunun “halkın dünya ve ahiret saadeti” olduğu konularla meşgul olmamızdan ibarettir.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Hariçten gazel okumak; Suriye ve Filistin
Hızlı zamanlarda yaşıyoruz. Günlük hatta saatlik değişimler, olaylar ve bilgiler su gibi hatta esen bir yel gibi akıp duruyor. Bu haber ve...
-
İslam nimeti için, her bir hakikati adedince Allah(cc)’uya hamd ederiz. İslam bize; nesline, akrabalarına ve ırkına adil muamele ve doğr...
-
İslam; Kur'an ve sünnet ile va'zolunan, selefimizin icması ve kıyasları ile fıkholunan dinin adıdır. Bunlarda bulunmayan dinden deği...
-
İmam Buhari olarak meşhur olan hadis alimimizin eseridir. İslam akaidinin müdafası da denilebilecek olan eser Yusuf Özbek tarafından İlahi ...







